DECAMERON-17 (On Üçüncü Hikâye)

D

     Floransa’da Tebalt adlı bir şövalye yaşıyordu ki bazılarına göre Lamberti, bazılarına göre Agolantin sülâlesinden gelme idi. O, vaktiyle zengin bir şövalye idi ve üç tane terbiyeli oğlu vardı. Adları, Lambert, Tebalt ve Agolant idi. Zengin Tebalt öldüğü zaman, en büyük oğlu 16 yaşında idi. Bütün servet ona bırakılmıştı. Miras olarak kalan bol para çocukları sefahate sürüklüyordu. Bir çok uşak, at, köpek, kuş ve maiyet çalışanı edinmişlerdi. Hediyeler dağıtıyorlardı. Fakat bu israf yüzünden gelirleri azalmıştı. Çiftlikler birer birer rehin ediliyordu. Fukaralığa düşmek üzere idiler. Onun için, bir gün Lambert iki kardeşini çağırttı, babalarından kalan serveti israfları yüzünden düştükleri sefaleti hatırlattı. Bu halin her tarafta duyulmasından önce her şeylerini satıp buradan gitmek lazım geldiğini anlattı. Bunun üzerine üç kardeş, kimseye veda etmeden, gizlice Floransa’yı bırakarak Ingiltere’ye gittiler. Londra’da bir ev tuttular ve faizle para verip idareli yaşamaya başladılar, iyi bir talih eseri olarak, bir kaç yılda büyükçe bir servet yaptılar. Bu para ile Floransa’ya dönerek sattıkları çiftlikleri birer birer geri almaya başladılar ve evlendiler. Londradaki işleri için yeğenleri Aleksandr’ı oraya gönderdiler. Bu aralık eski israflarının acısını ve aile kurmuş olduklarını unutarak, yine sefahate başladılar. Bu masrafları, Londra’dan yeğenlerinin yolladığı para, bir kaç yıl karşıladı.
     Fakat bu sırada İngiltere’de, kralla oğlu arasında bir iç savaş başlamış ve memleket ikiye bölünmüştü. Aleksandr, başka gelir bulamadığı için dayılarının köşklerine el koymuştu. Memleketteki ikiliğin ve iç savaşın bitmesini bekleyen Aleksandr, Londra’da kalmıştı. Fakat Floransa’daki üç kardeş sefahate devam ediyorlar ve boyuna borç para yiyorlardı. İngiltere’de iç savaş bir türlü bitmediğinden, üç kardeşin borçları gırtlaklarına kadar çıkmış ve bu yüzden hapse atılmışlardı. Karıları ve çocukları ise sokakta kalmışlardı. İngiltere’de bir türlü barış hasıl olmayınca, Aleksandr, İtalya yolunu tutmuş, yolda bir çok papazın refakatinde bir baş rahibin de gitmekte olduğunu görmüştü. Rahibe kral ailesinden iki şövalye refakat ediyordu. Bunları Aleksandr, tanıyordu. Böylece papazla tanıştı, önde yürüyen rahibin kim olduğunu sorunca: “Bizim bir akrabamız,” dediler. “Son zamanlarda büyük bir manastırın baş rahibi seçildi. Fakat kanuni yaşa henüz varmadığından Roma’ya gidip Papa’dan memuriyetin tasdikini isteyecek. Fakat bunu gizli tutuyorlar.”
     Başrahip yolda yanından geçen Aleksandr’ı gördü. Bu genç ve yakışıklı adam, rahibin çok hoşuna gitmişti. Onu yanına çağırttı ve sohbete başladı. Aleksandr’ın verdiği cevaplar rahibin hoşuna gitti. Basit işlerle uğraşmasına rağmen Aleksandr’ın iyi ruhlu bir insan olduğunu sezdi ve onu teselli için, kaybettiği şeyleri Allah’ın yine vereceğini ve eski durumunu bulacağını söyledi. Aynı zamanda Toskana’ya kadar refakat etmesini rica etti. Aleksandr, verdiği teselliden dolayı rahibe teşekkür etti ve onun her zaman emrine amade olacağını bildirdi.
     Bir kaç gün yolculuktan sonra, muntazam otelleri olmayan bir şehre varmışlardı. Rahip orada gecelemek istediğinden, -Aleksandr ki bir nevi yaver vazifesini görüyordu- onu tanıdığı birisinin evinde misafir etti. Diğer maiyetini de evlere yerleştirdi. Yemekten sonra Aleksandr ev sahibine, nerede uyuyacağını sordu. Adam, “Onu ben bilmem!” dedi. “Her taraf dolu, ben bir sıraya uzanacağım, bitişiğinde kiler gibi yerler var, bu akşamlık orada kalmalısın,”
     Ama Aleksandr. “Orası pek dar değil mi?” deyince, ev sahibi, “Orası rahat olur,” dedi, “Rahip uyuyor. Perdeler inik, seni yavaşça oraya sokarım.”
     Aleksandr, bunun rahibi rahatsız etmeyeceğini anlayınca gidip oraya yattı. Henüz uyumamış olan ve ev sahibinin sözlerini duyan rahip, buna pek sevinmişti ve “Allah,” dedi. “Benim duamı kabul etti. Bu fırsatı iyi kullanmalıyım.”
     Evde her şeyin sakin olduğunu görünce Aleksandr’ı yanına çağırdı ve beraber yatmalarını söyledi. Aleksandr uzun tereddütten sonra çaresiz rahibin yanına yatmak zorunda kaldı.
     Aleksandr, rahibin elini âşık kadınlar gibi kendi vücudunda hissedince büsbütün şaşırdı ve bunu ahlaksızca bir ilginin belirtisi saydı. Rahip, Aleksandr’ın şaşkınlığını hissedince hemen soyundu ve Aleksandr’ın elini kendi göğsüne temas ettirerek, “Aleksandr!” dedi. “Delice vehimlerden vazgeç ve şu kalpte gizli olanı keşfet!”
     Aleksandr, rahip sandığı kimsenin bir kadın olduğunu ve mermer gibi güzel bir vücuda sahip bulunduğunu anladı. Bir şey söylemeden kadını kucaklamak istedi. Rahip ise, “Bana yaklaşmadan önce şu sözlerimi dinle!” dedi. “Ben gördüğün gibi erkek değil, kadınım. Evden bekar olarak yola çıktım, Papadan bana, bir koca bulmasını isteyeceğim. Senin talihin veya benim talihsizliğim, seni bir kaç gün önce görünce içimde sana karşı öyle bir ihtiras uyandırdı ki, böylesini hiç bir kadın bir erkeğe karşı duymamıştır. Onun için seni kendime koca olarak seçmek istiyorum. Ama bunu reddedersen hemen burasını terk et ve yoluna devam et!”
     Aleksandr, kadını tanımamakla beraber maiyetine bakarak onun asil bir kimse olduğunu anladı ve kadının sözlerinin cazibesine tutuldu. Onun için evlenmeye hazır olduğunu bildirdi. Bunun üzerine yatakta doğruldular. Bir haçın karşısında nişanlandılar. Kadın, Aleksandr’ın parmağına bir yüzük taktı, bu suretle geceyi saadet içinde geçirdiler.
     Sabah erkenden Aleksandr, odadan çıktı ve maiyet kalabalığının içine karışarak Roma yolunu tuttu. Roma’ya vardıklarından bir kaç gün sonra, kadın Aleksandr’la beraber Papa’nın huzuruna çıktı ve ona şöyle hitap etti. “Kutsal peder, herkesten iyi bilirsiniz ki namuslu ve dindar yaşamak isteyen kimse, kötülüklerden uzak kalmalıdır. Namuslu bir hayat yaşama arzumu tatmin etmek için babam Ingiltere kralının hazinesinden bir kısmını alarak rahip kıyafetinde yola çıktım. Çünkü babam beni İskoçya kralı olan yaşlı adama vermek istiyordu. Onun yaşlılığı kadar ilahi kanunlara, gençlik sebebiyle asi olmak korkusu da beni yola düşürdü. Halime acıyan Tanrı, yolda bana münasip bir koca ihsan etti. İşte o adam şu yanımdakidir. Gerçi soyu sopu o kadar asil değilse de karakteri en yüksek bir kadına uygundur. Babam ne derse desin, ben ancak bu adama varabilirim. Buraya geldim ki, kutsal makamları ziyaret edeyim ve Allah huzurunda kıyılmış olan nikahımı sizin tarafınızdan ilan ettireyim. Onun için Allah’ın bu iradesini takdis etmenizi ve bu adamla beraber yaşayıp beraber ölmemize dua etmenizi rica ederim.”
     Aleksandr, kadının İngiltere kralının kızı olduğunu hayretle öğrendi ve buna çok sevindi. Papa da Prensesin bu hareketine şaşmıştı. Fakat işin değişemeyeceğini görünce, arzusunu kabule karar verdi. Nikah günü bütün Kardinaller ve şehrin ileri gelenleri toplanmışlardı. Prenses güzelliği ve iyiliği ile göz dolduruyordu. Aleksandr da şahane elbisesi ve güzel davranışlarıyla bir faizci gibi değil, bir asilzade gibi görünüyordu. Papa, davetliler huzurunda nikahı kıydı, sonra şatafatlı yemek salonuna geçildi.
     Aleksandr ve karısı dönüş yollarında Floransa’ya uğramaya karar verdiler. Evlenmelerinin haberi Floransa’da duyulmuştu. Onun için çok parlak bir şekilde karşılandılar. Prenses, Aleksandr’ın ve dayılarının bütün borçlarını ödedi, onları hapisten kurtardı, çiftliklerini kendilerine iade etti.
     Sonra Aleksandr ve karısı yollarına devam ederek, Paris’te Fransız kralı tarafından kabul edildiler. Paris’ten Prensesin refakatindeki iki şövalye İngiltere kralına giderek Prensesi affettirdiler. Kral kızını ve damadını parlak bir tarzda kabul etti ve damadını Cornval Kontluğu’na tayin etti. Aleksandr’ın tavassutuyle kral, oğlu ile de barıştı. Bu da halkın memnuniyetini uyandırdı. Aleksandr, karısı ile parlak bir hayat sürdü. Cesareti ve dirayetiyle İskoçya’yı fethetti ve oranın krallığına getirildi.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz