Berberin Beşinci Kardeşi El-Aşar’ın Öyküsü

B

     Ey Emir-ül Müminin! Kardeşlerim içinde kulağı gibi burnu da yarık olanın öyküsüdür sana şimdi anlatacağım. Ona, iri yarı ve karnı gebe bir deveninki gibi şiş ya da koca bir kazan gibi iri olduğundan ötürü El-Aşar derlerdi. Ancak bu, onu gündüzü görülmedik bir tembellikle geçirirken; geceleyin, her türlü işi yaparak ertesi gün harcayacağı parayı yasadışı ve oldukça garip yollara baş vurarak kazanmaktan alıkoyamazdı.
     Ama, babamın ölümü üzerine, her birimize yüzer gümüş dirhem para kaldı. El-Aşar, hepimiz gibi, kendisine kalan bu yüz dirhem parayı aldı, ama ne yolda kullanacağını bilmiyordu. Sonunda, binlerce fikir ürettikten sonra, bir miktar çeşitli züccaciye satın aldı ve bunları perakende olarak satma fikrinde karar kıldı; öteki mesleklere bunu tercih etmesinin nedeni, bu mesleğin icrasında pek fazla hareket etmeye ihtiyaç olmamasıydı.
     Kardeşim El-Aşar böylece züccaciye taciri olmuş; kalabalık bir sokağın köşesinde yer tutup sepeti de önüne koymuştu. Rahatça yere oturup sırtını bir evin duvarına dayamış ve mallarını gelip geçene, “Cam bardaklar, güneş damlası bunlar! Genç kızların kaymaktaşı göğüsleri gibi, sütanamın parlak gözleri gibi!” ya da, “Billur bunlar!” diye haykırarak mallarını tanıtmaya ve satmaya başlamış. Ama çoğunlukla El-Aşar susuyor, sırtı duvara dayalı, düş âlemlerine dalıyormuş. İşte bu günlerden birinde cuma namazı zamanında, El-Aşar şöyle bir düş kurmaya başlamış.
     Tüm sermayemi züccaciye işine yatırdım; yüz dirhem kadar harcadım. Herhalde bunları satarak iki yüz dirhem kazanırım. İki yüz dirhemle yeniden züccaciye alır, bunları satarak dört yüz dirhem kazanırım… Böylece alıp satarak büyük bir sermaye edinirim. O zaman her türlü mal alabilirim. Önemli kâr getirdikten sonra bunları kolay kolay satmam. Bunlardan edindiğim kârla büyük bir konak, köleler, atlar ve bunlara yaraşır altın işlemeli eyerler satın alır, yer içerim; gelip evimde bana şarkı söylemeyecek, kentte bir tek kadın şarkıcı kalmaz. Sonra Bağdat’ın en marifetli çöpçatanları ile ilişki kurar, onları şahların, vezirlerin saraylarına görücülüğe gönderirim ve çok geçmeden hiç değilse, sadrazamın kızıyla evlenirim! Çünkü bana bu genç kızın özellikle güzel ve her yönden mükemmel olduğunu söylediler; ona mehr olarak bin altın dinar veririm ve hiç kuşkum yok ki, babası olan sadrazam, bu evlenmeye hemen rıza göstermez, fakat, razı olmayacak olursa, kendisi bilir! Onu burnunun dibinden kaçırır ve kendi konağıma getiririm. O zaman kendi özel hizmetlerimde kullanmak üzere on genç köle satın alırım. Bundan sonra, kendime şahane giysiler yaptırırım; öyle ki sultanlar ve emirler bile böylesini giyemez ve en usta kuyumculara, inciler ve değerli taşlar kakılmış altın bir mühür-yüzük ısmarlarım. O zaman, çöldeki bedevi şeyhlerinden satın alacağım ya da Anezi kabilesinden getirteceğim en güzel atlardan birine binerek önümde ardımda birçok köleler olduğu halde kentte dolaşırım; böylece sadrazamın sarayına ulaşırım; benim gelişimi gören sadrazam onur kazanmak üzere, ayağa kalkarak beni karşılar; sarayını bana bırakır; önümde ayak üzeri durur ve kayınpederim olmayı en büyük onur sayar. Ve ben, yanımda her biri biner altın dinar içeren birer büyük torba taşıyan iki genç köle bulundururum. Bunlardan birini kızının mehri olarak sadrazama veririm, ötekini de sırf cömertliğimi, büyüklüğümü ve tüm dünyanın gözümde ne kadar değersiz olduğunu göstermek üzere, ona armağan olarak bağışlarım. Sonra ağırbaşlılıkla konağıma dönerim; o sırada nişanlım bana birilerini göndererek iltifatlarını ulaştırır; huzuruma gelen bu kişiyi altına boğarım ve ona değerli kumaşlar ve şahane giysiler armağan ederim. Vezir bana, herhangi bir düğün hediyesi yollarsa, kabul etmem, geri çeviririm, hatta bu hediye değerce çok büyük olsa bile ve bütün bunları ona ne denli yüksek ruhlu olduğumu ve cimrilikte zerre kadar nasibim olmadığını göstermek için yaparım. Bundan sonra, düğün günümü ve merasimin ayrıntılarını kendim saptarım; hiçbir şeyin esirgenmemesi için emirler veririm. Çalgıcıların, şarkıcı kadın ve erkeklerin ve dansözlerin adedini ve niteliğini de kendim saptarım. Ve konağımda, gerekli tüm hazırlıkları yaptırırım; onu süsletir, her yanını halıyla döşetirim. Kapıdan, düğün salonuna kadar her yeri çiçekle donatırım, yerlere de gülsuyu ve diğer kokulu sular serptiririm. Düğün gecemde, en güzel giysilerimi giyerim; yöresinde ipekle işlenmiş çiçekli ve renkli çizgili desenlerle bezenmiş kumaşlar asılı bir yükseltide kurulu olan tahtıma çıkarım. Ve merasim süresince, karım, salonun ortasında, süslü ve Ramazan ayının dolunayından daha parlak dolaşır; bense, yerimde hareketsiz ve ağırbaşlı oturur, ona bakmam bile! Başımı sağa sola çevirmem! Bu da bilgeliğimi, karakterimdeki ağırbaşlılığı göstermiş olur! Sonunda merasimi, karımı tüm taze güzelliğiyle ve hoş kokular sürünmüş olarak önüme getirerek bitirirler. Artık hiç kıpırdamam! Aksine, öylesine ilgisiz ve ağırbaşlı davranırım ki, düğünde bulunan tüm kadınlar yanıma yaklaşırlar ve bana “Ey efendimiz ve başımızın tacı! İşte karın ve esiren saygıyla önünde duruyor ve ona bir kez bakmak lütfunu kendisinden esirgememeni bekliyor. Böylesi ayakta kalmaktan çok yorulmuş! Oturmak için emrini bekliyor!” derler. Ama ben, tek bir söz bile telaffuz etmem! Ve yanıt vermemi daha da istenir hale getiririm. Bunun üzerine, tüm kadınlar ve tüm çağrılılar büyüklüğüm karşısında huzurumda birçok kez eğilerek yerleri öperler. Ancak o zaman gözlerimi indirme ve karıma bakma lütfunda bulunurum; ancak sadece bir kez, tek bir bakışla. Bundan sonra, gözlerimi kaldırır ve yeniden o büyük ilgisizce tavrımı takınırım. Hizmetçiler karımı götürürler ve ben ayağa kalkar, giysilerimi daha zengin ve gösterişli olanlarla değiştiririm. Sonra beni ikinci kez kerevete çıkarırlar; yeni gelin de, yeni giysiler ve yeni takılarla donanmış; mücevher, altın ve değerli taşlar içinde kaybolmuş ve daha da hoş kokular sürünmüş olduğu halde getirilir. Ve birkaç kez tekrarlayarak, karıma bakmam için rica etmelerini beklerim; sonra da, yine hemen bir daha ona bakmamak üzere başımı kaldırırım. Ve bu davranışımı, tüm merasim bitinceye kadar sürdürürüm…

     Fakat anlatısının bu anında Şehrazat, sabahın belirdiğini görmüş; o gece için verilen izni daha fazla kötüye kullanmak istemediğinden yavaşça susmuş.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz