DECAMERON-14 (Onuncu Hikâye ve Birinci Günün Sonu)

D

     Zarif bir nükteyi anlayabilen ve anlarsa cevaplandırabilen pek az kadın bulunması ne hazindir! Çünkü zamanımızda artık zekaya değil, vücut güzelliğine itibar edilmektedir. Bir kadın ne kadar süslenir, boyanırsa o kadar fazla saygı ve itibar beklemektedir. Bu süs ve boyalarının içinde ya taş gibi susmakta veya konuşmaları susmalarını aratmaktadır. Onlar budalalıklarına namusluluk demektedirler. Sanki bir kadın ancak hizmetçisi veya çamaşırcısıyla konuşup şaka yaparmış gibi. Tabiidir ki her konuda olduğu gibi burada da, zaman, mekân ve şahıslar iyi seçilmelidir. Yoksa başkalarının yüzünü kızartsın diye yapılmış bir şaka onu yapanın yüzünü kızartabilir.
     Bir zamanlar Bulonya’da Albert isimli ünlü bir hekim vardı. Altmış yaşını aşmış olmasına rağmen, vücudunda her türlü hararet söndüğü halde aşk ateşine karşı hassasiyeti devam ediyordu. Bir merasim günü Margareta adlı güzel bir dula rastladı. Kadın, doktor üzerinde kuvvetli bir etki yapmıştı. Onu her gün görüp arıyordu, bazen atlı bazen yaya, kadını ziyarete gidiyordu. Kadın ve arkadaşları bu ziyaretin manasını anlıyor ve ihtiyar bir adamın bu hareketiyle alay ediyorlardı. Sanki aşk yalnız gençlerin kalbinde olurmuş gibi.
     Doktor Albert ziyaretine devam ediyordu. Bir gün kadını başka kadınlarla birlikte kapının önünde buldu. Kadınlar doktoru uzaktan görünce onu saygı ile karşılamaya, sonra da alaya almaya karar verdiler. Doktor gelince, ayağa kalktılar. Onu eve alarak nefis şaraplar ikram ettiler. Sonra, bir çok genç erkekler tarafından sevilen bu bayana nasıl âşık olduğunu sordular. Kendisi ile alay edildiğini sezen doktor;
     “Bayanlar,” dedi. “Benim âşık oluşum sizlere garip gelmemeli, vakıa tabiat yaşlı erkekleri aşkın tatbikatından mahrum ederse de, onlar kimin sevilebileceğini iyi bilirler. Yaşlılar tabiatı daha uzun zaman incelemişlerdir. Onun için gençlerden fazla tecrübeye sahiptirler. Size, bir çok genç âşıklara, buna rağmen sevme ümidi veren şeyin ne olduğunu anlatayım. Ben Lupin ve Lauf yenen birçok kadın meclislerinde bulundum. Lauf pek iyi bir şey değildir. Kadınların bozuk zevklerine pek uygun gelen baş şöyle böyle bir şey ama, siz bu başı önünüzde tutar ve lezzeti berbat olan yapraklarını yersiniz. Bilmiyorum acaba genç kadınlar âşıklarını seçmede böyle isabetsiz davranmıyorlar mı? Eğer zevkiniz yerinde olsaydı umabilirdim ki, o genç âşıkları bırakır beni tercih ederdiniz.”
     Kadın biraz utandı ve dedi ki:
     “Efendim, siz bize güzel ve değerli bir ihtarda bulundunuz. Sizin aşkınız zeki ve dürüst bir adamın aşkı olarak benim için çok kıymetli, benim şerefimi ve kendi yaşınızın müsaadesi nispetinde de aradığınız bütün hazları benden alabilirsiniz.”
     Dr. Albert ayağa kalktı ve bir gülümseyişle veda etti. Bu bayan kiminle şaka ettiğini bilmiyordu. Yenmek isterken yenilmişti. Akıllı insanlar bu duruma düşmemeli…
     Birinci Günün Sonu
     Vakit ikindiye yaklaşmıştı, kadınların ve erkeklerin hikâyeleri tamamlanmıştı. Kraliçe ayağa kalkarak; “Benim,” dedi. “Artık bir vazifem kaldı, o da size yeni bir kraliçe seçmek.”
     Böylece Flomena’yı kraliçe seçti ve kraliçelik tacını başına koydu. Flomena, gerçi utancından kızarmıştı, fakat kendisini toparlayarak dedi ki:
     “Sevgili arkadaşlarım, Panpine’nin bugünkü icraatını o kadar beğeniyorum ki, bir şey değiştirmeye lüzum görmüyorum. Sabah erken gene kalkarız, yemekten sonra dans ve müzikle meşgul oluruz. Sonra da bize büyük zevk vermiş olan hikâyelerimize devam ederiz. Yalnız konularınızı sıralandırmak isterim ki, herkes bize bir hikâye bulabilsin. Biliyorsunuz ki dünya yaratılalıdanberi insanların kaderi tesadüflere bağlıdır. Onun için herkes öyle hikâyeler anlatsın ki, büyük bir tehlikeden şahısların nasıl sıyrılıp çıktığı görsün.”

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz