DECAMERON-16 (On İkinci Hikâye)
DECAMERON-16 (On İkinci Hikâye)

DECAMERON-16 (On İkinci Hikâye)

    Kutsal Arigo hikâyesi bana başka bir hikâyeyi hatırlattı ki, dini konulardan, kazalardan ve sevgi olaylarından oluşmuştur. Bu hikâyeyi anlatmak, bilhassa aşkın dikenli yollarında yürüyenlere ve kutsal Jüliyen’da dua etmemiş olanlara faydalı olacaktır.
     Kont Azza de Ferara zamanında, Rinolt adlı bir tüccar iş için Bolonya’ya gidiyor. Dönüşte birtakım adamlara rastlıyor ki, tüccar kıyafetinde olmakla beraber hakikatte eşkıya imişler. Bu adamlarla, ihtiyatsızca sohbete dalıyor. Eşkıyalar tüccarda bol para bulunduğunu tahmin ederek onu soymaya karar veriyorlar. Şüpheyi gidermek için, kendilerini namuslu ve zengin adamlar olarak tanıtıyorlar ve sevimli görünmeye çalışıyorlar. Adam da böyle arkadaşlar bulduğuna seviniyor.
     Yolda şundan bundan konuşurken alışkanlık olduğu şekilde söz dualara geliyor. Eşkıyalardan biri, “Yolda hangi duayı yaparsınız?” diye soruyor. Bu dualar üç tane idi. Rinolt;
     “İtiraf edeyim ki,” dedi. “Bu konuda ben cahil ve tecrübesizim. Elimde pek az dua var. Bir zamandan beri de yolda, sabahları otelden çıkarken (Bizim babamız) ve (Selam sana Meryem) dualarını yapıyorum. Sonra o gece iyi bir barınma imkanını vermesini Allah’tan niyaz ediyorum. Yolda çok defa büyük tehlikelerle karşılaştım, fakat her defasında işin içinden selametle çıktım ve akşamları da iyi bir barınak buldum. Onun için inanıyorum ki, dua ettiğim kutsal Jülyen, Allah’tan benim için her şeyi temin ediyor. Eğer sabahları bu duayı ihmal edersem, bana öyle gelir ki, o gün yolculuğum selametle geçmez. Ve o akşam iyi bir barınak bulamam.”
     Eşkıyalardan biri sordu: “Bu sabah da dua ettiniz mi?”
     “Elbette,” dedi Rinolt.
     Eşkıya içinden, “Ettiğin dua sana fayda vermeyecek, planımız bozulmazsa, halin harap!” dedi. Sonra da, “Ben de,” dedi. ”Çok seyahat ettim, hiç dua etmedim, ama hiç de bir zararını görmedim. Bugün görelim bakalım, dua eden mi, yoksa etmeyen mi daha iyi bir barınak bulacak? Ama gene de ben faziletli büyük annemden öğrendiğimi Profundis duasını söyleyiveririm.”
     Yola bu konuşmalarla devam ettiler. Akşama doğru Guglielmo şatosuna vardıklarında, bu münzevi köşeyi maksatlarına elverişli bularak adamı don gömlek kalıncaya kadar soydular ve “Haydi!” dediler. “Bakalım duan sana selamet bir barınak temin edecek mi?”
     Eşkıyalar nehri geçtiler ve kaçıp gittiler. Rinolt’un uşağı bu soyguna seyirci kaldı, efendisine hiç yardım etmedi, atını Guglielmo şatosuna sürdü ve otele yaklaştı. Rinolt, o soğukta ayağı çıplak, başı kabak, bir don, bir gömlekle kalmıştı. Karanlık bastırmak üzere idi. Ne yapacağını bilmiyordu. Çeneleri zil çalarak donmamak için bir sığınak arıyordu, fakat bulamıyordu. Çünkü buralarda cereyan etmiş bir harp, her şeyi harap etmişti. Uşağının nereye gittiğini bilmiyordu. Soğuktan Guglielmo şatosuna doğru yürümeye başladı. İnanıyordu ki, şatoya ulaşabilirse, Allah ona yardım edecekti. Fakat yolunu şaşırmıştı. Şatoya vardığı zaman kapılar kapanmış ve köprü kaldırılmıştı. Bu hazin ve feci durumda ağlayarak, vücudunu kardan koruyacak bir yer arıyordu. Şans eseri, bir ev gördü. Damın altında bir kapı vardı. Fakat o da, kapalı idi. Onun için, basamağın üzerine yığılan samanların üstüne oturdu. Kutsal Jüliyen’e ümidini boşa çıkardığı için serzenişte bulunuyordu. Fakat Kutsal Jüliyen ona acımıştı. Az sonra ona bir barınak temin etti.
     O semtte bir dul yaşıyordu ki, güzellikte eşi yoktu. Onu Kont Azza, canı gibi seviyor ve orada misafir ediyordu. Rinolt’ın merdiveninde oturduğu ev bu kadınındı. Kont o geceyi geçirmek üzere kadının evinde olacaktı. Banyo hazırlanmış, mükemmel bir sofra tertiplenmişti. Kadın, Kont’u bekliyordu. Fakat bu sırada Kont’tan gelen bir haberci, Kont’un ani bir işinin çıktığını ve gelemeyeceğini bildirdi. Buna çok üzülen kadın, Kont için hazırlattığı banyoya girip akşam yemeğini yedikten sonra, uyumaya karar verdi. Banyoda iken, kapının önünde zavallı Rinolt’ın çene şakırtısını ve inlemesini duyunca, hizmetçisini çağırtarak dışarıdaki adama bakılmasını emretti. Hizmetçi, Rinolt’ı bir gömlekle ayağı çıplak titrer buldu. Kim olduğu sorulunca kısaca adını söyledi ve bu gece soğuktan ölmeye terk edilmemesini yalvardı! Hizmetçi, hanımına adamın halini acıyarak anlattı. Kadın merhamete gelmişti. Kont’un gizlice açması için kullandığı anahtarı hizmetçiye vererek “Kapıyı aç!” dedi. “Yavaşça onu içeriye al, yiyecek var, yatak da bulabiliriz,” diye de ekledi.
     Hizmetçi, hanımının iyiliğini överek kapıyı açtı ve Rinolt’ı içeri aldı. Kadın, Rinolt’ın soğuktan kaskatı kesildiğini görünce, “Banyo hâlâ sıcak,” dedi. “Gir, yıkan!”
     Banyonun tatlı sıcağı ile kendine gelen Rinolt, yeniden dirilmiş gibi oldu. Kadın ona, ölmüş olan kocasının elbiselerini verdi. Bu elbiseler sanki onun vücudu için yapılmıştı Rinolt, Allah’a ve kutsal Jüliyen’e böyle bir sefaletten kurtarıp böyle güzel bir barınak verdikleri için şükrediyordu. Kadın, biraz istirahattan sonra şömineli odaya geçti ve Rinolt’ın ne yapmakta olduğunu sordu.
     Hizmetçi, “Sayın bayan,” dedi. “O adam giyindi, kuşandı, güzel bir erkek oldu, zengin ve iyi bir adama benziyor.”
     Bayan, “Çağırın, burada ısınsın, her halde acıkmıştır. Yemek yesin,” dedi.
     Rinolt, içeri girince kadının seviyeli bir bayan olduğunu fark etti. Saygı ile eğildi ve gösterilen lütfa teşekkür etti. Hizmetçinin dediği doğru idi. Kadın onu dostça yanına, şöminenin karşısına oturttu ve başından geçeni sordu. Rinolt olanı biteni etraflıca anlattı. Kadınla Rinolt ellerini yıkadıktan sonra sofraya oturdular.
     Rinolt uzun boylu, güzel, terbiyeli, tahsilli, orta yaşlı bir adamdı. Kadın, Kont’la beraber geçiremediği geceyi Rinolt’la geçirebilmek için sabırsızlanıyor, ona iltifatlar yağdırıyordu.
     Yemekten sonra kadın, hizmetçisiyle, Kont gelmeyeceğine göre geceyi bu adamla geçirmesinin münasip olup olmayacağını konuşuyordu. Hanımının ihtirasını bilen hizmetçi, onu teşvik ediyordu. Bunun üzerine kadın Rinolt’ın bulunduğu odaya döndü, âşıkane bir bakışla;
     “Rinolt!” dedi. “Neye öyle düşüncelisin? Sanıyor musun ki çalınan atın ve eşyaların yerine konamaz? Cesaretinizi kaybetmeyin, burası sizin eviniz, sizi kocamın elbiseleri ile görünce onu görmüş gibi oluyorum. İçimden sizi kucaklamak ve öpmek geliyor. Size antipatik olmayacağımı bilsem, bunu hemen yapardım.”
     Rinolt, açık fikirli bir adamdı. Kadının sözlerini işitip gözlerinin kıvılcımlandığını görünce, kollarını açtı, “Sayın bayan,” dedi. “Benim kurtarıcımsınız. Hayatımı size borçluyum. İstediğiniz şeyi yapmamak en büyük nankörlük olur!”
     Ve kadını kollarının arasına aldı, gerisini anlatmaya lüzum yok. Ortalık ağarırken kimsenin fark etmemesi için, kadın kalktı. Rinolt’a elbiseler verdi, kesesini para ile doldurdu ve ketum olmasını tembih etti. Sonra onu kapıdan uğurladı.
     Rinolt, gün doğarken, açılan şehir kapısından kasabaya girdi. Uşağını buldu. O gece atına bineceği sırada başka bir suçtan yakalanmış olan eşkıyaların şehire getirilmekte olduğunu gördü. Elbiseleri atı ve parası Rinolt’a geri verildi. Rinolt Allah’a ve kutsal Jüliyen’e dua ederek atına atladı. Ama o üç eşkıya da darağacına çekildiler.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir