Herkül-12 (Cephalus ve Köpeği)
Herkül-12 (Cephalus ve Köpeği)

Herkül-12 (Cephalus ve Köpeği)

     Şafak tanrıçası Eos, kardeşi güneş tanrısı Helios’un saray kapılarını açmak üzereydi. Az sonra bu kapılardan, etrafa ışık saçan atların çektiği araba ile Helios çıkacak ve dünyayı aydınlatacaktı. Eos tam Hymettus dağına ulaşmıştı ki, elinde ok ve yayı ile bir avcıya rast geldi. Bu genç adam bütün Yunanistan’ın en güzel erkeği olarak bilinen Phocis prensi Cephalus’du. Atina kralının güzel kızı Procris ile evlenmiş ve şimdi onun ülkesinde yaşıyordu.
     Tanrıça Eos işlediği bir suçun cezasını çekiyordu; cezası her gördüğü ölümlü erkeğe âşık olmaktı. Bu ceza ona Aphrodite tarafından verilmişti. Eos, Hymettus’daki genç ve güzel Cephalus’u görür görmez ona âşık olmuştu. Acele ile gidip Helios’un gümüş kapısını açtıktan sonra, hemen yeryüzüne dönerek, güzel gencin yakınlarına bir yere indi.
     Çalılıkların arasından çıkan çok güzel bir kızın kendine doğru yaklaştığını gören Cephalus, selam verdikten sonra büyük bir şaşkınlık içinde;
     “Ey güzel kız! Kim olduğunu bilmiyorum. İster su kızı, ister bu dağların perisi, istersen bir tanrıça ol… Lütfen bana iyi şans bağışla,” dedi.
     Yanına iyice yaklaşmış olan Eos;
     “Cephalus,” dedi. Sesi, gencin bugüne kadar hiç işitmediği kadar tatlı ve dokunaklıydı. “Benden istediğin şans zaten sana bağışlanmış. Bana dikkatle bak, ben şafak tanrıçası Eos’um; Sana şans yerine aşkımı veriyorum.”
     Bunu işiten genç heyecanından titremeye başlamıştı. Hemen dizlerinin üstüne çökerek, tanrıçanın ayaklarına kapandı.
     “Güzel tanrıça, beni bağışla. Sevgini vermen için çok değersiz sayılacak bir yaratığım ben. Hem, Atina’da beni bekleyen bir karım var. Kralın kızı Procris ile yeni evlendim ve karımı çok seviyorum.”
     “Böyle konuşacağına, benimle gel sarayıma gidelim. Orada sana, ölümlü gelini unutturarak, beni sevmeyi öğretirim. Sonra, Tanrı Zeus’tan rica eder, sana ilahi gençlik sağlarım. Sonsuza dek benimle yaşar; bugünkü durumunda, hep güzel ve yakışıklı olarak kalırsın.”
     Heyecanı biraz yatışan Cephalus ayağa kalkmıştı:
     “Bu dediklerinizi yapabilmem için yeminimi bozmam gerek! Procris ile birbirimize sadık kalacağımıza yemin etmiştik. O beni başkaları ile aldatmadığına göre, ben de onu bırakamam. Seninle gelemediğim için beni bağışla.”
     Cephalus bu sözü ile Eos’un kıskançlığını uyandırdığının farkında değildi. Tanrıça aslında çok kıskanç ve kurnaz bir ölümsüzdü. Aklından hemen yeni bir plan yaparak konuyu değiştirdi. Sanki Cephalus’un dediklerine hak vermiş gibi, üzgün bir sesle;
     “Çok yüce bir düşüncen var. Karına sadık kalma isteğine ben de hak veriyorum. Ancak biliyorsun ki ben bir ölümsüzüm ve siz, insanların kalbinden geçenleri de görür ve anlayabilirim. Sadık zannettiğin Procris seni bırakıp, senin kendisine verdiğinden daha fazla zenginlik ve armağan sunan biri ile gidebilir. Bunu görüyorum ben.”
     “Bir ölümsüzle tartıştığım için beni bağışla. Fakat, bu görüşünde yanılıyorsun. Karımın hiçbir zaman böyle bir şey yapmayacağını biliyorum.”
     Eos acıklı bir sesle:
     “Zavallı ölümlü! Sen burada avlanırken, Procris’in orada neler yaptığını hiçbir zaman öğrenemeyeceksin!”
     “Bilmesem de olur, ne de olsa o, beni utandıracak bir şey yapmaz.”
     “Demek bana inanmıyorsun. Peki öyleyse sana bunu ispat edeceğim.”
     Zavallı iyi kalpli Cephalus’un içine bir şüphe düşmüştü şimdi. Ya tanrıça doğru söylüyorsa diye düşündü. Eos da karşısındaki gencin duraksamasından, kurmuş olduğu tuzağa yakalandığını anlamıştı. Hemen sözüne devam etti:
     “Şimdi seni büyümle değiştireceğim; böylece tanınmaz bir hale geleceksin. Seni evvelce tanıyanların hiçbiri karşılarındakinin Cephalus olduğunu anlayamayacaklar, hatta karın Procris bile. Bir yabancı gibi yanına yanaşıp ona değerli armağanlar verirsin. Göreceksin ki seninle, istediğin yere kaçacaktır.”
     Cephalus, istemiye istemiye, Eos’un teklifine razı olur. Acele ile Atina’daki evine dönerken, yolda rast geldiği arkadaşlarından hiç birinin onu tanımamalarından, güzel tanrıçanın söylediklerini yerine getirmiş olduğunu anlar. İyi bir tesadüf, Procris evde yoktur. Hemen kendi ağzından bir mektup yazarak, karısına avdan birkaç güne kadar döneceğini, kendi gelene kadar evdeki yabancıyı ağırlamasını ve onu rahat ettirmek için gerekeni yapmasını bildirir.
     Yakışıklı yabancı, değerli armağanlar ve tatlı sözleri ile Procris’i beraberce ülkesi Girit’e kaçırmak için kandırmaya çalışırken, Tanrıça Eos, hemen planının ikinci bölümünün hazırlığına başlamıştır. Bir gece, yabancının aşk dolu sözleri ile mutluluk içinde uykuya dalmış olan Procris’in rüyasına girerek; kocası Cephalus’un onu aldattığını, kendisi ile evlenerek birlikte yaşayacaklarını ve bir daha ona hiç dönmeyeceğini söyler. Bu rüya üzerine, güzel ve yakışıklı yabancı ile kaçıp kaçmamayı düşünen Procris kararını verir. Ertesi sabah yabancının ülkesine gitmek üzere limana giderler. Tam gemiye binmek üzereyken, Tanrıça Eos, planı gereğince, Cephalus’u eski haline sokuverir. Yanında yabancının yerine kocasını bulan Procris şaşkın, aldatılmış Cephalus ise hırsından çılgın gibidir.
     “Hain kadın!” diye bağırır. “Bundan sonra beni kandıramayacaksın. Sakın suçsuz olduğunu söyleme bana. Demek beni göreceğini hiç ummuyordun?”
     Cephalus, Procris’i limanda tek başına bırakarak doğruca Hymettus’a gitti. Tanrıça Eos’un gelmesine daha çok zaman vardı. Bir ağacın dibine çökerek düşünceye daldı. Zamanla korkunç öfkesi azalıyordu. Biraz sonra daha insaflı olarak düşünmeye başladı. Hakikatte karısı ona ihanet etmiş sayılmazdı. Hem aldattı ise de, bir yabancı ile değil, yine kendi kocası ile aldatmıştı onu. Acaba Procris, tek başına bırakıp kaçılacak kadar suçlu muydu? Gecesini bunları düşünerek geçirdi.
     Tam evine dönüp Procris’ten af dileyerek, ondan bir daha hiç ayrılmamaya karar vermişti ki, Tanrıça Eos göründü. Onu, kendisini bekler bulduğuna pek sevinmişti. Ancak Cephalus’un dönüş kararını öğrenince, öfkeli bir sesle;
     “Git aptal insan!” diye bağırdı. “Tanrıçanın aşkını bir kenara iterek git. Ancak, orada seni keder ve yalan bekliyor, bunu unutma!”
     Belki Tanrıça Eos daha pek çok şey söyleyecek; onu tekrar elde etmeye uğraşacaktı. Ancak Cephalus’un daha başka bir şey dinleyecek durumu yoktu. Hiç oyalanmadan evinin yolunu tuttu.
     Kapı kapalı ve içeride de kimse yoktu. Demek Procris oraya dönmemişti. Hemen onu aramaya başladı. Önce etrafta oturanlara sordu, bilmiyorlardı. Sonra limana giderek ayrıldıkları yere baktı, rastladığı insanlara sordu, kimse görmemişti onu. Bütün aramaları boşu çıkınca, güzel karısı Procris’in, kederinden, kendini denize atarak boğulduğuna karar verdi.
     Aslında Procris ölmemişti; Cephalus’un düşündüğü gibi kendini denize de atmamıştı. Utanç ve üzüntü içinde limanda tek başına kalınca, gizlice Girit’e giden gemilerden birine binip, bütün yol boyunca kendini gizleyerek, Knossos şehrine kadar ulaşmıştı.
     Burada, ölümsüz bakire Artemis’in (14) avcı kızlarına katılıp, tanrıça tarafından, evvelce evli olduğu anlaşılana kadar da aralarında yaşamıştı.
     Tanrıça Artemis, Procris’in hikâyesini dinledikten sonra;
     “Bu olayda ne senin ne de kocan Cephalus’un suçu var. İkiniz de Eos’un oyununa gelmişsiniz,” dedi. “Şimdi, söyleyeceklerimi iyi dinle. Erkek kılığına girip hemen Atina’ya döneceksin. Orada Cephalus’u bulup, arkadaşlık kuracak, sonra da onu avlanma yarışına çağıracaksın. Sana vereceğim sihirli gümüş yay ve oklarla onu yeneceksin. Sonra bir de, ölümsüz köpeğim Laelaps’ı veriyorum. Dünyada onun kadar hızlı koşan köpek yoktur; hiçbir avı kaçırmaz. Yarışmada yenilince, elindekileri almak için her şeye razı olacaktır. O zaman kendini tanıtırsın.”
     Her şel Artemis’in dediği gibi oldu. Erkek kıyafeti içinde Atina’ya dönen Procris’i, Artemis gerekli şekilde değiştirdiğinden, hiç kimse tanıyamadı. Kısa zamanda Cephalus ile arkadaşlık kuran genç avcı, sık sık onunla ava çıkıyor, ustalığı ile kocasını şaşırtıyordu.
     Bir gün, çoktandır beklediği fırsatı da yakaladı; nihayet yarışacaklardı. Av yerine sihirli okları ve köpeği Laelaps ile gelen Procris, her atışında bir hayvan vurarak; o güne kadar kendini usta avcı sanan Cephalus’u şaşkına çeviriyordu. Bu yabancının hiçbir oku boşa gitmiyor, en uzaktaki hedefleri bile kolaylıkla vurabiliyordu. Hele yanındaki köpek; bugüne kadar Cephalus böyle bir hayvan görmemişti. Peşine düştüğü avları göz açıp kapayana kadar önce bir köşeye kıstırıyor, sonra sahibinin önüne doğru sürüyordu. Şaşmaz okları ile de bu hayvanları vurmak yabancı için hiç de zor olmuyordu. Cephalus daha fazla dayanamayarak yabancıya;
     “Elindeki ok ve yay ile köpeğine istediğin fiyatı ödemeye hazırım,” dedi. “Bunların benim olması için dünyada veremeyeceğim ve yapamayacağım şey yoktur!”
     Evet, şimdi tanrıçanın dediği gibi her şeye razı idi Cephalus. Procris;
     “Pekâlâ, mesela diyelim ki,” diye söze başladı. “Ben bir kadın olsaydım, istediklerine karşılık benimle evlenmeye söz verir miydin?”
     “Evet, hemen evlenirdim, hatta kayıp karım Procris geri gelse de onu bırakır, seninle evlenirdim.”
     “Peki, madem ki kabul ettin, yayı, okları ve köpeğimi alabilirsin,” dedi. Biraz durakladıktan sonra, “Hatta eğer affettinse beni de alabilirsin.”
     Tam bu sırada Tanrıça Artemis, Procris’i eski haline döndürmüştü. Tekrar bir araya geldiklerinden dolayı sevinerek birbirlerine sarıldılar ve Tanrıça Eos’un ortaya çıkmasından önceki mutlu hayatlarını yaşamak üzere evlerine döndüler.
     Her ne kadar karı koca arasında hiçbir kırgınlık kalmamış olsa da, Eos’un varlığı Procris’in kalbindeki kıskançlık ateşini devamlı olarak körükleyip duruyordu. Cephalus’un her ava çıkışında, eski sevgilisi ile buluşup buluşmayacağını düşünüyor, çaresizlik içinde kıvranıp duruyordu. Bütün bu şüphelerden kurtulmak için, bir gün onun peşinden gizlice av sahasına kadar giderek hakikati gözleri ile görmeyi kararlaştırdı.
     Bir çalılığın arkasına saklanmıştı Procris. Biraz ileride, kendine doğru yaklaşan kocasını rahatlıkla görebiliyordu buradan. Değerli köpeği Laelaps yanında, sihirli yay ve okları da omuzunda asılıydı. Etrafını kollayarak sessizce ilerliyordu. Görünürde Eos veya onunla ilgili herhangi bir şey yoktu ve Cephalus her zamanki gibi av peşindeydi.
     Evet, Cephalus her zamanki gibi av peşinde ve saatlerdir izini kovaladığı karacayı nihayet sıkıştırmak üzereydi. Birden ilerisindeki çalılığın hafifçe kıpırdadığını görür gibi oldu. Tanrıça Artemis’in gümüş yayını gererek, hedefini şaşırmaz okunu salıverdi. Çalılar tekrar hışırdadı ve ağır bir şey yere yuvarlandı. Bu defa vurmuştu hayvanı. Cephalus avını bulmak üzere çalıların arkasına dolandığında, gördüğü manzara karşısında boğazından sadece tek bir çığlık çıktı. Göğsüne Artemis’in sihirli oku saplı halde, karısı Procris kanlar içinde yerde yatıyordu. Hemen kucaklayarak yerden kaldırmaya çalıştı. Fakat buna gerek kalmamıştı. Zira Artemis’in oku bugüne kadar hedefini hiç şaşırmamıştı ki. Evet, kendi kıskançlığının kurbanı olan zavallı karısı Procris ölmüştü.
     Bu acı olaydan sonra Cephalus Atina’ya döndü. Yargılandığı mahkemede karısını öldürmekten suçlu görüldüğünden, ülkeden sürgün edilmesi kararlaştırıldı. Üzgün ve kederli Cephalus’un bunlara hiçbir itirazı olmadı. Hemen, yanında karısından hatıra köpeği Laelaps, sırtında yayı ve beraberinde okları ile Thebes’e doğru yola çıktı.
     Cephalus’un Thebes’e gelişine en çok Amphitryon sevinmişti. Böylece hem eski arkadaşına kavuşuyor hem de ileriki günler için kendine güçlü bir yardımcı bulmuş oluyordu. Nitekim Kral Creon’un yardım etmek için şart koştuğu dişi tilkiyi, Cephalus’un köpeği Laelaps’a yakalatmak hiç de güç olmadı. Artık kralın gerekli savaşçıları vermemesi için bir neden kalmamıştı.
     Hakikaten kısa zamanda bir ordu düzenlendi ve bu Amphitryon’un kumandasında Taphia ve Teleboa’ya doğru yola çıktı. Bu olaya en sevinenlerden biri de Alcmene olmuştu. Demek kardeşlerinin intikamı alınacak ve yakında sevgilisine kavuşabilecekti.

Açıklamalar:
(14) Artemis: Tanrı Zeus ile Leto’nun kızı. Apollo’nun kardeşidir. Yanında yay ve oklar bulunur, gerektiğinde insanları vurarak öldürür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir