Üç Kısa Öykü-25

Ü

     Futboldan Konuşuruz
     Dünyanın en zeki insanlarından Albert Einstein ölünce cennete gitmiş. İlk gün kapısı çalınmış:
     “Merhaba, benim zekâ seviyem 180… Sohbet edebilir miyiz?”
     “Tabii,” demiş Einstein. “Gel, soğuk füzyondan bahsederiz!”
     Ertesi akşam kapı çalınmış, bir başkası:
     “Hocam merhaba, benim zekâ düzeyim 90… Sohbet edebilir miyiz?”
     “Tabii gel, politikadan konuşuruz!”
     Ertesi gün kapı gene çalınmış:
     “Merhaba, benim zekâ seviyem 30… Sohbet edebilir miyiz?”
     “Tabii,” demiş Einstein. “Gel içeri, futboldan konuşuruz!”
     Yeniçeri Kıyafetleri
19. yüzyılda Almanya’nın
Mülheim şehrindeki Ren Nehri’nin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında Fransızlar oturuyordu.
     Fransızlar, her sene nehrin Alman tarafına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyor.
     O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çıkaramıyorlardı tabii. Bir sene çareyi, durumu Osmanlı sultanına yazıp imdat istemekte bulurlar.
     Mektupta şöyle denmektedir:
     “Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar. Siz ki dünyaya adını veren imparatorluğun sultanı, İslamiyet’in de halifesisiniz. Bizi şu zulümden kurtarın. Asker gönderin. Mahsulümüzü bu sene olsun toplama imkânı sağlayın…”
     Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen padişah, asker göndermeyi gerekli görmez, yalnızca asker elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevap olarak bir mektupla Yeniçeri elbisesi dolu üç çuval yollanır. Şaşkına dönen Almanlar, çuvalları alıp mektubu okurlar:
     “Fransızlar korkak âdemlerdir. Onlara Yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçeri elbiselerini görmeleri kâfidir. Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin. Mahsul zamanı, nehrin yakın yerlerinde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kâfidir…”
     Bağ-bahçe sahipleri, Osmanlı askerinin kıyafetini hemen kapışırlar. Hasat vakti büyük bir grup Yeniçeri kıyafetinde nehir kıyısında dolaşmaya başlar.
     Ertesi gün gelen haber, Almanların sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur:
     “Osmanlılardan imdat geldiğini düşünen Fransızlar, korkudan köylerini terk ederek iç kesimlere doğru kaçmaktalar. Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz. Zulüm sona ermiştir…”
     NOT: Bu olay Mülheim’lıların gönüllerinde taht kurmuştur. Giydikleri Yeniçeri kıyafetlerini Mülheim’a bağlı Karlsruhe Müzesi’ne koyup ziyarete açmışlardır. Şehrin en yüksek binasına da hasat zamanı Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca, hâlen olayın yıl dönümlerinde karnaval düzenleyip hadiseyi temsilen kutlarlar.
     Gömlek Yerine
     Bir zamanlar… Ticaret gemilerinden birine yeni bir kaptan gelmiş; çok karizmatik bir tip…
     Bir gün, tayfanın biri haykırmış:
     “Bir korsan gemisi!”
     Kaptan, “Kırmızı gömleğimi getirin,” demiş. Getirmişler. Bir savaş, bir savaş ki… Bizimkiler yenmiş. Akşam tayfalar sormuş, “Niye kırmızı gömlek?”
     “Sizler kılıç yaralarını, kan izlerini görmeyin; mücadele ruhunuz azalmasın diye!” demiş kaptan.
     “Hurra… Hurra!” Askerler gururlanmış.
     İki gün sonra gözcü bağırmış: “Ufukta iki korsan gemisi!”
     Kaptan gürlemiş; “Kırmızı gömleğimi getirin!”
     Askerler, “Hurra! Hurra!” diyerek bir gaza gelmişler ve korsanları püskürtmüşler. Akşama hep kaptanın kahramanlığı konuşulmuş.
     Üç gün sonra gözcü yine bağırmış; “Ufukta on beş korsan gemisi!”
     Bütün gözler kaptana dönmüş. Kaptan, yardımcısına seslenmiş:
     “Kahverengi pantolonumu getirin!”

(Anonim–Derleyen ve Çeviren: Sevgi Şen)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi