Tarihin Bilinmeyenleri (Kelleler Gidiyor)

T

     Gayet nazik bir adamın ismi nasıl olur da bir ölüm makinesiyle özdeşleşir?
     Dr. Joseph Ignace Guillotin (tahmin edebileceğiniz gibi Giyotin diye okunuyor) şefkat dolu bir adamdı. Bu yüzden 1789 Ekim ayında bir gün, Fransız Kurucu Meclisi’nde konuşmak için ayağa kalktığında, tüm idam mahkûmlarının infazlarının, bir kelleyi “göz açıp kapayıncaya kadar” koparıverecek bir makine ile yapılmasını önerdi.
     Nasıl Biri?
     Guillotin bu konuyu hayatının meselesi yaptı; idama mahkûm insanlar da hızlı ve acısız bir ölümü hak ediyordu. O zamana kadar sıradan Fransızlar asılarak idam ediliyordu. Asiller ise tabii ki daha soylu bir biçimde, kılıçla öldürülüyorlardı.
     Nasıl Bir Makine?
     Guillotin’in aklındaki daha kibar ve insaflı kafa kesme makinesi; İtalya, İngiltere ve Almanya’da zaten kullanılıyordu. Fransız hükümeti ‘Olur’ dedi, ‘deneyelim’ dedi. Alman bir piyano yapımcısı olan Tobias Schmit’ten bir prototip hazırlamasını istediler. Yaptığı makine Fransız hastanelerinden sağlanan cesetler üzerinde başarıyla denendi. Böylece giyotin, onu Fransız Devrimi’nin simgesi haline getirecek bir zamanlamayla kullanıma sokuldu.
     Majestelerinin İdamları (Kral 16’ncı Louis)
     Fransız halkı isyan halindeydi; hedefleri ise asillerdi. XVI. Louis 1791’de kraliyet ailesinin geri kalanıyla birlikte Fransa’dan kaçmaya kalkıştığında hain ilan edilmişti. Bu yüzden 1793’te yapılan mahkemesi sadece bir formaliteydi; mahkûm olacağından kimsenin şüphesi yoktu. Sonuç belli olduğundan, 72 saat süren dava boyunca salondaki canı sıkılan dinleyiciler bir şeyler atıştırıp aralarında şarap ve brendi alışverişi yaptılar. Kalabalığın kalanı dışarıda, çevredeki kafelerde davanın sonuçları üzerine bahis oynuyorlardı.
     Louis’nin Büyük Günü
     İri yarı bir adam olan XVI. Louis hapishane hücresinden büyük yeşil bir at arabasına doğru yürürken Paris’te hafif bir yağmur yağmaya başlamıştı. 1200 muhafızdan oluşan bir alay, kalabalıkla tıka basa dolmuş büyük bir meydana doğru ilerledi. Kral, işi babasından devralmış ve oğluna aktaracak bir profesyonel olan cellat Charles Sanson’un önüne getirildi.
     Asalet Başa Bela
     Dik durumdaki iki direğin arasındaki ağır bıçak inerken kralın hizmetkârı korkunç bir çığlık attı. Kral -kilo problemi olduğundan söz etmiş miydik?- yıllardır hamur işini biraz fazla kaçırmıştı ve ne yazık ki boynu “bir darbede kesilmedi.” Kalabalık sessizlik içinde bekledi, sonra mendillerini ve kâğıt parçalarını Louis’nin kraliyet kanına batırmak için koşturdular. Çok önemli bir günden mükemmel bir hatıra…
     Kraliçe Marie Antoinette
     Marie Antoinette, Fransız Devrimi’nden önce de Fransa’nın en nefret edilen insanıydı. Siyasi düşmanları; şarkılar, şiirler ve karikatürlerde Avusturya doğumlu kraliçeyi huysuz ve rezilce alışkanlıkları olan biri olarak tasvir ederlerdi. Kraliçenin kötü alışkanlıkları arasında yoksullar açlıktan ölürken Fransa’nın baş düşmanı olan Avusturya’ya para göndermesi ve hem kadınlara, hem de erkeklere karşı doymak bilmez cinsel iştahı vardı. 1791’de kralla birlikte ülkeden kaçma girişiminin başarısız olması, sadece halkın kraliçeye karşı kuşkularını ve nefretini alevlendirmeye yaramıştı. Ona yöneltilen suçlamaların doğru olup olmaması önemli değildi. Karar çoktan verilmişti. 1793 sonbaharındaki hızlandırılmış yargılanmasının sonunda suçlu bulundu ve ölüme mahkum edildi.
     Kraliçenin Son Kıyafeti
     1793’de, Louis’nin ölümünden dokuz ay sonra bir sabah, Marie Antoinette son kez giyindi. Her zaman modaya uygun giyinen kraliçe beyaz bir elbise, beyaz bone, siyah çoraplar ve mürdüm rengi yüksek topuklu ayakkabılarını giydi. Kralın giyotininin ipini çeken adamın oğlu Henri Sanson hücresine girdi ve kraliçenin ellerini arkasından vahşice bağladı. Ardından, bonesini çıkarıp saçlarını kesti ve belki de hatıra olarak satmak için cebine attı. Dışarıda, siyasi tutukluları giyotine götürmekte kullanılan, “tumbril” adı verilen ufak bir at arabası bekliyordu. Tumbrili görünce Marie titremeye başladığından, avlu duvarının köşesinde işeyebilmesi için ellerinin çözülmesi gerekti. Ama arabaya oturduktan sonra soğukkanlılığını korudu. Araba yoğun kalabalığın arasından yavaşça giyotine doğru ilerledi. İdam sehpasına çıkarken tökezledi ve celladının ayağına bastı. “Mösyö” dedi, “Affınızı dilerim. Kasten yapmadım.” Bunlar son sözleri oldu.
     Diğer Herkesin İdamı
     1793’ün sonbahar ve kışı boyunca Paris’te yaklaşık üç bin kadın ve erkek giyotine gitti. 14 bin kişi de taşrada infaz edildi. Kurbanların çoğu, o sırada güç dengesi hangi devrimci grubun lehindeyse onun görüşleriyle uyuşmadığı için “halk düşmanı” ilan edilmişlerdi. Ama yüzlerce başka davada, birçok masum insan kıskançlık veya kindar komşuların ihbarları gibi nedenlerle giyotine gönderildiler. Birkaç davada ise insanlar kilise veya idarenin hatasına kurban gitti.
     Son Notlar
     Dr. Guillotin’in 1814’deki ölümünden sonra çocukları giyotinin adını mahkeme kararıyla değiştirmek istediler. Çabaları sonuçsuz kalınca kendi adlarını değiştirdiler.
     Giyotinle yapılan son infazın üzerinden o kadar uzun süre geçmedi. Cinayetten hüküm giyen Hamida Djandoubi isimli Tunuslu bir göçmen, 10 Eylül 1977’de Marsilya’daki Baumetes Hapishanesi’nde giyotinle idam edildi.
     “Hırsızlar mülkiyete saygı duyar. Sadece daha çok saygı duyabilmek için mülkün kendilerinin olmasını isterler.” G.K.Chesterton

 

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz