Herkül-24 (Altın Postlu Koyun)

H

     Lydia Kralı Tantalus, tanrılarla çok haşır neşir olmuş, hatta tertiplediği şölenlere onları davet edecek kadar samimileşmişti. Gücü ve zenginliği ile gururlanıyor, zaman zaman kendini tanrılarla eşit görüyordu. Bir gün tanrıların kendisi kadar akıllı ve anlayışlı olup olmadıklarını denemeyi kararlaştırdı. Şöleninde, davetlilere kesip doğrudağı oğlu Pelops’u yiyecek olarak sunacaktı.
     Şımarık Tantalus’un sofraya getirdiği Pelops’un parçalanmış etini bütün tanrılar fark etti, ancak sevgili kızı Persephone’yi kaybetmiş olan Tanrıça Demeter (40), bilmeden Pelops’un bir omuzunu yedi.
     Tanrı Zeus, bu olaya çok öfkelendi ve Tantalus’u cezalandırmayı kararlaştırdı. Önce Pelops’un parçalarını birleştirerek diriltti. Demeter’in yediği omuzun yerine de fildişinden (41) yeni bir omuz koydu. Tantalus’u ise, yer altı dünyasının en derin yeri olan Tartarus da (42) zincire vurdurdu.
     Tantalus, ellerinden bir gölün ortasındaki kayaya zincirlenmişti. Burada devamlı ayakta durmak zorundaydı. Susadığında göl yükseliyor, çenesine kadar çıkıyordu. Ama Tantalus içmek için davrandı mı, su hemen alçalmaya başlıyor, yetişemeyeceği bir yere kadar iniyordu. Aynı şekilde, başının üzerindeki bir ağaçtan çeşitli yemişler sarkıyordu. Onları koparmak için ellerini uzattığında, uğursuz bir rüzgâr dalı yetişemeyeceği bir mesafeye kadar uzaklaştırıyordu.
     Tanrı Zeus’un yeniden dirilttiği Pelops’un bundan sonraki yaşantısı, çeşitli maceralar ve olaylarla geçti. Olympos’taki Olimpiyat oyunlarının kurucusu ve Mora yarımadasına Peloponez adını veren odur. Ölümünden sonra geride kalan iki oğlu, Atreus ve Thyestes, krallık için bir anlaşmaya varamayarak birbirlerine düşman kesildiler.
     Atreus yaşça büyüktü ve Girit Kralı Minos’un (43) torunu Aeroe ile evliydi. Ancak bu evlilik ona kral olmak hakkını kazandırmıyordu. İki kardeş arasında bir seçim yapabilmek için, ulusu, ölümsüzlerden bir işaret bekliyordu. Bu nedenle ileri gelenlerden bir kısmı seçimi ne yolla yapmaları gerektiğini öğrenmek üzere Delphi’deki Apollo tapınağına baş vurdular. Rahibelerin kehaneti şöyleydi:
     “Pelops’un oğullarından, sürüsünün içinde altın postlu koyunu olan, Argolis (44) ülkesinin hakiki kralı olacaktır.”
     Trakya kralının Theophane adında çok güzel bir kızı vardı. Ülkenin bütün gençlerinin en büyük isteği onunla evlenmekti. Theophane’nin güzelliği, Tanrı Poseidon’un da kulağına gitmiş ve o da genç kızı elde edebilmenin yollarını arıyordu. Nihayet, bir gün deniz kıyısında banyo yapmakta ilen Theophane’yi kaçırarak Crumissa adasına götürdü. Ancak, Poseidon güzel sevgilisi ile birlikte geçirmeyi umut ettiği rahat yaşantıyı bu adada bulamadı. Zira, kızın taliplisi olan gençler de bir gemi bularak peşlerine düşmüşlerdi. Tahrı, Theophane’yi onlardan gizlemek için dişi bir koyun, adada yaşayanları da inek kılığına soktu. Gençlerin gemisi Crumissa’ya gelince, karaya çıkanlar, burasını boş ve insanların yaşamadığı bir yer sandılar. Tanrı Poseidon, sevgilisini yabancılardan gizlemeyi başarmıştı. Dokuz ay sonra, Theophane, altın postlu bir kuzu doğurdu.
     Kral seçimi için Apollo tapınağının fikrini de aldıktan sonra, Mycenae’liler için beklemekten gayrı yapılacak bir şey yoktu. Bu sırada Tanrı Zeus, habercisi Hermes’e, Crumissa’dan altın postlu koyunu almasını ve Atreus’un ağılına bırakmasını emretmişti.
     Her şey yolunda gidiyordu. Atreus, hakkı olan krallığı, tanrıların yardımı ile elde etmişti. Ancak hiç hesaba katılmayan bir olay ortalığı karıştırdı. Bu, Atreus’un karısı Aerope’nin Thyestes’e duyduğu aşktı. O gece, kocasının ağılındaki altın postlu koyunu gizlice sevgilisine verdi. Sabahleyin Thyestes, rahibelerin kehanetlerinde bildirdikleri altın postlu koyunun kendinde olduğunu ilan etti. İsteyen, ağılına gelip, hakikati gözleri ile görebilirdi. Sonuç olarak, Thyestes, Argolis kralı seçildi.
     Atreus, krallık hakkının hile ile elinden alındığını anlamıştı. Her ne kadar, altın postlu koyunun ilk önce kendi ağılında olduğunu, kardeşinin onu kendisinden çaldığını söyledi ise de, kimseyi inandıramadı. Aklına gelen en son çare olarak:
     “Krallığın benim hakkım olduğunu sizlere ispat edeceğim,” dedi. “Şimdi hepinizin önünde tanrılara yalvarıyorum. Ey Tanrı Helios! Yarın sabah arabanı ters sür. Güneş batı yönünden doğsun, doğuda batsın. Yoksa, kendi halkımı, hakiki krallığın benim hakkım olduğuna inandıramıyorum.”
     “Kardeşim, delinin biridir!” diyerek söze başladı Thyestes. “Böyle bir şey olamayacağını biliyorsunuz. Herhalde bir deliyi kendinize kral olarak seçemezsiniz, değil mi? Kardeşim, yarın sabah krallığını değil, kendi deliliğini ilan edecek!”
     Ertesi sabah, hermesin merak ve korku dolu bakışları arasında, güneş batı yönünden doğdu. Demek ki tanrılar onun tarafındaydı ve Atreus söylediklerinde haklıydı. Az sonra hakikat ortaya çıktı. Thyestes, Aerope ile birlik olup, altın postlu koyunu nasıl çaldığını itiraf etmişti.
     Atreus, Mycenae’ye kral seçildi ve Thyestes de Aerope ile birlikte ülkeden sürüldü. Kral Atreus, yıllar sonra tekrar evlendi . Yeni evliliğinden iki oğlu oldu. Bunlar, Truva savaşlarının iki ünlü kahramanı Agamemnon ve Menelaus’dur.
     Tanrı Zeus’un gönderdiği koyun, büyümüş ve azman bir koç olmuştu. Bu güne kadar benzeri görülmemiş, dev yapılı ve altın postlu hayvan havada da uçabiliyordu. Bir zaman sonra, Tanrı Zeus, Hermes’i Mycenae’ye göndererek bu koçu oradan aldırttı ve Thebes yakınlarındaki Kral Athamas’ın ülkesi Orchomenos’a yolladı. Tanrının bu hareketinin özel bir nedeni vardı. Zira, Athamas’ın iki çocuğu, üvey annelerinin bir oyunu ile tapınakta tanrılara kurban edilmek üzereydiler. Dev koç, bir bulut içine gizlenerek tam zamanında tapınağın üzerine indi ve çocukları sırtına aldığı gibi oradan kaçırdı. Bu yolculuk, Yunanistan ve Trakya üzerinden geçerek, Karadeniz’in sonundaki Colchis’e (45) kadar sürdü. Ancak yolda iki kardeşten (46) kız olanı denize düştüğünden, bu kente ancak biri ulaşabildi. Koç, çocuğu bıraktıktan sonra, Tanrı Zeus’a kurban edildi. Kıymetli altın postu da, yine Zeus’un gönderdiği dev yılanın bekçiliği altında, ormandaki ağaçlardan birinin dalına asıldı.

Açıklamalar:
(40) Demeter: Toprak ve bereket tanrıçası. Kızı Persephone, yer altı kralı Hades tarafından kaçırılır ve oradaki sarayında alıkonur. Demeter küsünce, toprağın bereketi kaçar, insanlar kıtlık tehlikesine uğrar. İsteği, Hades’in kaçırdığı kızını geri yeryüzüne göndermesidir. Ancak Persephone, Hades’in verdiği bir nar tanesini yiyerek sevgi büyüsü ile Hades’e bağlanır. Neticede barıştırmak için araya giren Zeus, şöyle bir çözüm bulur. Persephone, yılın üçte ikisini, yani çiçek açma ve meyve zamanını annesi Demeter’in, geri kalan üçte birini, yani kışı da kocası Hades’in yanında geçirecektir.
(41) Fildişi: Truva şehrini koruyan büyüyü Helenus açıklarken, ilk şart olarak Pelops’un kemiklerinden birinin getirtilmesi gerektiğini söylemiştir. Büyüye konu olan, bu fildişinden yapılma, Tanrı Zeus’un ilave ettiği kemiktir.
(42) Tartarus: Hades’in, karanlık yer altı dünyasının hapishanesi ve en derin çukuru.
(43) Minos: Kral Minos ve beyaz boğasının öyküsü, daha önce aktarılmıştır. Bunun devamı da, daha sonra Herkül’e verilen görevler arasında tekrar ele alınacaktır.
(44) Argolis: Yunanistan’da Argos, Tiryns ve Mycenae şehirlerinden meydana gelen bölgeye verilen ad.
(45) Colchis: Karadeniz kıyısında bir kent.
(46) İki Kardeş: Athamas’ın bulut perisi Nephele’den olan iki çocuğunun adları Helle (kız) ve Phrixus (erkek)’dur. Altın postlu koçun izlediği yol, Asya ve Avrupa kıtalarını birbirinden ayıran dar su yolu üzerinden geçmekteydi. Helle, tam burada boşluğa yuvarlandı. Düştüğü yere de Hellespont dendi. Burası, bugünkü Çanakkale Boğazı’nın bulunduğu yerdir. Helle denize düştükten sonra Tanrı Poseidon tarafından kurtarıldı.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz