DECAMERON-26 (Yirmi İkinci Hikâye)
DECAMERON-26 (Yirmi İkinci Hikâye)

DECAMERON-26 (Yirmi İkinci Hikâye)

     Longobard kralı Agilof, atalarının geleneğine uyarak, bir Lombardiya şehrini, Pavia’yı, başşehir yapar. Babasından dul kalmış olan güzel, zeki, fakat aşk işlerinde talihsiz bir kadını kendine zevce seçer. Yeni kralın cesareti ve basireti sayesinde Longobard’lar saadet ve huzura ererler. Kraliçenin ahır uşaklarından, aşağı tabakadan fakat yakışıklı ve uşaklıktan başka işlere müsait birisi kraliçeye delice âşık olur. Fakat durumu, bu iptilasını açığa vurmaya müsait olmadığından kimseye bunu açamaz ve kraliçeye de sezdirmemeye gayret eder. Aşk ateşiyle yanarken, kraliçenin gözüne girmeye, başkalarından fazla teveccüh kazanmaya çabalar. Kraliçe, at gezintisi yapacağı zaman onun baktığı atı seçer. Uşak bunu büyük bir lütuf olarak kabul eder ve kraliçe attan inerken onun eteğine dokunabilmeyi bir saadet olarak hisseder. Fakat, ümit azaldıkça aşk da şiddetlenir derler. Zavallı uşağın hali de böyledir. Aşkını kalbinde gizlemek gitgide zorlaşır. Emeline muvaffak olma ümidi kalmayınca ölmeye karar verir. Ölüm şeklini seçerken, bunun kraliçeye olan aşkı yüzünden olduğunu bildirecek bir şekil arar. Bunun için talihini kraliçe nezdinde bir defa denemek ve kısmen olsun hasretini gidermeye teşebbüs etmek kararını verir. Fakat, niyeti, aşkını kraliçeye söylemek veya mektupla bildirmek değildir. Çünkü bunun beyhude olduğunu bilmektedir, sadece bir hile ile kraliçenin yatağına girmeye karar verir. Bunun çaresi de her zaman kraliçenin yanında yaşayan kralın rolünde yatak odasına girmektir.
     Kralın hangi kıyafette kraliçenin yanına gittiğini öğrenmek için birkaç gece Kral ve Kraliçenin odalarının arasında bulunan salona saklanır. Bu gecelerden birinde kralı, büyük bir mantoya bürünmüş bir elinde mum, bir elinde bir bastonla kraliçenin yatak odasına girdiğini görür. Kral, bastonla odanın kapısına vurunca hemen kapı açılmış ve elindeki mum alınmıştır. Uşak bunu görünce, aynısını yapmaya karar verir. Bu maksatla kralın giydiği mantoya benzer bir manto, mum ve baston tedarik eder, ahır kokusunu gidermek için daha önce iyice yıkanır. Bir gece herkesin uykuya daldığı saat gelince ya emeline nail olmak veyahut da çoktandır, istediği ölümü bu uğurda bulmak için harekete geçer; mumu yakar, mantoya, bürünür ve bastonla yatak odasının kapısına iki defa vurur. Bir oda hizmetçisi yarı uykuda, kapıyı açar, mumu uşağın elinden alır ve hemen kaybolur. Uşak bir şey söylemeksizin içeri girer, mantosunu çıkarır, uyuyan kraliçenin yanına yatar. Heyecan ve hayranlıkla onu kollarına alır ve aşk zevklerine dalar. Ayrılmak güç gelirse de daha fazla kalmak, sevincini kedere çevirebilir korkusuyla mantosunu ve mumu alarak sessizce odadan çıkar ve kendi koğuşuna gider. Az sonra da kral uyanarak kraliçenin odasına girer.
     Kraliçe şaşkınlıkla, “Efendimiz,” der. “Bugünkü yenilik nedir böyle, daha, az önce her zamankinden daha fazla bir sevgi ile yanımdaydınız, şimdi yine geliyorsunuz, ne yaptığınızı düşünün.”
     Bu sözler, kraliçenin aldatılmış olduğunu gösterirse de gelen adamı kimse görmediğine göre onun üstünde durmak şüphe uyandıracaktır. Kime sorulsa ben değildim diyecektir ve kraliçe lüzumsuz yere endişeye düşürülecek, belki de bu adamın hasretini duyacaktır. Halbuki iş gizli tutulursa bir rezalet önlenmiş olacaktır.
     Kral bu düşüncelerle kraliçeye, “Bir defa geldim ise ikinci bir defa gelemeyecek adam mıyım ben?” diye sorar. Kraliçe, “Evet efendim,” der. “Yalnız sıhhatinizi hesaba katmanızı rica ederim.” Kral, “Peki, der. “Tavsiyenize uyarak bu defalık sizi rahatsız etmeden çıkacağım.
     Kral, kendisine oynanan oyundan müteessir ve öfke içinde mantosunu alarak odadan çıkar. Fail, köşkün müstahdemlerinden birisi olmalı, diye düşünür. Onu aramaya koyulur. Eline bir fener alarak ahırın üzerindeki müstahdem koğuşuna girer. Failin nabzı hızlı atacağından, onun için hademelerin nabızlarını yoklamaya başlar. Fail kralın geldiğini görünce nabzı daha da hızlanır. Çünkü kral faili meydana çıkarırsa şüphesiz idam edilecektir. Adamın telaşı bu yüzden artmış ve nabzı o ölçüde hızlanmıştır. Kral bunun farkına varır, yalnız başkalarına sezdirmemek için adamın sadece saçlarının bir tarafını kesmekle yetinir. Uşak bunun manasını anlar ve hemen yataktan kalkarak makası eline alır ve bütün öteki uşakların saçlarını aynı şekilde keser. Sonra da yatağına uzanır.
     Ertesi sabah kral, bütün uşakları yanına çağırır. Saçı kesik uşağı ayıracaktır. Fakat bir de bakar ki hepsinin saçları kesilmiş. Bunun üzerine kral kendi kendine, “Aradığım bunların içinde,” der. “Fakat adam rezilliğine rağmen, keskin bir zekaya sahip.”
     Kral, işin üstüne düşse meseleyi herkes duyacak ve bir rezalet çıkacaktır. Bunu istemez. Onun için uşaklara dönerek, “Bu işi yapan sussun ve tekrar yapmasın!” demekle yetinir. Uşaklar şaşkınlık içinde birbirlerine, kralın ne demek istediğini sorarlar. Ama hakiki fail o kadar kurnazdır ki, kimseye bir şey sezdirmez ve bir daha böyle bir şeye cesaret ederek hayatını tehlikeye sokmaz.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir