DECAMERON-24 (İkinci Günün Sonu ve Yirminci Hikâye)

D

     PİSA’da bir yargıç vardı, aklı vücudundan kuvvetli idi. Adı Chinga’lı Rişard’dı. Kitapların olduğu kadar kadının da hakkından gelebileceğini sanırdı. Büyük servete sahipti, hiç yapmaması lazım geldiği halde, genç ve güzel bir kadına sahip olmak isterdi. Arzusu gerçekleşti. Lotto, kızı Bartoleme’yi ki -şehrin en güzel kızlarından birisi idi- ona verdi. Yargıç bu kızla çok sevinerek evlendi.
     Mutantan bir düğün yaptı, ilk gece, güçbela vazifesini yapabildi. Sıskanın biri olduğu için ertesi sabah kuvvetli içki ve şekerlemelerle kendisine gelmeye mecbur kalmıştı. Böylece yargıç, cinsi kudretini biraz daha iyi anlamış oluyordu.
     Mektep çocukları için hazırlanmış bir takvimden, karı kocanın yaklaşmasının haram olduğu günleri karısına anlatmaya başladı. Kutsal günler, cumalar, cumartesiler, pazarlar, kırk günlük oruç müddeti, aybaşları, ortaları gibi günleri haram olarak anlattı. Ayda ancak bir gün mubah kalıyordu. Karısı bundan çok şikâyetçiydi. Kadını hep evde oturtuyordu ki, kendisinin haram dediği günleri başkası helal olarak öğretmesin.
     Sıcak mevsimlerde Rişard, güzel karısı ile Nero’daki çiftliğine giderdi. Karısına hoş vakit geçirtmek için balık tuttururdu. Kendisi erkek balıkçılarla, karısı da kadın balıkçılarla ayrı kayıklara binerler, denize açılırlardı. Böylece bir gün, aniden, meşhur korsan Monako’lu Paganin gemisi ile oraya çıkageldi. Korsan, kadınların bindiği kayığa çarptı ve Rişard’ın gözü önünde güzel karısını kaçırdı. Kıskançlıktan, uçan kuştan bile şüphe sezen Rişard’ın kederi büyüktü, boş yere onu Pisa’da şikâyet etti, fakat karısını kimin ve nereye kaçırdığını öğrenemedi.
     Karısı olmayan ve bu kadını pek güzel bulan Paganin, onu daima yanında gezdirmeye karar verdi ve tatlı tatlı teselli ederek gözyaşlarını durdurdu. Yargıcın haram dediği takvim bilgisine sahip olmadığından kadını gece gündüz memnun ediyor ve ona umumiyetle iyi bakıyordu.
     Bir zaman sonra Rişard, karısının bulunduğu yeri keşfetti ve onu almak arzusu ile yola çıktı. Fidye olarak ne isterse verecekti, bu işe kimseyi memur edemezdi. Monako’ya gitmek üzere bir gemiye bindi. Kadınla karşı karşıya geldiler. Kadın hâkimin niyetini Paganin’e anlattı. Ertesi gün Rişard, Paganin’i ziyaret etti. Paganin, bir şey bilmiyormuş gibi, dostça ve sabırla, Rişard’ın arzusunu sordu. Rişard, ihtiyatla sözü maksadına getirerek karısının iadesini rica etti.
     Paganin, “Sizi tanımaktan memnunum,” dedi. “İtiraf ederim ki yanımda güzel ve genç bir kadın var, fakat onun sizin mi yoksa başkasının mı karısı olduğunu bilmiyorum. Siz, güvenilir bir adam olduğunuz için onun yanına götüreceğim. Şayet o, sizin kocası olduğunuzu söylerse, size vereceğim, fakat tanımazsa sizin de ısrar etmeniz artık kibarlığa yakışmaz.”
     “O, gerçekten karımdır,” dedi Rişard. “Beni onun yanına götürürseniz, göreceksiniz ki kocası olduğumu derhal söyleyecektir.”
     “Öyle ise gidelim.” diyen Paganin ile eve vardıklarında, kadını büyük salona çağırttılar. Fakat kadın Rişard’ı herhangi bir erkek gibi karşıladı. Samimi bir karşılama bekleyen hâkim, hayret içinde kalmıştı, “Fakat belki,” diyordu, “Onu kaybetme yüzünden yüzümdeki değişiklik tanımasına mani olmuştur!” Onun için, “Yavrum,” dedi, “Seni balığa götürme kararım bana pahalıya mal olmuştur, çünkü seni kaybetmenin doğurduğu ıstırap kadar şiddetlisi olamaz, ama hâlâ beni tanımamazlığa geliyorsun, seni ele geçirmek için her şeyi fedaya hazır olarak gelmiş olan kocanı tanımıyorsun?”
     Kadın gülerek, “Bana mı söylüyorsunuz efendim? Sizi daha önce görmüş olduğumu hiç hatırlamıyorum.” dedi.
     Rişard, “Düşün söylediğini,” dedi. “Yüzüme iyi bak, istersen beni derhal hatırlarsın, Chinga’lı Rişard’ını tanırsın.”
     “Affedin,” dedi kadın. “Sizin yüzünüze daha fazla bakmak doğru olmaz, sizi hiç tanımıyorum dememi kâfi görünüz.”
     Rişard, kadının bu hareketini Paganin’in orada bulunmasına atfetti ve ondan rica etti ki, bir odada kadınla yalnız konuşsun. Paganin kabul etti, ancak Rişard kadını öpmeyecekti. Bunun üzerine kadına yandaki odaya gitmesini emretti. Odada yalnız kaldıklarında Rişard kadına, “Ruhum, tatlı ümidim, seni hayatından fazla seven Rişard’ını tanımıyor musun? Bu mümkün mü? Ben o kadar değiştim mi? Gel sevgilim bana iyi bak,” dedi.
     Kadın gülerek, “Beni, kocam Rişard’ı tanımayacak kadar unutkan sanmayın. Fakat sizin yanınızda iken bana fena muamele ettiniz, siz sandığınız kadar akıllı olsaydınız ateşli bir genç kadının yemek ve giyinmekten başka neye muhtaç olduğunu anlardınız. Buna, ne kadar az önem verdiğinizi siz benden iyi bilirsiniz. Kanunları okumak, size aşkın kanunundan daha cazip gelirdi. Sizi bir hâkim gibi değil, takvim mütehassısı olarak buldum. Haram günlerinden başka boş gün bulamazdınız. Çiftliğinizdeki işçilere, bana tatbik ettiğiniz kadar tatil günü verseydiniz bir başak bile elde edemezdiniz. Burada Allah’ın bana nasip ettiğini buldum. Bu odada haram günler yoktur, cuma, cumartesi ve pazar tatili de yoktur. Burada günleri çalışmakla geçireceğim, tatil ve haram günleri ihtiyarlığıma bırakıyorum. İlk fırsatta buradan gidin.”
     Rişard’ın ıstırabı sonsuzdu. “Aziz sevgilim,” dedi. “Neler söylüyorsun! Kendi şerefine ve ailenin namusuna hiç ehemmiyet vermez misin? Bu adamla gayri meşru yaşamayı meşru kocanla yaşamaya tercih mi ediyorsun? Bu adam, sana kanıksayınca hakaretle seni kapı dışarı edecek, halbuki ben seni daima seveceğim ve öldüğümde de seni evimin hanımı olarak bırakacağım. Bu haram şehvete namusunu feda mı edeceksin? Hayır, fazla düşünme, hemen benimle gel, senin arzularını şimdi anladığım için daha iyi davranırım. Sevgilim, kararını değiştir, benimle gel. Sen gideli hiç bir zevk tatmadım.”
     Kadın, “Kimse,” dedi. “Benim namusumu benim kadar korumasın, ebeveynime itaat için izdivaca muvafakat etmiştim, o zamanlar benim saadetimle alakadar olmadılar, şimdi de olmasınlar, üzülmeyin. Doğrusu ben kendimi Paganin’in karısı ve eski Pisa hâkiminin metresi olarak sayıyorum, Paganin bütün gece beni kollarıyla öyle sarıyor ki. Kendinizi bundan böyle zorlayacağınızı söylüyorsunuz, ama nasıl? Gidiniz ve hayatınızı sürünüz, siz çelimsiz birisisiniz. İnanın ki Paganin beni bıraksa bile, yine size dönmezdim. Burada kalma kararım kesindir. Hemen buradan çıkın, yoksa zili çalar ve ‘Bana tecavüz ediyor!’ diye bağırırım.”
     Hâkim, sefil kaderini anladı, perişan bir halde odadan çıktı. Pisa’ya döndü, kederinden cinnet getirdi. Rasgeldiğine şunu söylüyordu: “Kadınlara tatil günlerinden bahsedilmemeli!” Az sonra da öldü. Paganin, Rişard’ın ölümünü haber alınca kadınla, resmen evlendi ve onunla tatil günü tanımaksızın hoş günler geçirdi.
     İkinci Günün Sonu
     Hikâyeler ve gülüşmeler sona erince kraliçe, vaktin geç olduğunu ve hükümdarlık nöbetinin bittiğini düşünerek başındaki tacı, usul gereğince Neifile’nin başına koydu: “Aziz oldun arkadaşım, artık hükümdarlık senin,” dedi.
     Neifile, hafifçe kızararak ve yere bakarak konuşmaya başladı: “Bildiğiniz gibi, önümüzde cuma ve cumartesi var. Cumayı hikâye ile değil, ibadetle geçirmek daha münasiptir. Cumartesi günleri kadınlar bütün haftanın kir ve tozundan temizlenmek itiyadındadır; o gün de hikâyelere devam etmeyelim. Buraya geleli dört gün olduğu için artık en yakın yere gidelim. Nereye? Bunu düşündüm. Oraya pazar günü beraberce gider ve hikâyelere devam ederiz. Sizi düşünmeye sevk etmek için emir veriyorum ki, hikâyeler kaderin çeşitli rollerinden bahsetsin ve hasretle beklenen veya kaybedilmiş bir saadetin ele geçirilmesinden dem vursun.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz