İki Keçi
İki Keçi

İki Keçi

Keçi biraz otladı mı çayırda
Alıp başını gidesi gelir.
Ayrılır sürüden, gezer dağda bayırda;
Bir Allah, bir de kendi bilir,
Gittiği yerleri.
Öyle sarp kayalara çıkar ki
Şaşakalır insan.
Kuş uçmaz, kervan geçmez
Keçinin çıktığı yerden.
Uçurum muçurum dinlemez,
Bu tırmangaç hayvan.
Bir gün yine hürriyeti seçmiş
İki tez ayaklı keçi.
Bırakmışlar çayırı, çimeni
O kaya senin, bu kaya benim dolaşıp
Arada bir buluşuyorlarmış.
Bir yerde yine uçurumlar aşıp
Derin bir dereye inmişler karşılıklı.
Köprü diye ince bir sırık varmış
Çağlayıp akan suların üstünde.
İki gelincik karşı karşıya gelse
Zor sürtünüp geçebilir; öyle köprü!
Üstelik dere de coşkun, belalı:
Korkmadan yürüyebilirsen yürü.
Ama keçi bu, dinler mi?
Biri sırığa basınca karşıdan,
Ötekini durdur durdurabilirsen.
Yürümüş karşı karşıya iki keçi.
İkisindeki çalımı da görme:
Biri Ondördücü Louis,
Öteki Dördüncü Philippe sanki:
Barış masasında karşılaşıp
Bir anlaşma imzalayacaklar.
Bir adım sen, bir adım ben derken,
İki kabadayı gelmiş burun buruna.
Sırığın tam ortasında.
Kim kime boyun kırıp yol versin?
Sen mi daha soylusun, ben mi?
Biri demiş, benim dedemin dedesi
Büyük İskender’in tekesiymiş.
Ötekinin dedesinin ninesi
Bilmem kimin sütannesiymiş.
O dayatmış, bu dayatmış,
Sonunda ikisi birden
Dereyi boylamış.
Sen ben kavgasının masalı bu:
Keçilerin başına gelen,
Nice insanların da başına gelmiyor mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir