Herkül-21 (Nemea Aslanı)
Herkül-21 (Nemea Aslanı)

Herkül-21 (Nemea Aslanı)

     Kral Eurystheus, Herkül’e başarılması güç bir görev bulmakta gecikmedi:
     “Senden, Nemea ormanlarında yaşayan vahşi aslanı ortadan kaldırmanı istiyorum. Bu hayvan, ülkemin kuzey bölgesinde, en az bir sel baskını kadar zarar verdi, adam öldürdü. Aslanın korkusundan, civarda yaşayanlar, evlerini, tarlalarını bırakıp kaçıyorlar. Bu canavarın yok edilmesini istiyorum. Git, aslanı bul ve öldür. Postunu da bana getir ki, hakikaten onu ortadan kaldırdığına inanayım. Birinci görevin bu.”
     Kral sözlerini bitirince, Herkül hiç cevap vermeden oradan ayrıldı ve hemen yola çıktı. Yanına silah olarak, yay ve oklarını, bir de ucu çivili topuzunu almıştı. Çok geçmeden, ıssız ve terk edilmiş bir ülkeye ulaştı. Tarlaları yabani otlar kaplamış, ekinler etrafa saçılmış, hatta bakımsızlıktan bahçe çitleri bile yakılmıştı. Görünürde de hiçbir insan yoktu.
     Herkül boş arazide bir hayli zaman kimseye rastlamadan yürüdü. Hakikaten, kralın dediği gibi, aslanın korkusundan herkes başka yerlere kaçmıştı.
     Herkül az sonra, uzakta bir kulübe gördü. Bacasından yükselen hafif bir duman, içinde insan yaşadığını kanıtlıyordu. Herkül’e kapıyı ihtiyar bir çoban açtı.
     “Hoş geldin yabancı, içeri buyur,” dedi. “Yorgun olduğun anlaşılıyor. Yemek hazırlıyordum; bana katıl, birlikte yiyelim, bu boş ülkede ne aradığını sonra anlatırsın.”
     Günlerdir yolda olan Herkül, hakikaten yorgundu. İhtiyar çobanın davetini kabul ederek kulübeye girdi.
     “Ben kralınız Eurystheus’un kölesiyim. Buraya, vahşi aslanı öldürmek için gönderildim.”
     “Başımızdaki bu büyük dertten bizi kurtarmak için geldiğine çok memnun oldum. Aslan, on gün kadar önce buralardaydı; oğlumu parçaladı.”
     İhtiyar çoban, Herkül’ü yukarıdan aşağı süzdükten sonra sözüne devam etti:
     “Çok güçlü olduğunu görüyorum. Ancak bu canavarla baş etmen imkânsızdır. Zira onun derisine hiçbir silah işlemez. Okların ne kadar sivri olursa olsun, aslana saplanmaz. Aynı şekilde, topuzunla da bir şey yapamazsın. Daha yanına yanaşmadan, üstüne atılarak seni parçalar,” dedi.
     Bu vahşi aslanı, genç kız gövdeli, yılan kuyruklu canavar Echidne doğurmuştu. Titan’lar gökten kovulduktan sonra, Cronus’un annesi Gaea (toprak) son bir kez Tartarus’la birleşerek Typhon’u meydana getirdi. Bu, yüz tane yılan başlı, korkunç bir ejderhaydı. Bu belalı canavarı Tanrı Zeus yıldırımları ile korkutarak, yer altına hapsetti. Ancak daha önce Typhon, Echidne ile birleşerek, yer altında ve yer üstünde ne kadar korkunç köpek ve çcanavar varsa hepsini üretti. Geryon’un köpeği diye anılan Orthrus, Hades’in bekçisi Cerberus, bataklıklar canavarı Hydra, kadın yüzlü, aslan gövdeli Sphinx ve ağzı ateş saçan Chimaera hep Typhon ile Echidne’nin birleşmesinden doğdu. Echidne daha sonra kendi dölü Orthrus’tan Nemea aslanını üretti.
     Herkül geceyi çobanın kulübesinde geçirdi. Sabah yola çıkmadan, ihtiyarın birkaç koyunu kurban etmek üzere hazırlandığını görünce;
     “Konukseverliğin beni çok memnun etti,” dedi. “Aslanı öldürdükten sonra yine buraya döneceğim. Kurban kesmek için hazırlandığını görüyorum. Eğer bu benim için ise kesme, dönüşümü bekle. Koçu Tanrı Zeus’a ada; belki beni tehlikelerden korur.”
     “Peki yabancı. Dediğin gibi yapacağım. Tehlikeli görevin boyunca Tanrı Zeus seni korusun. Eğer sağ salim dönersen, bu koçu onun için kurban edeceğim.”
     “Eğer otuz gün içinde dönmezsem, kurbanını benim hatıram için kesersin.”
     Bundan sonraki günlerde, Herkül aslanın izini aramak için dağ, bayır, çayır demeden dolaştı durdu. Etrafta kendine yol gösterecek, haber verecek insan olmadığı gibi, aslandan da iz yoktu. Her tarafı araştıra araştıra Herkül nihayet Tretus dağına kadar geldi. Karanlık basmak, gece olmak üzereydi. Geceyi geçirebileceği bir yer, ağaç kovuğu veya mağara aramaya başladı. En sonunda, içinde kemikler, hayvan artıkları bulunan bir mağaraya ulaştı. Gecelemek için bundan daha uygununu da bulamazdı. İki kapısı olan bir mağaraydı burası. Daha fazla incelemeye gerek görmeden içeri girdi ve bir kenara çökerek, hemen uykuya daldı. Sabahleyin kalktığında, gecelediği mağarayı iyice gözden geçirince, yerdeki izlerden burasının aslanın ini olduğunu anladı. En nihayet aradığı yeri bulmuştu. Şimdi, aslanın inine dönmesini beklemekten başka yapacağı bir şey yoktu.
     Nemea’nın canavar aslanını mağaranın dışında yakalamalıydı. Hiç değilse onu okuyla vurup yaralayabilirdi. Hemen dışarı çıktı ve pusuya yatabileceği uygun bir yer aramaya başladı. Etrafta dolaşırken, uzaktan bir kayanın arkasına saklanmış bir insan gördü. Orada hareketsiz durmuş kendisini gözlüyordu. Hemen o tarafa doğru yürüdü. Niyeti adamı uyarmak, herhangi bir zamanda inine dönebilecek olan aslandan korumaktı. Biraz yaklaşınca seslendi:
     “Hey! Hey! Ne duruyorsun orada?”
     Cevap yoktu. Adam hâlâ Herkül’ü seyrediyordu. Tekrar bağırdı:
     “Buraya gel! Etrafta korkunç bir aslanın dolaştığını bilmiyor musun?”
     Herkül yine cevap alamayınca, hızla ona doğru koşmaya başladı. Yanına geldiğinde, adam hâlâ hareketsiz duruyordu. Dayandığı yerden başını bile kaldırmamıştı. Herkül dikkatle bakınca durumu anladı. Bu adam ölmüştü. Cesedi yerinden alıp, toprağın üzerine yatırdı. Sağ ayak bileğindeki yaradan, zehirli bir yılan tarafından sokularak öldüğü anlaşılıyordu.
     Herkül, cesedi mağaranın kapısına yakın bir yere kadar taşıdı. Bu aslana yemdi. Hayvan onunla uğraşırken, Herkül de saklandığı yerden oklarını savuracaktı. Tuzak kurulmuştu. Öğleye doğru, uzaktan işitilen kükreme sesinden, Herkül canavarın inine dönmekte olduğunu anladı. Az sonra, aslan göründü. Verimli bir avdan döndüğü anlaşılıyordu. Ağzı ve tüyleri yer yer kanlıydı. Mağarasına doğru ilerlerken, yerdeki cesedi gördü. Yanına yanaştı ve ne olduğunu anlamak için kokladı. Diğer tarafta Herkül, yayını germiş bekliyordu. Aslan pençesini adamın göğsüne saplarken, o da okunu göndermişti. Havada vınlayarak gelen ok, canavarın tam göğsüne saplandı. Ama hayır, ok canavara vurmuş ama saplanmamıştı. Sert derisi, Nemea’nın korkunç aslanını bu defa da korumuştu. İkinci oku da, aynı şekilde vurdu ve kırılarak yere düştü. Herkül bu yolla aslanı öldüremeyeceğini anlamıştı. Hemen topuzunu eline alarak yaklaştı. Ölüyü parçalamakla uğraşan aslanın arkasından dolanarak yanına kadar geldi. Ucu çivili, ağır topuzunu kaldırarak, olanca gücüyle aslanın kafasına savurdu. Ama yine netice yoktu. Hiçbir canlının dayanamayacağı bu vuruş, onu etkilememiş, tam tersine topuz kırılmıştı.
     Aslan kükreyerek başını kaldırdı. Anlaşılan ağır topuzun acısı, onu zevkli işini tamamlamaktan alıkoymuştu. Bu arada Herkül’ü de görmüş olmalı ki, ağzını açarak bir daha kükredi; uzun kuyruğunu da kamçı gibi şaklatarak sinirli sinirli birkaç kere yere vurdu.
     Herkül, bir an kararsız kaldı. Kaçmalı mı, yoksa saldırmalı mıydı? Birden güçlü ellerini uzatarak, aslanın gırtlağına sarıldı. Düşmanının üzerine atılmak için havaya sıçramış olan canavar, hazırlıksız yakalanmıştı. Herkül bütün vücudu ile yüklenerek, dengesi bozulmuş aslanı yere devirdi. Şimdi daha rahat hareket edebiliyordu. Vücudu ile canavara abanarak, gırtlağını sıktı, sıktı…
     Herkül’den kurtulmak için aslanın gayreti boşunaydı. Herkül onu yakalamak için günlerce dağlarda dolaşmıştı. Şimdi eline geçen fırsatı kaçırmamalıydı. Canavarın kayayı tırmalayan pençeleri, gittikçe hareketsizleşiyordu. Herkül son bir gayretle ayağa kalkarak, hayvanın arkasına dolandı. Kolunu, canavarın boynunun altından sokarak, diğer eliyle de tüylü kafasını öne doğru bastırdı ve sıktı. Nihayet Nemea’nın canavarını öldürmüştü. Hem de hiçbir silah kullanmadan, yalnızca güçlü elleriyle…
     Herkül, biraz dinlendikten sonra, bıçağını çekerek aslanın postunu yüzdü ve kıymetli yüküyle birlikte ihtiyar çobanın kulübesine döndü. Tanrı Zeus’a adağını yerine getirdikten sonra, Kral Eurystheus’un sarayına doğru yola çıktı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir