Herkül-28 (Augelas’ın Ahırları)
Herkül-28 (Augelas’ın Ahırları)

Herkül-28 (Augelas’ın Ahırları)

     Kral Eurystheus, Herkül’ün yolunu sabırsızlıkla bekliyordu. Erymanthus dağının azgın domuzunu çarşının ortasında bıraktıktan sonra bir daha ortaya çıkmamıştı. Bu defa onun için zor bir iş bulmuştu. Başarılması güç ve o derecede pis bir işti bu. Kral Augelas’ın büyük ve zengin sürülerinin barındığı ağıllar, hayvan pisliğinden geçilmez haldeydi. Hatta bu gübreler, yıllarda beri üst üste yığılmış, çok kalın bir tabaka halini alarak, toprağın bereketini kaçırmıştı. Eurystheus, hayalinde, Herkül’ü beline kadar bu pisliklerin içine batmış, elindeki sepete sığır gübresi doldururken görüyordu. Hain hain gülerek;
     “Yeni görevin, Elis Kralı Augelas’ın ahırlarını temizlemektir. Bunu en kısa zamanda yapmanı istiyorum,” dedi.
     Herkül hemen Elis’e doğru yola çıktı. Bereketli tarlalar ve yabani zeytinlikler arasından geçti. Yol boyunca rasgeldiği güzellik ona huzur veriyor, doğanın taze kokusu da içini dolduruyordu. Kral Augelas’ın ülkesine vardığında, güneşin batışına az bir zaman kalmıştı. Elis’e yaklaştıkça, güzel koku ve manzara yerini pis tezek kokusu ile çorak bir toprağa bırakıyordu.
     Kralın ahırları bir vadide, Alpheus nehrinin hemen yanına kurulmuştu. Herkül, üzerinde durduğu tepeden aşağı baktığında, düzlükte bugüne kadar rasgelmediği miktarda hayvanı bir arada otlarken gördü. İnekler, öküzler ve boğalar her tarafa yayılmıştı. İşittiklerine göre, kralın üç yüz tane siyah ve iki yüz tane de kızıl benekli boğası vardı. Bundan başka, Tanrı Helios’un hediyesi on iki kutsal beyaz boğa da bu ağılda olmalıydı.
     Çiftliğe biraz daha yaklaşınca, etraf daha iyi seçilmeye başlandı. Kutsal beyaz boğaların yanında iki kişi durmuş kendisini izliyorlardı.
     Herkül onlara doğru yürüdü. Bu sırada boğalardan biri de onu görmüş ve üstüne gelen bu aslandan ürkmüştü. Sol ayağını birkaç defa hızla yere vurduktan sonra, kafasını önüne eğerek, düşmanının üzerine yıldırım gibi fırladı. Herkül, hiç ummadığı bu saldırı karşısında, soğukkanlılığını bozmadan, hafifçe yana döndü ve hayvanı karşılamaya hazırlandı. Boğa tam öldürücü vuruşunu yaparken, güçlü ellerini uzatarak hayvanı sol boynuzundan yakaladı; kafasını yana bükerek bütün vücudu ile üzerine abandı. Boşta kalan elini boğanın boynuna dolayarak hayvanı hareketsiz hale getirdi.
     Hayvanların yanında durup, şaşkınlıktan açılmış gözleriyle Herkül’ü seyredenlerin genç olanı söze başladı:
     “Bana kim olduğunu söylemene gerek kalmadı. Seni tanıdım. Davranışından ve üzerindeki aslan postundan tanıdım seni. Hoş geldin,” dedi.
     Herkül, boğanın boynunu biraz gevşetti, aslanlı miğferini de hafifçe geri iterek;
     “Boğa seninle aynı fikirde değil galiba?” diye sordu.
     Genç gülerek; “Ben Kral Augelas’ın oğlu Phyleus’um.” Sonra eliyle yanında duran yaşlı adamı göstererek, “Bu da babam. Görünüşün boğamızı ürkütmüş olmalı!”
     Kral Augelas, değerli kutsal boğasının, zarar görmeden Herkül’ün elinden kurtulduğunu görerek biraz olsun rahatlamıştı.
     “Yurdundan bu kadar uzakta ne işin var?” diye sordu.
     “Buraya, ahırlarınızı temizlemeye geldim.
     Herkül etrafına bakınarak, küçümseyen bir tavırla; “Hepsi bu kadar mı?” diye sordu.
     Augelas oğluna dönerek;
     “Bak Phyleus, buraları temizlemeye gelmiş, kahraman Herkül. Acaba tek başına bu işin üstesinden gelebilir mi? Ne dersin?”
     Herkül, Phyleus’un konuşmasına fırsat vermeden;
     “Tek başıma, bütün ahır ve ağılları temizleyeceğim. Hem de bir günde. Yarın akşam, bu saatte ortalıkta tek bir pislik kalmamış olacak!”
     Anlaşılan, kral karşısındaki Herkül’le alay etmek istiyordu.
     “İşittin mi dediğini Phyleus?” dedi. “Bir günde temizlermiş buralarını. Delirmiş olmalı. Söyle ona, sözünü tutacağına yemin etsin önce.”
     “Memnuniyetle yemin ederim. Ancak, bu hizmetime karşılık babanız da bana, sürülerinin onda birini vermeli. Eğer kral da bunun için yemin ederse, sözümü tutmaya hazırım.”
     “İyi bir pazarlık,” dedi Augelas. “Kabul ediyorum. Oğlum da tanıktır bu anlaşmamıza.”
     Karşılıklı yeminlerden sonra, Herkül;
     “Akşam oldu. Çalışmaya sabahleyin başlarım,” dedikten sonra bir köşeye çekildi ve uyudu.
     Sabah erkenden Herkül işe koyuldu. Önce, ahırın büyük duvarlarına delikler açtı. Sonra da Alphus nehrinden ağıllara kadar bir kanal kazdı. Öğleye kadar bu işi bitirmişti. Kısa bir moladan sonra, nehrin yatağını kanala bağladı ve bütün ahırlar bu su ile iyice yıkanana kadar bekledi. Yıllardır birikmiş tezekler, suyun akıntısına kapılarak, duvardaki deliklerden dışarı, denize doğru sürüklenmiş ve her taraf tertemiz olmuştu.
     Akşamüstü, kral ve oğlu< ahıra döndüklerinde, ortalığı pırıl pırıl temizlenmiş bir halde buldular. Herkül gülerek onlara doğru ilerleyerek;
     “Benim işim bitti,” dedi. “Sözümü tuttum. Ödülümü hemen verin, yarın sabah erkenden yola çıkacağım.”
     Kral Augelas, şaşkınlıktan kurtulur kurtulmaz;
     “Habercilerimden öğrendiğime göre, sen Kral Eurystheus’un kölesiymişsin. Eğer durum böyle ise, benden alacağın hiçbir şey yok. Ben kölelere ücret ödemem.”
     “Ama yemin ederek söz verdin bana. Oğlun Phyleus da şahidimdir!”
     “Ne olursa olsun, ben sana bir şey vermeye niyetli değilim.”
     “Eğer sözünü ve yeminini tutmazsan, seni hâkimlere şikâyet ederim. Hakkımı mahkemede ararım.”
     Herkül bunları söylerken hırsından titriyordu. Augelas’ın üzerine saldırmamak için kendini zor tutuyordu.
     Mahkemede, her iki taraf da dinlendi. Sonunda tanık olarak Phyleus’u çağırdılar:
     “Herkül’ün söyledikleri doğrudur. Babam, sürülerinin onda birini ona söz verdi. Benim yanımda da yemin etti,” dedi.
     Tanığın bu sözleri üzerine hâkim;
     “Bir kral sözünden dönemez; yeminini bozamaz. Mademki Herkül, ortalığı temizleyerek görevini yaptı, ödülünü de alacaktır,” dedi.
     Augelas hırsından kudurmuş gibiydi:
     “Bu, aslan kafalı kaba herif, beni hile ile aldattı,” diye bağırdı. “Bütün işi yapan nehir tanrısıdır (52), o değil! Onu ülkemden kovuyorum. Ömrü boyunca bir daha bu topraklara ayak basmasın. Oğlum da beni küçük düşürdü. Artık onu da görmek istemiyorum.”
     Herkül, kralın boğazına sarılmamak için kendini zor tuttu. Dinleyicilere dönerek;
     “Sözünü bu şekilde tutan bir krala, kendi ahalisi nasıl güvenebilir?” diye bağırdı. Sonra, topuğunun üzerinde hızla geri dönerek salondan çıktı.
     Görevini başarmış, ancak hakkı olan ödülü alamamıştı. Herkül, Mycenae’ye doğru yol alırken, bir gün bu ülkeye geri gelerek, Kral Augelas’dan öcünü alacağına, kendi kendine söz verdi.

Açıklamalar:
(52) Nehir tanrısı: Mitolojiye göre, her akarsuda bir nehir tanrısı yaşamaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir