Herkül-23 (Chıron’un Ölümü)

H

     Herkül’ün peşine düştüğü dişi geyik, altın boynuzlu, bronz ayaklı, dev bir hayvandı. Tanrıça Artemis, dağda avlanırken, beş tane geyiğe rastlamıştı. Güneşte parıldayan boynuzları ve güçlü görünüşleri ile bu beş hayvan tanrıçanın dikkatini çekmişti. Artemis peşlerine düşerek, dört tanesini yakalamış ve arabasına koşmuş, ancak sonuncu geyiği ele geçirememişti. O zamandan beri, bir boğa kadar güçlü olan bu canavarı Tanrıça Hera büyütüyordu.
     Herkül geyiğin peşinden bir yıl dolaştı. Hiçbir şey bulamadığından, sonunda tekrar Arcadia’ya dönmek zorunda kaldı. Bir gün yine, dağda av peşinde dolaşırken, altın boynuzlu dev geyiği görerek peşine düştü. Uzun bir kovalamacadan sonra, onu ayaklarından okla vurmayı başardı.
     Herkül, silahını o kadar ustalıkla kullanmış ve oku hayvanın ayak kemiği ile kası arasına isabet ettirmişti ki, geyikten bir damla bile kan akmadı. Ufak bir tedaviden sonra, geyik sapasağlam ayağa kalkmıştı. Herkül kıymetli avını sırtlayarak, Mycenae’ye doğru yola çıktı. Bir ormandan geçerken, hiç ummadığı anda genç bir avcı ile karşılaştı. Bu Tanrıça Artemis’ti. Kızgın bir sesle;
     “Bu geyik benim kutsal hayvanlarımdandır,” dedi. “Onu sırtlamış nereye götürüyorsun?”
     Herkül, şaşkın bir sesle cevap verdi:
     “Bu işi yapmamı bana Kral Eurystheus emretti. Ben onun kölesiyim. Geyiğine hiçbir zarar vermedim; onu yaralamadım. Görevim hayvanı canlı olarak kralıma teslim etmektir. Eğer ortada yanlış yapılmış bir iş varsa, bunun suçlusu ben değilim!”
     Tanrıça Artemis, Herkül’ü tanımıştı:
     “Şimdi anlıyorum olanları. Peki, geyiğimi kralına götür; sonra serbest bırak. O, tekrar ormana döner.”
     Herkül, Myceane’ye gidip, krala geyiği gösterdikten sonra, yeni görevini de öğrenmişti. Erymanthus dağındaki azgın yaban domuzunu canlı olarak krala getirecekti.
     Herkül, bu vahşi canavarın Arcadia’daki selvi ormanlarında yaşadığını biliyordu. Hemen oraya doğru yola çıktı. Yolculuğun ilk bir iki günü olaysız geçti. Üçüncü günün sonunda, centaur (36)’ların, yani at adamların yaşadığı yere ulaştı.
     Burada Saurus adlı bir eşkıya, gelen geçen yolcuları soyması, öldürmesi ile korku salmıştı. Herkül de bu acımasız adamın tuzağına düştü, ancak kısa bir çarpışmadan sonra Saurus’u öldürmeyi başardı. Böyle bir eşkıyanın ortadan kaldırılması at adamları pek sevindirmişti. At adam Pholus, Herkül’ü yaşadığı mağaraya davet etti. Diğer vahşi ve kavgacı at adamlardan farklı olarak Pholus, insan sever ve bilgili bir yaratıktı. Silenus (37) ile bir orman perisinin birleşmesinden doğmuştu.
     Pholus, Herkül’ü içeri davet ettikten sonra;
     “Gel kahraman dostuml,” dedi. “Geceyi, burada konuğum olarak geçir.”
     Herkül bu davete çok memnun olmuştu.
     “Teşekkür ederim. Vahşi bir yaban domuzunun peşinde dolaşmaktan yoruldum. Karnım da acıktı. Belki sende yiyecek bir şeyler vardır. Hiç değilse bir bardak şarap.”
     Pholus hemen yemek hazırlığına girişti. At adamlar çiğ et yiyerek yaşarlardı, fakat kendilerini Saurus gibi bir beladan kurtarmış olan kahramanı bununla ağırlaması doğru olmazdı. Herkül için ateşe birkaç parça et koydu.
     “Birazdan yemek hazır olacak,” dedi. “Sana ikram edilecek şarabım olmadığına üzgünüm.”
     Hakikaten az sonra Pholus’la birlikte sofraya oturdular. Ancak Herkül at adamlarda, Tanrı Dionysus’un armağanı, dört nesilden beri saklanan bir fıçı şarap olduğunu biliyordu.
     “Sevgili dostum Pholus,” diyerek söze başladı. “Bana şarap olmadığını söyledin. Peki, Dionysus’un armağanı fıçıyı ne yaptınız? Herhalde hepsini bitirmemişsinizdir?”
     “Tanrının armağanına dokunmadık. Fıçı mağaranın dibinde duruyor. Ama bu şarabı sana ikram edemem. Dionysus onu hepimize, bütün at adamlara armağan etti. Bu şarapta her arkadaşımın hakkı var!”
     “Hele sen fıçıyı bir getir bakalım. Hepsini bitirecek değiliz ki. Öteki at adamların payını ayırırız.”
     Herkül’ün ısrarı üzerine, fıçı ortaya çıktı ve şaraptan içmeye başladılar. Ortalığı kuvvetli bir şarap kokusu kaplamış ve bu civarda yaşayan diğer at adamların da dikkatini çekmişti. Az sonra ortak malları olan şarabın, Pholus ve Herkül tarafından içilmekte olduğunu anlayarak, ellerinde kaya parçaları, ağaç dalları ve baltalarla mağaranın kapısına dayandılar.
     Sözle başlayan tartışma, kısa zamanda kavgaya dönüştü. Bu kadar kalabalık düşmanla baş edemeyeceğini anlayan Herkül, en sonunda yayına el attı. Hydra’nın kanı ile zehirlenmiş oklar iki at adamı öldürünce, saldırganlar kaçışmaya, Herkül de onları kovalamaya başladı. Kaçış Malea’ya, at adamların kralı Chiron’un mağarasına kadar sürdü. Bu at adam, tanrıların babası Cronus’un sülalesinden geliyordu ve ölümsüzdü. Bilgisi ile ün salmıştı. Müzik ve hekimlikte üstüne yoktu. Yıllar önce Achilles’in (38) babası Peleus’la (39) arkadaşlık kurarak, ona çok değerli yardımlarda bulunmuş ve Tanrıça Thetis ile evlenmesini sağlamıştı. Ancak doğan çocukların ölümsüzlüğü nedeni ile, Peleus’la Thetis arasında anlaşmazlık çıkmış ve tanrıça kocasını bırakıp denize dönünce, kral, oğlu Achilles’i Chiron’a emanet etmişti. Genç Achilles üstün yeteneklerini hocası at adam Chiron’la geçirdiği eğitim yıllarında elde etmişti.
     Bozgun halindeki at adamların korku ile Chiron’un mağarasına sığınmalarından az sonra, onları öfke ile kovalamakta olan Herkül de arkalarından yetişti. Bir taraftan oklarını savururken, diğer taraftan hırsa bağırıyordu:
     “Birkaç bardak şarap için bana saldırmanıza gerek yoktu. Şimdi size gününüzü göstereceğim. Sizi, elimden kralınız da kurtaramayacak!”
     Bu sırada, Herkül’ün oklarından biri, olayı yatıştırmak için mağaranın kapısına çıkmış olan Chiron’un ayağına saplandı. Savaş bir anda durmuştu.
     Herkül, acı ile kıvranan arkadaşının yardımına koştu, bir çekişte saplı oku yaradan çekip çıkardı. Usta bir doktor olan Chiron’un mağarasında yaraları tedavi için gerekli her türlü ilaç vardı. Herkül bunlarla yarayı sardı. Ancak yapılanların hepsi faydasızdı. Hydra’nın zehri o kadar kuvvetli idi ki, hiçbir ilaç at adamın acısını dindirmiyordu. Herhangi başka bir yaratığı anında öldürecek olan bu zehir, ölümsüz Chiron’a dayanılmaz acılar veriyor, fakat öldürmüyordu. Chiron acılar içinde kıvranarak, yattığı yerden tanrılara yalvarmaya başladı:
     “Ey ulu tanrı Zeus! Yalvarmalarıma lütfen kulak ver; sesimi işit. Artık dayanamıyorum. Yaram bana çok acı veriyor. Hiçbir zaman iyileşemeyeceğimi biliyorum. Ne olur canımı al; lütfen ölmeme izin ver!”
     Olympus’taki sarayında oturan Tanrı Zeus, zavallı Chiron’un bu seslenişini cevapsız bırakmadı ve ölümsüzlüğünü kaldırdı. Az sonra, baş ucunda bekleyen Herkül’ün üzgün bakışları altında, Chiron öldü. Zavallı at adamın acıları dinmiş, yıllardır süren hayatı son bulmuştu. Herkül, dostu Chiron’u göz yaşları arasında gömdü. Bu olaydan kendisini suçlu görüyordu.
     Herkül, öfke içinde at adamların peşine takılıp, geldiği mağaradan ayrıldıktan sonra, Pholus kapının önünde yatan, yaralı iki arkadaşının yardımına koştu. Ancak, Hydra’nın kanı ile zehirli acımasız oklar at adamları öldürmüştü. Pholus’un onları gömmekten başka yapabileceği bir şey yoktu.
     Bu iş için hazırlanırken dikkatini, yaraların sıyrık şeklinde olduğu çekti. Nasıl olup da bu kadar hafif yaralar, iki güçlü at adamı öldürmüştü? Pholus, yerdeki oklardan birini eline alıp inceledi. Evet, tahmin ettiği gibi, bunların ucuna zehir sürülmüştü. Aksi bir rastlantı, elinden kayıp yere düşen ok, hafifçe ayağını sıyırdı. Az sonra, at adam Pholus da acılar içinde kıvranarak ölmüştü.
     Herkül, Chiron’u gömdükten sonra, geri geldiği mağarada, Pholus’un cesedi ile karşılaşınca, üzüntüsünden ne yapacağını şaşırdı. Birkaç bardak şarap için, sevdiği iki arkadaşı ölmüştü. Pholus’a çok görkemli bir cenaze töreni düzenledi ve sonra kendisine verilmiş göre yerine getirmek üzere, yaban domuzunun peşine düştü.

Açıklamalar:
(36) Centaur: Centaur’lar, yani at adamlar, yarı insan, yarı hayvan bedenli yaratıklardır. Başları, gövdeleri, kolları insan gibidir. Karınlarından arkası at biçimindedir. Yeleleri ve kuyrukları vardır.
(37) Silenus: Belden yukarısı insan, aşağı tarafı ise keçi olan Satry’lerin yaşlanmışlarına verilen addır.
(38) Achilles: Truva savaşlarının kahramanı olan Achilles’in yaşamı ve ölümü birçok kitapta yer -almış bir konudur.
(39) Peleus: Birçok serüvenlerden sonra, karısı ölünce, tanrılar onu Thetis’e koca olarak seçerler. Ancak tanrıça, Peleus’a varmamak için deniz kızlarına özgü niteliğini kullanarak kılıktan kılığa girer. Ama Peleus, Chiron’un yardımı ile onu elde eder. Düğünleri Olympus’ta tanrıların sofrasında kutlanır; ancak bir olay çıkmasın diye Eris şölene çağrılmaz. Ne var ki Eris, ortaya altın bir elma atarak tanrıçaları birbirine düşürür. Peleus, ölümsüz karısı Thetis ile mutlu olamaz ve çocukları Achilles’in doğumundan sonra ayrılırlar.

Yazar hakkında

Yorum Ekle