DECAMERON-18 (On Dördüncü Hikâye)

D

     İtalya’nın Recio ile Goeta arasındaki sahil, en güzel yerlerden sayılır. Orada Salerno yanında Amalfi kıyılarında bir sürü küçük şehirler, bahçeler, fıskiyeler bulunur. Birçok zengin tüccar orada oturur. Bu şehirlerden birisinin adı Kovella’dır. Orada vaktiyle Landolf Bufola adında zenginlikte eşi olmayan bir adam otururdu. Ama servetiyle kanaat etmez, hayatı pahasına da olsa servetini arttırmak isterdi.
     Bir gün sipariş mektuplarını yolladıktan sonra bir gemi satın almış ve kendi hesabına gemiye mal doldurarak Kıbrıs yolunu tutmuştu. Kıbrıs’a vardığında, aynı çeşit malları getirmiş olan başka gemilere rastlamıştı. Onun için malını ucuza satmak, hatta denize atmak mecburiyetinde kalmıştı. Bu suretle en zengin adamken en fakir adam haline gelmenin acısı içine çökmüştü. Bu acıyla, ölecek yahut ta korsanlık yaparak kaybını telafi edecek ve memleketine yine zengin bir adam olarak dönecekti.
     Kendi gemisini kolayca sattı ve korsanlığa elverişli hafif bir gemi satın alarak onu iyice teçhiz etti ve denizde bilhassa Türklere karşı korsanlığa başladı. Bu işte talihi ticaretten daha uygun düştü ve bir sene zarfında o kadar çok Türk gemisi soydu ki, yalnız ticaretteki kayıplarını telafi ile kalmadı, servetini de bir misli daha artırdı.
     Ticarette uğradığı kaybının acı hatırası onu kanaatkâr yapmış ve hırs yüzünden tehlikelere düşmemek düşüncesi telkin etmişti. Onun için elde ettiği parayı tehlikeye sokmamak için, mal almadan gemisiyle yola koyuldu. Adalar sahiline yaklaştığı zaman bir akşam, güneydoğu rüzgârı çıktı. Deniz, küçük geminin dayanamayacağı bir şiddetle kabardı. Bunun üzerine denizin sakinleşmesini beklemek üzere bir koya girdi. Biraz sonra İstanbul’dan gelen iki büyük Ceneviz gemisi de aynı koya sığındı. Yağmaya düşkün olan gemiciler, küçük geminin sahibinin servetini duyduklarından, onu yağmaya karar verdiler. Bunun üzerine tüfek ve cephane ile mücehhez bir kısım gemiciler karaya çıkarak mevzi aldılar, öteki gemiciler rüzgârdan faydalanarak bir sandalla küçük gemiye yanaştılar ve kolayca onu ele geçirdiler. Landolf’u da yakalayarak gemisini batırdılar ve onu kendi gemilerine taşıdılar.
     Ertesi gün rüzgâr istikâmetini değiştirdi. Cenuba giden gemiler dolu yelken yollarına devam ettiler, ama akşama doğru öyle müthiş bir fırtına, çıktı ki, gemiler çarpıştı. Landolf’un bulunduğu gemi Kefalonya kayalıklarına çarparak parçalandı. Denize dökülen tayfalar karanlığın ve fırtınanın içinde ellerine geçirdikleri tahta, parçalarına tutunarak kurtulmaya çalışıyorlardı.
     Evvelce fakirliğe dönmektense ölmeyi tercih eden biçare Landolf, ölümü karşısında görünce, öbürleri gibi bir tahta parçasına sarıldı. Tan yeri ağarırken etrafına baktığında, gök ve deniz, bir de kendisine doğru yüzüp gelen bir kutudan gayrı bir şey göremedi. Kutuyu eliyle itmeye çalışıyor, fakat rüzgâr şevkiyle kutu yapıştığı tahtaya çarparak onu batırıyordu.
     Son kuvvetini sarf ederek suyun yüzüne çıkıyor ve göğsü ile kutuyu itip ilerlemeye çalışıyordu. Böylece bir gün ve bir geceyi denizde geçirdi. Ertesi gün rüzgârın dinmesiyle Korfu sahiline kutu ile beraber ulaştı. Orada bir kadın, kaplarını kumla temizlemeye çalışıyordu. Kadın Landolf’u görünce, korkusundan bağırıp kaçıyor, Landolf ise gözünü açamıyor ve konuşamıyordu. Nihayet kadın, sakinleşen denize girerek Landolf’u kutu ile beraber saçlarından tutarak karaya çekiyor. Kadının kızı kutuyu başına alarak hep beraber yakın bir kulübeye gidiyorlar. Orada sıcak su ile yıkanan Landolf kendine geliyor. Şarap ve yiyecek verilen hasta, bir, iki günde kuvvetini buluyor. O zaman kadın Landolf’a kutuyu teslim ediyor. Landolf kutuyu hiç hatırlamasa da bir işime yarar diye alıyor ve yalnız kalınca kutuyu açıyor, içinden o kadar çok mücevher çıkıyor ki bu defa da kendisini terk etmeyen Allaha şükrediyor.
     Kısa zamanda iki büyük talihsizliğe uğrayan Landolf, ihtiyatlı olmak lüzumunu duyuyor. Kadından istediği bir çuvala kutuyu yerleştirerek yola koyuluyor. Trani’de hemşerilerine rastlıyor. Onlar haline acıyarak kendisine elbise ve at veriyorlar. Memleketine vardığında, Korfu’daki kadına kendisini denizden kurtardığı için büyük bir para yolluyor. Tiranide’ki hemşerilerini de mükâfatlandırıyor ve geri kalan para ile artık bir daha ticarete başlamaksızın, rahat bir ömür sürüyor.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz