Karadeniz’in En Keyifli Tatil Köşesi (AMASRA)

K

     Amasra denilince herkesin aklına  başka bir şey geliyor. Kimi burayı, Bartın yolu üzerindeki seyir yerinden görünen kuş bakışı manzarasıyla hatırlıyor. Nitekim, takvimlerde, afişlerde hep bu görüntü yer alıyor. Kiminin aklına burada yapılan tekne gezileri geliyor. Kimileri, yüzdüğü tertemiz suları unutamıyor. Kimileri ise, limanına peş peşe girip çıkan balıkçı teknelerinin doyumsuz manzaralarıyla aklından çıkaramıyor.
     Alışveriş meraklılarının aklı Kaledibi ve Çekiciler çarşılarında kalıyor. Gerçekten de burada el işi ağaç işçiliğinin en iyi örnekleri bulunuyor.
     Yolu karda kıyamette buralara düşenler, Amasra’yı hep yolculuğunun son 3-5 km.sinde dokuz doğurmalarıyla anıyor. Nitekim, yolunun hem dik, hem dar ve hem de virajlı olan finalini, karlı buzlu günlerde aşmak başlı başına bir maharet gerektiriyor.
     Çoğunluğun oluşturduğu ehli keyiflerin aklına ilk gelen ise rakı-balık oluyor. Nitekim, sahil girintili çıkıntılı, deniz temiz olunca balık da bol çeşit çıkıyor. Haliyle restoranları da balık ağırlıklı çalışıyor. Hafta sonlarında yer bulunmuyor. Zaman zaman kuyruklar oluşuyor.
     Bana kalırsa, bunların hepsi bir yana Amasra’nın asıl tarihiyle ve bunu yansıtan müzesi ve kalesiyle hatırlanması gerekiyor.
     Amasra ya da tarihte bilinen ilk adıyla Sesamos şehrinin tarihi, M.Ö. 12. yüzyıla kadar uzanıyor. Bu dönemde bölgenin hâkimleri Gasgas ve Hititler, Sesamos’a da egemen oluyor. Ardından şehir Fenikeliler’in hâkimiyetine geçiyor. Fenikeliler tüccar millet ya… Haliyle burayı bir ticaret üssü olarak kullanıyorlar.
     Şehrin ünü deniz ticaretiyle uğraşan herkesin iştahını kabartıyor. Nasıl kabartmasın? Sesamos orman ürünleri açısından çok zengin olan bölgenin önemli bir ihraç kapısıdır. Sonuçta Miletli ve Megaralı denizciler, Fenikeliler’in boş bir anını yakalayıp, burayı ele geçiriyorlar. Bu dönemde şehir, önemli bir ticaret merkezi olma yolunda ilerliyor.
     Yöre daha sonra Lidyalılar’dan sorulur oluyor. Şehrin anahtarı, M.Ö. 4’üncü yüzyılda Perslerin anahtarlığına takılıyor. Ardından Anadolu’da Makedonyalı Büyük İskender fırtınası esiyor. Persleri önüne kattığı gibi sonbahar yaprağı örneği savuruyor. Fırtınadan haliyle Sesamos’da etkileniyor. Yönetim el değiştiriyor.
     Çok geçmiyor, Persli bir prenses olan Amatris idareyi eline geçiriyor. Önce kadındır, yapamaz, edemez, deniyor ama öyle olmuyor. Amatris, şehri yakıp sil baştan kuruyor. Kendi gibi, şehrin güzelliği de dillere destan oluyor. Karadeniz’de yelken açan, yeke tutan tüm denizciler bu güzellikleri görmek için buralara geliyor. Ticaret hızla gelişiyor. Şehir tarihinin en parlak günlerini yaşıyor. Nitekim Amasra’nın bugünkü adı da Amatris’ten geliyor.
     Amatris’in ardından şehir Pontus Krallığı’na bağlanıyor. 200 yıllık hâkimiyetten sonra M.Ö. 70 yılında Romalılar geliyor. Eyalet merkezi yapılan şehir tekrar eski hareketli gönlerine dönüyor.
     Şehrin şansı, 395’te Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasıyla dönüyor. Zira Doğu Roma sınırları içinde kalan şehir dinsel bir merkez haline gelerek ticari önemini yitiriyor. Zenginlikler yerini yoksulluğa bırakıyor.
13. yüzyılda Cenevizli tüccarlar şehri ele geçiriyor. Cenevizliler’in işleri güçleri ticaret olduğu için şehir haliyle yeniden canlanıyor.
     1460’da Fatih Sultan Mehmed’in yolu buralara düşüyor. Gelmişken boş dönmemek için şehri fethediyor ve Osmanlı topraklarına katıyor.
     Bütün bunları, müzesinde son derece değerli ve ilginç eserlerin yer aldığını vurgulayabilmek için sıraladım. Anlatmak yetmiyor, mutlaka gezmek gerekiyor. Bana göre Amasra Müzesi, gerek binasının mimarisi ve gerekse sergilenen eserler açısından benzerlerinin en iyileri arasında yer alıyor. Müzede, yörede iz bırakan başlıca medeniyetlere ait eserlerin yanı sıra, Karadeniz’de batan ticaret gemilerinden çıkarılan anforalar da sergileniyor. İnsan kendini bir an Bodrum müzesinde sanıyor.
     Amasra Kalesi, Boztepe ve Zindan mahallelerinden oluşan iki ada kütlesi üzerinde bulunuyor. Adaları ise Romalılar döneminde yapılan ve Kemere adı verilen bir köprü birleştiriyor.
     Büyük blok taşlarla inşa edilen ve kare şeklinde kulelerle tahkim edilen Kale pek çok medeniyetin izlerini taşıyor. Kaleyi ilk inşa edenler Romalılar. Ancak sonrasında buralara yolu düşen herkes, stratejik önemi olan kaleden yararlanmaya devam ediyor. Bu sırada kendilerine ve zamanın gereklerine göre bazı ilaveler de yapıyorlar. Örneğin; bugün ayakta olan surlar Bizans damgasını taşıyor. Ön duvarlar ve kapılar ise Cenovalılar’ın işi. Kale sürekli evrim geçirdiği için bir Roma dönemi kalesinden çok Ortaçağ kalesi görünümü sergiliyor.
     Ha… Bu kadar güzelliği içinize tam anlamıyla sindirebilmeniz için, Anadolu’nun hemen hemen her yerinde olduğu gibi, buradaki çarpık yapılaşmayı da görmezden gelmeniz gerekiyor… Yapabilir misiniz?

 

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz