DECAMERON-28 (Yirmi Dördüncü Hikâye)

D

     San Brancazio yakınlarında, Puciya isimli namuslu ve zengin bir adam oturuyordu. Bu adam ruhani mesleğe katılmak için Franzisken tarikatına girmişti. Evde karısı ve hizmetçisinden başka kimse olmadığından, zamanını kiliselerde geçirirdi. Sade ve samimi bir insandı. İbadetini yapar, vaazları dinler, ilahilere iştirak eder, oruç tutardı. Kısacası tarikatın bütün adabına riayet ederdi.
     Karısı İzabella, 28 yaşında güzel, şen ve yanakları elma gibi yusyuvarlaktı. Dindarlık ve kocasının yaşlılığı dolayısıyla perhizkâr bir hayat yaşardı. Kocasına, bir şey diyecek olsa, o dinlediği vaazları, azizlerin çektikleri ıstırabı anlatırdı.
     O sırada, Paris’ten, Pankras tarikatına mensup Feliks isminde genç, güzel bir rahip gelmişti. Puciya bu rahiple dost olmuştu, çünkü Feliks onun şüphelerini gidermiş ve güven telkin etmişti. Puciya, onu sık sık evine davet eder, yemeğe alıkoyardı. Karısı da bu yemeklerde bulunurdu. Bu ziyaretlerde Feliks, o güzel kadının neye hasret çektiğini anlamıştı. Âşıkane bakışlarla, kadında da alaka ve ihtiras uyandırmıştı.
     Feliks, bir fırsatta arzusunu kadına anlattı, evin dışında hiç bir yerde buluşamazlardı. Evde de buna cesaret edemezlerdi, çünkü Puciya hiç seyahate gitmezdi. Bu durum karşısında Feliks, Puciya’nın evinde de kadınla, konuşmak için çareler arıyordu.
     Bir gün Puciya’nın ziyaretine geldiğinde, Feliks dedi ki: “Senin en büyük arzun azizlik payesine ermektir. Fakat bu hususta çok dolambaçlı bir yol tutmuşsun. Oysa bunun kolay bir yolu var. Bu yolu ancak Papa ve onun maiyeti bilir. Ama bunu herkese göstermezler, aksi takdirde sadaka ve hediye gelmez olur ve kilise mahvolur. Sen, benim aziz dostum olduğun için, eğer sözlerimi tutar ve kimseye söylemezsen o çareyi sana öğretirim.”
     Puciya sabırsızlanarak bunu kimseye söylemeyeceğine ve aynıyla tatbik edeceğine söz verdi. Feliks, “Madem ki söz verdin,” dedi. “Onu sana öğreteceğim. Hristiyanlığın kutsal öğreticileri azizliğe ermek için şu tövbeyi ve ibadeti şart koşmuşlardır. Bu sayede geçmişteki günahların tamamen affedilir, sonra yapacağın suçlar da kutsal suyla yıkanıp temizlenebilir. Buna başlamak için evvela suçlarını tamamen itiraf etmelisin. Sonra oruca başlamalı ve 40 gün her şeyden elini çekmelisin. Bu müddet zarfında hiç bir kadına el sürmeyeceksin. Sonra evinde öyle bir yerin olacaktır ki, gece oraya çekilip göklere bakacaksın, arkanı bir masaya dayayıp kollarını haç şeklinde birleştirerek göğe bakacaksın ve sana öğreteceğim duaları mırıldanacaksın. Sonra 300 defa, ‘Allah Bizimledir’ ve ‘Selam Sana Mariya’ dualarını söyleyeceksin. Sabahleyin o kıyafetinle yatağına uzanıp uyuyabilirsin. Uyandığında kiliseye gidip aynı duaları ellişer defa tekrarlayacak ve vaizleri dinleyeceksin, akşamları yine dua vaziyetine gireceksin, Benim gibi sen de bunları huşu içinde yaparsan, aziz olmanın zevklerine ereceksin.”
     Puciya, “Bu usul yapılmayacak kadar zor değil, gelecek pazar başlarım,” dedi.
     Eve gelince, olanı biteni papazın müsaadesiyle karısına, anlattı. Kadın, papazın tarif ettiği gece dualarının gayesini sezmekte gecikmedi ve kocasına bu usulün çok münasip olduğunu, kendisinin de hiç olmazsa oruca iştirak edeceğini söyledi.
     Kararlaştırılan şekilde, pazar günü ibadete başladı. Feliks de akşam geç vakit eve gelerek kadınla mükemmel bir yemek yedikten sonra, odalarına çekildiler ve Puciya’nın gelmesine kadar kaldılar. Puciya’nın gece ibadeti için seçtiği yer, yatak odasının bitişiğindeydi. Arada ince bir duvar vardı, gece odadan sesler gelince, Puciya dualarına bir ara vererek hiç kımıldamadan karısına, “Nasılsın?” diye seslendi. Kadın, alaylı bir eda ile, “Kendimi şuraya buraya atıp duruyorum,” dedi. Puciya, “Bunu neden yapıyorsun, ne faydası var?” diye sordu. Kadın gülerek, “Bunun manasını nasıl bilmiyorsun?” dedi. “Akşam yemeği yemeyen kimse gece kendisini 1000 defa şuraya buraya atmalıdır, diye sizden işitmiştim.”
     Puciya, bu çırpınmaya, orucun sebep olduğunu sanarak, “Karıcığım,” dedi. “Sana oruç tutma dememiş miydim. Fakat bir defa yapmışsın, artık orucu değil uykuyu düşünmelisin.” Kadın, “Ben ne yaptığımı bilirim,” dedi. “Sen duana devam et.”
     Puciya bu cevaptan memnun oldu ve ibadetine devam etti. Kadınla papaz, o geceden itibaren başka bir odaya taşındılar ve hayatlarının tadını çıkarmaya devam ettiler. Papaz evden çıkınca kadın da kocasının odasına geçiyordu. Böylece Puciya ibadete, kadınla papaz da zevklerine devam ettiler. Kadın, papazın bu ziyaretlerinden o kadar hoşlanmıştı ki, kocasının ibadet devresi tamamlandıktan sonra da papazla başka bir evde buluşmaya devam etti. Böylece, Puciya cenneti boylayayım derken, rehberi olan papazı evine sokmuş ve kadın da saadetini bulmuş oluyordu.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz