Phoıbos’la Boreas

P

Poyrazla güneş, bu iki eski tanrı,
Tanrıyken Boreas ve Phoibos’muş adları
Bir yolcu görmüşler dünyamızda.
Giyinişinden anlamışlar ki bu yolcu
Havanın bozabileceğini düşünmüş.
Sonbahar gelir gibi oldu mu
Yola çıkanın tedbirli olması gerek.
Hava bir yağmurludur bir günlük güneşlik:
Gökkuşağı o aylarda
Siz de sarınıp kuşanın der yolculara.
Bundan ötürü Latinler
Bu aylara küsüm zamanı demişler.
Bizim yolcu da ne olur ne olmaz diye
Su soğuk işlemez gocuğunu giymiş.
— Bu adam, demiş poyraz, aklı sıra
Bütün belalara karşı hazırlıklı,
Ama beni hesaba katmamış zavallı.
Benim estireceğim rüzgâra
Zor dayanır gocuğunun düğmeleri.
İster misin bir deneyelim de görsün;
Eğleniriz biraz, ne dersin?
— Peki, demiş güneş ama bahse girelim:
Bu atlının gocuğunu sırtından
Sen mi çıkarırsın ben mi, görelim.
Haydi başla, ben çekiliyorum aradan.
Bahis tutuşmaya dünden razı poyraz;
Karartmaya da izin çıkar çıkmaz
Şişirmiş göğsünü kara bulutlarla,
Başlamış üfürüp esmeye,
Fırtınalar, kasırgalar, koparmaya;
Nice damlar uçurmuş, gemiler batırmış
Bir tek gocuğu savurayım diye.
Ama ne yaptıysa yapmış bizim yolcu
Poyrazı sokmamış gocuğundan içeri.
Sokmayınca da boşa gidiyormuş rüzgârın gücü.
O azdıkça adam daha sıkı tutmuş işi
Ne yakasını kaptırmış ne eteğini.
Kendi süresi dolar dolmaz
İster istemez durmuş poyraz,
Ve güneş dağıtmış kara bulutları;
Güldürmüş yeniden yeryüzünü;
Sonra başlamış usulca girmeye
Gocuğun girilmez deliklerinden içeriye.
Sıcaktan terleyince yolcu
Kendiliğinden çıkarıvermiş gocuğu.
Güneş, var gücünü kullanmamış bile:
Zorla olmayan, tatlılıkla oluverir böyle.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Sevgi