DECAMERON-25 (Yirmi Birinci Hikâye)
DECAMERON-25 (Yirmi Birinci Hikâye)

DECAMERON-25 (Yirmi Birinci Hikâye)

     Floransa civarında, bugün bile ahlak temizliği ile meşhur bir rahibeler manastırı vardı. Yakın zamanlara kadar manastırda sekiz genç rahibe ile bir baş rahibe bulunmakta idi. Manastırın güzel bahçesinin iyi bir bahçıvanı vardı. Fakat bu bahçıvan günün birinde kafi para kazanamadığına kani olarak idare memurundan hesabını görüp memleketi olan Lampolechio’ya döndü. Onu karşılayanlar arasında genç, kuvvetli bir çiftçi vardı ki, adı Mazet idi.
     Bu adam, bahçıvan Nuto’dan manastırda ne ile meşgul olduğu hakkında izahat istedi. Nuto, “Güzel ve büyük bir bahçede çalıştım,” dedi, “Ara sıra odun tedarik etmeye ormana giderdim, su taşırdım ve buna benzer işler yapardım ama rahibeler bana o kadar az para verirlerdi ki pabuç almaya yetmezdi. Kızlar da, şeytan karınlarına girmiş gibi, ateş gibi şeyler, ben bahçede çalışırken birisi gelir, fidanı şuraya dik der, öteki gelir, başka yer gösterir, öbürü küreği elimden alır böyle kullanmak lazımdır, der. Böylece beni üzer dururlardı. Bu sebeplerden o işi bırakmaya mecbur oldum, idare memuru benden işe yarar bir adam tavsiye etmemi rica etti ama Allah ona sabır versin, ne zaman ve kimi yollayacağımı bilmiyorum.”
     Mazet birdenbire rahibelerin yanında bulunmak arzusuna kapıldı. Nuto’nun sözlerinden, niyetine erebileceğine kani olmakla beraber bunu açığa vurmayı uygun görmedi. “Geldiğine iyi ettin,” dedi, “Bir erkek, kadınlar arasında ne yapsın, nasıl başa çıksın? Onlar çok defa ne istediklerini bilmezler!”
     Mazet rahibelerin yanına girmek için çareler aramaya başladı. Gerçi Nuto’nun bahsettiği işleri becerebilecekti, fakat genç ve yakışıklı olduğu için kabul edilmeyeceğinden korkuyordu. Uzun uzun düşündükten sonra, “Orası buraya epeyce uzak,” dedi. “Kimse arkamdan gelemez. Kendimi dilsiz olarak tanıtırsam herhalde kabul ederler.”
     Bir gün baltayı omuzlayıp dilenci kıyafetinde manastıra gitti. Tesadüfen idare memuru da o sırada bahçede bulunuyordu. Dilsiz taklidi ile memurdan yemek istedi, buna mukabil odun yaracaktı. Memur ona yemek verdi. Mazet o gün çokça odun yararak faydalı oldu, idare memuru onu yanına alarak ormana gitti, ona bir de eşek vermişti. Adam işi o kadar iyi yapabilmişti ki memur, kendisini daha bir kaç gün alıkoydu.
     Bir gün baş rahibeye takdim edildi: “Bu bir dilsiz fakirdir, sadaka istemeye gelmiş, ona iyi davrandım, epeyce iş gördürdüm, bahçıvanlıktan anlarsa onu yanımızda alıkoyabiliriz. Güçlü kuvvetli bir adam, çok çalışabilir, genç kızlar için de bir tehlike teşkil etmez.”
     Baş rahibe, “Haklısın,” dedi. “Ondan faydalanacağınıza emin olursan alıkoymaya çalış, ayakkabı, önlük ver, bol da yemek.”
     Biraz uzakta konuşmayı dinleyen Mazet, kendi kendine, “Beni bahçıvan yaparlarsa, bahçeyi görülmemiş şekilde imar ederim,” dedi.
     İdare memuru, Mazet’in çalışmasından memnundu. İşaretle, kalmak isteyip istemediğini sordu, yine işaretle muvafakat cevabı aldı. Bu suretle manastıra girmiş oldu. Kendisine bahçe işleri verildi, yapacağı şeyler gösterildi.
     Mazet, birkaç gün çalışmıştı ki, rahibeler onunla alay etmeye başladılar. Anlamayacağını sanarak ona en çirkin sözleri söylüyorlardı. Baş rahibe onun dili gibi, diğer uzuvlarının da işlemediğini sanarak kaygılanmadı. Bir gün Mazet yorulmuş yatmıştı. İki rahibe onun uyuduğunu sanarak yanına yaklaştılar ve onu tetkike başladılar. Birisi, “Kimseye söylemeyeceğini bilsem, sana aklıma gelen bir şey anlatırdım, bu sana da faydalı olurdu,” dedi. “Rahatça söyle.” dedi öteki. “Kimse benden duymaz.”
     Birincisi, “Bilmem düşünür müsün, burada kapalı ve hapis yaşıyoruz. Yaşlı idare memuru ile şu sağır adamdan başka erkek yok. Ziyarete gelen kadınlardan işittim ki, bir kadın için erkeğin verdiği zevk yanında dünyanın bütün hazları gölgede kalırmış. Başkası olmadığı için şu dilsizle bu sözün gerçekliğini denemek istiyorum. O da bu işe çok münasip, çünkü kimseye söyleyemez. Sen ne düşünürsün?” dedi. Öteki, “Neler söylüyorsun?” dedi. “Bilmiyor musun ki biz bekaretimizi Allah’a adamışız. Öteki, “Ah, ona her gün neler adanır da yine kimse tutmaz. Bizim sözümüzü tutacaklar bulunur.”
     “Ama, ya gebe kalırsak ne olacak? Sen, suyu görmeden paçayı sıvıyorsun!”
     “Bu, başımıza gelirse düşünürüz. Bunun binlerce çaresi var. Yeter ki kimseye birşey sızdırmayalım.”
     “Peki ama bu işi nasıl yapacaksın?”
     İkincisinin merakı ve heyecanı birincisinden fazla idi; erkeğin ne olduğunu tatmak için yanıp tutuşuyordu. “Saat dokuza geliyor, öteki rahibeler uykuya dalmışlardır. Bahçeyi dolaşalım, kimse var mı? Kimse yoksa adamı, su getirdiği kulübeye götürürüz. Birimiz içeride iken diğerimiz dışarıda nöbet bekler, adam budala olduğu için ne istersek onu yapar,” dedi.
     Mazet bu konuşmayı duymuştu, yapılacak talebi bekliyordu. Bahçeyi iyice dolaştıktan ve kimsenin olmadığını gördükten sonra birinci rahibe adama yanaştı, onu uyandırdı; okşayıcı hareketlerle elinden tutarak kulübeye götürdü.
     Mazet zorluk çıkarmaksızın rahibenin arzularını yerine getirdi. Sıra ikinci rahibeye gelmişti. Mazet, onun da arzularını tatmin etti. Oradan ayrılmadan ikisi de birer defa daha Mazet’in kabiliyetini denediler, ikisi bu işin tadının söylenenden de bin defa daha fazla olduğunu birbirlerine anlatıyorlardı. Ve her fırsatta dilsizle buluşuyorlardı.
     Bir gün işi anlayan bir rahibe diğer rahibeye pencereden bu manzarayı gösterdi. Evvela baş rahibeye haber vermeyi düşündüler. Fakat sonradan fikirlerini değiştirdiler. Mazet’in suç ortağı oldular. Nihayet diğer üç rahibe de muhtelif vesilelerle bu kombinezona girdiler. Bu işi en sonra işiten, baş rahibe de nihayet işe iştirak etti.
     Bir gün, sıcak havada bahçede geziyordu. Mazet’i geceki çalışmasından olacak, bir badem ağacı altında yorgun olarak buldu. Rüzgâr elbiselerini sıyırmıştı, her yeri görünüyordu. Bu manzara onda, rahibelerde uyanan arzuyu uyandırdı. Mazet’i uyandırıp odasına götürdü ve günlerce adamı odasında tutarak işittiği aşk zevklerine kendini verdi, öteki rahibeler ise bu sırada sabırsızlanıyorlardı. Baş rahibe nihayet Mazet’i odasına yolladı, fakat sık sık yine çağırtarak arzularını tatmine devam etti.
     Mazet bu karışık işlere hâkim olamayacaktı. Dilsiz oyununa devam ederse başına büyük işler açacaktı. Bir gün baş rahibenin koynunda yatarken dili çözüldü, konuşmaya başladı. “İşittim ki bir horoz on tavuğa yetermiş, fakat bir erkek dokuz kadına yetmez, hatta bir kadına dokuz erkek bile yetmez. Ben buna artık dayanamayacağım. Bu hayat beni öyle yıprattı ki artık bir şeye takatim yetmiyor,” dedi.
     Baş rahibe sersemlemişti. “Ne!” dedi. “Ben seni dilsiz sanıyordum.”
     Mazet, “Öyle idim,” dedi. “Fakat doğuştan değil; bir hastalık yüzünden dilsiz kalmıştım, bu gece açıldı dilim!”
     Baş rahibe buna inandı ve sordu: “Diğer temasta bulunduğun dokuz rahibe için ne diyeceksin?”
     Mazet, her şeyi anlattı. Baş rahibe, rahibelerin ahlak hususunda kendisine benzediklerini gördü, fakat ihtiyaten, Mazet’in gitmesine mani olmak istedi, birkaç gün önce idare memuru ölmüştü. Rahibeler olanı biteni birbirlerine itiraf ettiler, etrafa şu intibaı vermeyi kararlaştırdılar ki, uzun zamandan beri dilsiz olan bu adam, onların duası ve koruyucu meleklerinin himmeti ile konuşmaya başlamıştı.
     Onu idareciliğe tayin ettiler. Böylece Mazet, takati yettiği kadar çalışmalarına devam etti. Manastırda Mazet’in birçok çocukları dünyaya geldi, fakat baş rahibe işi o kadar saklı tuttu ki, dışarıdan duyulmadı. Ancak baş rahibenin ölümünden ve Mazet’in ihtiyarlayıp manastırdan çekilmesinden sonra duyuldu. Mazet, bakım külfeti taşımadığı çocukları ve servetiyle güzelce geçirdiği bir gençlikten sonra, kendi köyüne döndü…

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir