Mısır Piramitleri-12 (Piramitleri Yapanların Mezarları Bulundu)

M

     Piramitlerin etrafında arkeolojik kazılar yapan bilim insanları, “Mezarlıklara dikkatlice bakınız! Yüzlercesi var… Yarın belki de binlerce olacak… Yakında belki de on binlerce…” derken hayretlerini gizleyemiyorlardı.
     Çünkü dünyanın yedi harikasından belki de en görkemli olanı, Mısır’daki piramitler çok uzun zamandır tartışma konusu olmuştu. Ve bu kez tartışmaya bir açıklık getirecek, hatta sona erdirebilecek bir buluşla karşı karşıya kalmışlardı.
     Bu inanılmaz mimari harikalarının yapımında çalışanların mezarları bir bir ortaya çıkıyordu. Piramitlere ne kadar da yakınlarmış oysa… Piramitlerin etrafındaki o kalın kum tabakası altında binlerce işçinin cesedi gömülmüş. Şimdi ise ortaya çıktıkça, piramitlerin etrafı bir mezar ormanına benzemeye başlamış durumda.
     Keops, Kefren ve Mikerinos’a artık uzaylıların eseriymiş gibi bakmayacağız. İnsanlık tarihinde kaybolup giden çok eski bir göçebe halkın eseri de değil! Veya herhangi birilerinin sihirli işi de değil! Piramitlerin göğe doğru bu denli görkemli yükselmeleri için ömrünün büyük bir bölümünü feda eden, her sabah gün ışımadan gece karanlığı çökünceye kadar terleyen ve piramitlerin ayaklarına gömülen işçilerin eseri…
     1987 yılından buyana Gize ve Saqquarah piramitlerinden sorumlu Zahi Hawass bu buluş konusunda son derece kesin konuşuyordu: “Bu buluş, Firavun Tutankamon’un 1922’de Krallar Vadisi’nde bulunması kadar önemli!”
     Peki, asırlardır piramitlerin etrafını saran bu mezar ormanı nasıl ortaya çıktı? Tahmin edildiği gibi, uzun araştırmalar sonunda değil! Çok basit, hatta komik bir tesadüf sonucuydu…
     Sfenks’in büyüsüne kapılıp bu muhteşem yapıyı seyre koyulan bir Amerikalı ziyaretçi, bindiği atın canını sıkmış olmalı ki, bir süre sonra at çılgınca koşmaya başladı. Sonra Amerikalı’yı sırtından fırlattı. Ancak Amerikalı’nın bu düşüşü şanslı bir düşüştü. Düştüğü yer hafif tümsekti ama oradan da yuvarlanınca altında bir şeylerin çatırdayarak çöktüğünü hissetti. Sonra derin bir çukurda buluverdi kendini. Ama bu çukur herhangi bir çukur değildi. Bir mezardı ve içi de boş değildi.
     Zahi Hawass, o günü hâlâ heyecanla hatırlıyor. O mezarı inceleyen ilk insanlardan biri. Kendi elleri ile kumları bir kenara çektiğini ve o çukurun dibinde hiç bozulmadan duran iskeleti ilk gördüğü anı da hâlâ hatırlıyor. İskeletin pozisyonu garipti. Ceninin duruşu gibi, ağzı da sanki çığlık atmaya hazırlanıyormuş gibi açılmıştı.
     İskelet bir erkeğe aitti ve bir piramit işçisiydi. Hatta usta bir işçiydi. Bütün bunlar, mezarın dibindeki kireç taşı üzerinde yazılıydı.
     Firavunların Mısır’ında, piramitlerin yapımında çalışan erkek ve sadece birkaç kadının mezarları tam 40 yüzyıl boyunca hiç rahatsız edilmeden oracıkta durmuştu.
     Piramitlerin etrafında asırlardır dinlenen piramit işçilerinin köle olmadıkları, mezarlarında bulunan taşlardaki yazılardan anlaşıldı. Aslında bu mezarlar da tamamen esrarını ele vermiş değil! Büyük piramidin etrafını çevreleyen, ancak bugün harabe durumunda olan duvarın içi kutsal bölge sayılıyordu. Mezarlar ise bu bölgenin dışında. Ayrıca her büyük mezarın etrafı 12 adet daha küçük mezarla çevrili.
     Buradaki arkeolojik kazıların başında bulunan Profesör Mansur Rıdwan, “Aslında büyük mezar, ustanın mezarı. Diğer 12 küçük mezar da onun kalfaları. Tüm bu mezarlar, piramitlerden kalan taşlardan yapılmış,” diye açıklama yapıyordu.
     Bir zamanlar piramitleri tamamlamak için dur durak bilmeden çalışan ve kızgın Mısır güneşi altında ter döken piramit işçilerinin mezarlarını ortaya çıkarmak için şimdi başkaları ter döküyor. Binlerce mezar, kumlar altından gün ışığına çıkartılıyor. Bunlar da, modern Mısır’ın yapılarına öylesine yakın ki, insan şaşırıyor.
     Eski Mısırlıların “ebedi hayat” hülyasını gerçekleştirmeye yardımcı olan bu işçiler adeta bir arkeolog ordusunu ayaklandırdı. Profesör Mansur Rıdwan, “Neredeyse tüm iskeletler 35 ila 40 yaşları arasındaki erkeklere ait. Hepsinde de aynı omurga deformasyonu belirlendi. Bunun sebebi elbette ki yaptıkları iş için aşırı efor sarf etmeleri ve bütün o ağırlıkları sırtlarında taşımaları,” dedi.
     Büyük Piramit’in tamamlanması 20 yıl sürmüştü ve binlerce işçinin hayatına mal olmuştu. Keops’un yapımında yaklaşık 100 bin kişinin çalıştığı tahmin ediliyor. Bu olağanüstü çalışmayı yapanlar hakkında mezarlarla birlikte ortaya çıkan bilgiler, hep merak ettiğimiz bu insanları tanımamıza yardımcı oluyor. Örneğin; işçilerin çoğukendi kölelerini de yanlarında çalıştırmışlar. Zengin işçilerin çoğu da çok güzel evlere sahipmiş. Taştan ya da ağaçtan mobilyalarla süslenmiş evler… Eşlerini ise Hathor rahibeleri arasından seçiyorlarmış. İşçi eşlerinin tümü Hathor geleneğine göre aşk ve güzellik tanrıçalarıydı.
     Piramitleri yapanların bulunmasını bir ata borçlu olan arkeologlar, neredeyse bir asır önce de benzer bir olay sonunda II. Mentotep’in mezarının bulunduğunu hatırladılar.
     1900 yılında Mısır’ı gezen ünlü araştırmacı Howard Carter, bindiği atın sırtından düşünce, Mentotep’in mezarına düşmüştü. Tarih tekerrür mü etti, yoksa Mısır’da atlar daha mı yetenekli?

Yazar hakkında

Yorum Ekle