Tarihin Bilinmeyenleri (Marco Polo Olmak Kolay Değil)
Tarihin Bilinmeyenleri (Marco Polo Olmak Kolay Değil)

Tarihin Bilinmeyenleri (Marco Polo Olmak Kolay Değil)

     Maceralarını yazdığı kitabı olmasaydı, Marco Polo’nun adını hiç duymamış olurduk. Bu kitap onu dünya çapında ünlü yaptı ama umduğu şekilde değil…
     Macera Başlıyor
     Marco Polo 1254’de İtalya’da, Venedik’te doğdu. Seyyahlık virüsünü o daha küçük bir çocukken Asya’yı dolaşan babası ve amcasından kaptı. Orada Marco’nun hayatında çok önemli bir figür olan Kubilay Han’la da karşılaşmıştı.
     Marco 17 yaşlarındayken, kendisi, babası ve amcası en ünlü yolculuklarına çıktılar. Önce gemiyle seyahat ettiler, ardından karadan Ermenistan, İran, Afganistan üzerinden Çin’e gittiler ve Gobi çölünü geçtiler. Dört yıl sonra tüm Çin’in fatihi ve Moğolların hükümdarı Kubilay Han’ın yazlık sarayının bulunduğu Sahg-tu’ya ulaştılar.
     Popüler Adam
     Büyük ve güçlü Han, Marco’dan hemen hoşlandı. Onu öyle sevdi ki, tüm ailenin kalmasında ısrar etti; ne kadar süreyle kalmalarını istediğini de söylemedi. Bu reddedebilecekleri bir öneri değildi, Pololar kaldılar. Marco açısından bunun bir sakıncası yoktu. Geri dönüş planlarını bir başka bahara ertelediler.
     İmparator onlara büyük ilgi gösterdi ve her türlü konforlarının olmasını sağladı. Marco’nun babası ve amcası büyük ihtimalle askeri danışman olarak Han için şevkle çalıştılar. Marco üç ya da dört lisanı çok iyi konuşuyordu, bilgi toplamak için Çin’in bir ucundan diğerine sürekli gidip geldi. İşinin bir kısmı da yeni fethedilen yerlere gidip oralar hakkında Han’a rapor vermekti. Ama Pololar Han’a ömürleri boyunca orada kalmak istemediklerini hep hatırlattılar.
     Evim, Güzel Evim
     17 yıl sonra Kubilay Han evlerine dönmelerine izin verdi. Dönüşte bir İran prensiyle nişanlı olan bir Moğol prensesini müstakbel kocasına teslim edeceklerdi. İran’a ulaşmaları o kadar uzun sürdü ki -tam iki yıl- vardıklarında damadın ölmüş olduğu söylendi. Ama sonra oğlunun hayatta olduğu ortaya çıktı, prenses de onunla evlendi.
     Pololar Venedik’e 1295 yılında ulaştılar. Ayrıldıklarından daha zenginlerdi ama eğer dönüş yolunda Türkiye’de soyulmamış olsalardı çok daha zengin olacaklardı. 24 yıl ülkelerinden uzakta kalmışlardı ve anadillerini neredeyse unutmuşlardı. Onların çoktan ölmüş olduğunu düşünen akrabalarını döndüklerine ikna etmeleri zor oldu.
     Bir Macera Daha
     Marco’nun maceraları henüz sona ermemişti. İtalya, iki düşman şehir devlete bölünmüştü ve Venedik, Cenova’yla savaştaydı. 1298’de Marco savaşa katılıp esir düştü ve Cenova hapishanesine atıldı. Orada romantik yazar Pisa’lı Rusticano’yla tanıktı. İkisi iyi anlaştılar; Marco kısa süre sonra ona seyahatlerinin hikayesini yazdırmaya başlamıştı.
     Bir yıl sonra hapisten çıkarken el yazmalarını alıp Description of the World adıyla yayınladı. Marco bunun bir coğrafya kitabı olmasını istemişti. Çoğu Moğolistan’daki ilk elden tecrübelerine dayanıyordu ama Japonya ve Etiyopya gibi ilginç bazı yerlerle ilgili bilgileri, akrabalarından ya da seyahatlerinde karşılaştığı kişilerden duymuştu.
     O zamanlar henüz baskı makinesi icat edilmemiş olduğundan her kopya elle yazılıyordu; yine de kitap çok sükse yaptı ve sonunda tüm Avrupa ülkelerinin dillerine çevrildi.
     Çok iyi değil mi? Ama yanılıyorsunuz…
     Sorun Neydi?
     Kimse tek kelimesine bile inanmamıştı. Böyle şeyler nasıl doğru olabilirdi ki? Kitaba bakılırsa Çin’deki her şey daha büyük, daha hızlı, daha zengin, daha şahane ve daha medeniydi. Nasıl olur da Kubilay Han 40 bin kişilik bir ziyafet verebilirdi? Nasıl olur da kimsenin yaşamadığını bildikleri ekvatorun güneyinde insanlar yaşıyordu? Belli ki kitap fantastik, romantik bir masaldı. Öylesine fantastik, hayal gücü öylesine zengindi ki ünü her yana yayıldı. Herkes kitabı okumak istiyordu. Kubilay Han, efsanevi kral kahramanlar arasında yerini almıştı. Kendi isteğinin aksine Marco da büyük masalcılar arasına katıldı. Söylediği hiçbir şey kimseyi aksine inandıramadı.
     Kitap o kadar uzak mesafelerden, o kadar büyük zenginliklerden söz ediyordu ki Milyonlar diye anılmaya başlandı. Marco’ya da kendisini utandıran bir şekilde Marco Milyonlar lakabı takıldı. Bundan sonra Avrupa’daki bütün karnavallarda, en olmadık palavraları atan Marco Milyonlar adlı bir palyaço tipi ortaya çıktı.
     Macera Sona Eriyor
     Marco bütün bir ömre yetecek kadar macera yaşamıştı. Kalan 20 yılını Venedik’te karısı Donata ve üç kızıyla sakin bir şekilde geçirdi. Zamanını, öldüğünde ironik bir şekilde böbürlendiğinden çok daha küçük olduğu ortaya çıkan servetini idare ederek geçirdi.
     Marco Polo’nun laneti, onu, hayatının kalanında da izledi. 70 yaşında ölüm yatağına yattığında arkadaşları tüm yazdıklarını uydurduğunu itiraf etmesi için yalvardılar. Marco öfkeyle “Anlattıklarım gördüklerimin yarısı bile değildi!” diye cevap verdi.
     Yüzyıllar Sonra
     Tarihçiler Marco Polo’nun anlattıklarının çoğunlukla doğru olduğunu ispatladılar. Aslında, Christopher Colombus kitabın bir kopyasına sahipti ve ondan o kadar etkilenmişti ki, kitabı İspanya Kraliçesi Isabella ve Kralı Ferdinand’ı Asya seyahatinin finansmanına ikna etmek için kullandı. Seyahatinin amacı Marco Polo’nun anlattığı hazineler ve Büyük Han hakkında kanıt bulmaktı.
     Marco Polo Cenova’da (Christopher Colombus’un doğduğu şehir) hapse atılmamış olsaydı belki de seyahatlerini hiç yazmayacaktı. Yeni Dünya da başka biri tarafından keşfedilecekti. Amerikalılar Marco Polo’ya çok şey borçlular. Peki minnetlerini göstermek için ne yapabildiler?
     Daha Fazla Yüzyıl Sonra
     1928’de Eugene O’Neil’in, Marco Polo adlı oyunu New York Guild Tiyatro’sunda sahneye konuldu. Women’s Wear Daily’ye bakılırsa Marco Milyonlar karakteri “kendine yeterliliğin abartıldığı bir kendini beğenmişlik idolüydü…”
     Bazen insan ne yapsa kendini beğendirmeyi başaramaz; hele kendini beğenmiş şımarık Amerikalılara…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir