Âşık Olunacak Bir Şehir-Viyana (Avusturya)

Â

     Dünyada öyle şehirler var ki, insanlara ilk görüşte aşkın varlığını hatırlatıyor ya da buna inanmayanları hiç tereddüte yer bırakmayacak şekilde ikna ediyor. Sokaklarında dolaştıkça, havasını soluyup atmosferine alıştıkça hayran oluyorsunuz. Hatta öyle büyülenmişsinizdir ki, artık fotoğraf çekmek bile gelmez aklınıza; o anları dolu dolu yaşamayı, hafızanıza kazımayı tercih edersiniz. Viyana da bu şehirlerden biri… Hatta büyüleme konusunda sabıka dosyası hayli kabarık. Hatta Viyana öyle bir şehir ki, insanın karakterini değiştirecek bir güce sahip…
     İşte, yıllardır New York’un çılgın gece kulüplerinden çıkmayan, sabahlara kadar partiden partiye eğlence kovalayan film yıldızları bile, geleneksel Viyana Balosu’ndaki ağırbaşlı tavırlarıyla gecenin gözdesi oldular. Tabii bilinmez, havasından mıdır, suyundan mıdır ama Viyana’nın insanlar üzerindeki etkisi gözardı edilecek gibi değil.
     Yüzlerce yıllık geçmişi olan bu şehrin sokaklarında yaşadığınız çağı unutuyorsunuz, belki de hatırlamak istemiyorsunuz. Bu şehrin kurbanlarından biri olarak, şimdi ondan uzak olmanın verdiği burukluğu başkalarıyla paylaşarak, hatta yeni kurbanlar yaratarak hafifletmek istiyorum. Biliyorum, biraz bencilce ama bilin ki Viyana’ya layık olduğu ilgiyi gösterirseniz âşık olmanız kaçınılmaz. Ve hazır olun; o size karşılığını fazlasıyla verecektir…
     Bu şehrin tarihçesi, M.S. 1’inci yüzyıla kadar uzanıyor. O zamanlar Romalılar’ın askeri bir yerleşim birimiyken 1221 yılında ‘şehir’ mertebesine yükseliyor. Neredeyse 700 yıl Habsburg hanedanının yönetiminde en parlak dönemlerini yaşıyor. 2. Dünya Savaşı sırasında yaklaşık dörtte biri zarar gören, saatlerce seyretmeye doyamayacağınız mimarlık harikaları 16. ve 17. yüzyıl boyunca oluşturulmuş. Bu arada ısrarlı Türk akınlarına büyük bir direnç gösteriyor kent. Napolyon Savaşları’nı sona erdiren Viyana Kongresi’nden sonra 19. yüzyılda uzun bir reform dönemi başlıyor.
     Yeni Bir Soluk
     Şehir yeniden planlanıyor, büyük ölçüde revizyona uğruyor. Viyana’nın Boğaziçi’si sayılan Donau Kanalı düzenleniyor, yürüyüş parkurları yapılıyor. 1. Dünya Savaşı sonrasında Avusturya halkı onu baştacı yapıyor: Viyana, Avusturya Federal Cumhuriyeti’nin başkenti oluyor.1934 yılında başlayan iç savaş, arkasından patlak veren 2. Dünya Savaşı şehri oldukça harap ediyor. Ama metanetli Viyana tekrar kendini topluyor ve 1955’te Avusturya’nın bağımsızlığını kazanıp tarafsızlığının açıklanmasıyla rahata eriyor. Şu anda Viyana, ortalama 500 km2’lik bir alanda 23 bölgeye ayrılmış, 2 milyon nüfuslu bir şehir.
     Şehrin kalbinde Viyana’nın sembolü sayılan Stephansdom bulunuyor. Son derece heybetli ve renkli olan bu katedral, Roman ve Gotik tarzında inşa edilmiş. Adını, taşlanarak öldürülen bir azizden alan kilisenin mozaiği andıran çatısının bir yüzünde, imparatorluğun sembolü çift başlı kartal var. Kilisenin ihtişamı karşısında hayretlere düştükten sonra kendinizi sadece yayalara ayrılmış, cıvıl cıvıl bir caddenin (Kaertnerstrasse) tam ortasında buluyorsunuz. Burası aynı zamanda Viyana’nın en kaliteli mağazalarının ve cafe’lerinin bulunduğu bir alışveriş merkezi. Özellikle Noel zamanı ışıl ışıl parlayan ve sokak çalgıcılarıyla şenlenen caddede yürümek, size her şeyi unutturuyor. Yüzünüze bir tebessüm yerleşiyor; yavaş yavaş âşık olmaya hazır hale geliyorsunuz.
     Dilerseniz bu romantik ortamı, Heldenplatz’daki faytonlara binerek sürdürebilirsiniz. Heldenplatz, her yıl Viyana balolarının yapıldığı Hofburg Sarayı, tarihi Millî Kütüphane, dünyanın dördüncü büyük resim koleksiyonunun bulunduğu Sanat Tarihi Müzesi ve Tabiat Tarihi Müzesi’nin ortasında sayılabilecek bir meydan.
     Meydanın sembolü olan Avusturya tarihinin önemli kahramanlarından Prens Eugen Heykeli, tüm ihtişamıyla Hofburg ziyaretçilerini karşılıyor. Yine dünyaca ünlü İspanyol Binicilik Okulu da Heldenplatz yakınlarında yer alıyor. Demokrasinin doğduğu Helenistik çağa uygun tarzda inşa edilmiş Parlamento Binası’nın önündeki bilgeliğin tanrıçası Athena’nın görkemli heykeli, demokrasinin bekçiliğini üstlenmişçesine dimdik duruyor.
     Gez ve Alışverişin Keyfini Çıkar
     Eğer Viyana’ya Noel zamanı gittiyseniz –ki bunu tavsiye ederim- mutlaka sıcaklığını hissetmeniz gereken bir yer de, Belediye Binası önündeki parkta kurulan “Christkindimarkt”. Burası, yan yana dizilmiş küçük kulübelerde aklınıza gelebilecek her tür hediyelik eşya, şekerleme, çikolata ve sıcak kış içkisi “punch” satılan sevimli mi sevimli bir Noel pazarı. Hele bir de geceleri dev ağaçlara asılan süsler ışıklandırılınca içinizdeki yaşama sevinci kamçılanıyor, dondurucu soğuğa rağmen oradan bir türlü ayrılmak istemiyorsunuz. Bir türlü ayrılmak istemediğiniz hatta kalbinizin bir parçasını bıraktığınız başka bir yer de Schönbrunn Sarayı…
     Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun ana kraliçe Maria Theresia’dan sonraki en uzun süreli imparatoru Franz Joseph ve güzelliği dillere destan Elisabeth’in yaşamlarının büyük bir bölümünü geçirdikleri saray Schönbrunn… Versailles Sarayı örnek alınarak inşa edilen ve maddî imkânsızlıklar yüzünden planlandığından daha küçük olan bu saray, güzelliği ilkbaharda belirginleşen bir masal bahçesine sahip. Maria Theresia’nın gösterişe düşkün ve dominant karakterini yansıtan bölümler dışındaki odalar, genellikle Franz Joseph ve Elisabeth’e ait. Aşkları filmlere konu olan bu çift, ana kraliçe döneminin tam tersine son derece mütevazı bir hayat sürmüşler. Bizim hep Romy Schneider’in güzelliğiyle hatırladığımız Prenses Sisy’ye duyduğumuz hayranlıktan mıdır nedir, bu sarayı ve özellikle ona ait bölümleri gezerken her şeyden daha fazla etkilendim. Belvedere Sarayı da belki Schönbrunn kadar ihtişamlı ve güzel ama yine de bu sarayda bambaşka şeyler var. Sanki Sisy’nin yaşamındaki hüzün buraya da sinmiş gibi.
     Viyana, dünyaca ünlü sanatçılara ev sahipliği yapan en büyüleyici bir mimariye sahip bir şehir. Heykelleri, binaları, meydanları, bahçeleri ve meşhur cafe’leri saymakla bitmeyecek kadar çok. Burası, gerçekten insana içinde yaşadığı tarihi unutturacak kadar yoğun bir nostaljiye sahip. Her santimetrekaresi tarih kokuyor, üstelik bu kokuyu içine çeken herkesi sürükleyip götürüyor. Kendinizi bambaşka bir dünyada, belki de bir masal ülkesinde, gerçek bir soylu gibi hissediyor ve yüzyıllar öncesine dönüyorsunuz. Etrafınızdaki her şey duygularınızı oluşturmak için hazırlanmış sanki; sevinci de, hüznü de, aşkı da, özlemi de hiç yaşamadığınız kadar yoğun yaşıyorsunuz.Gerçek hayattan kopuyor ve hep bu şehirde kalmak istiyorsunuz.
     Eğer Viyana’yı yaşayarak tanırsanız, ne ona doymanız ne de onu unutmanız mümkün değil! Bu şehir kanınıza giriyor, bağımlılık yaratıyor. Ülkenize döner dönmez, Viyana’yı başka bir mevsimde tekrar görmek için planlar yapmaya başlıyorsunuz.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz