Herkül-29 (Tunç Pençeli Kuşlar)

H

     Arcadia’nın kuzeydoğusundaki Stymphalia gölü, çam ağaçları ile çevrilidir. Bu ağaçların arasında ve etraftaki kayaların kovuklarında bir kuş sürüsünün yıllardan beri yaşadığı bilinmektedir. Bunlar evvelce yaşamakta oldukları Arabistan’daki kurtlardan korkmuşlar ve Tanrı Ares tarafından buraya yerleştirilmişlerdi. Boyları bir kuğu kuşu kadar olmasına rağmen, tunçtan pençe ve gagalarıyla etrafa korku saçıyorlardı. İnsan eti yiyerek beslenen bu kuşların kanatları da tunçtu. Genellikle korkak bir yaratılıştaydılar. Herhangi bir şeyden ürktüklerinde hemen göğe yükselerek kendilerine saklanacak yer ararlar, eğer tehlike yoksa günlerini gölün kıyısındaki çam ağaçlarının üzerinde geçirirlerdi.
     Herkül, Kral Eurystheus’un yeni emirlerini dinliyordu:
     “Bu canavar kuşların sayısı gittikçe artıyor ve her geçen gün etrafa biraz daha fazla korku saçıyorlar. Böyle hızla çoğalmaya devam ederlerse, dünyada kendilerinden başka canlı yaşatmayacaklar. Sana, bu kuşları öldürmeni emrediyorum. Hepsini ortadan kaldıracaksın, bir tane bile kalmayacak!”
     Herkül göl kıyısında görünür görünmez, canavarlar havalanarak çam ağaçlarının üstüne tünediler. Bir kısmı da kayalıklara saklandı. Herkül oku ile bunları vurmayı denedi. Yerler çamurlu olduğundan istediği gibi hareket edemiyor, bu nedenle düzgün nişan alamıyordu. Birkaç oku boşa gittikten sonra bu yolu denemekten vazgeçti. Kuşları, yerden topladığı kaya parçaları ile öldürmeyi denedi, bu defa da ağaçların yüksek oluşu netice almasını engelledi. Gölün kıyısında, çaresizlik içinde kalmıştı; bir yardım, bir mucize bekliyordu.
     Hiç ummadığı bir anda, önünde bir ışık parladı. Bu o kadar kuvvetliydi ki, Herkül kamaşan gözlerini kapatmaya mecbur kaldı. Gözlerini tekrar açtığında, karşısında Tanrıça Athena duruyordu.
     “Sana verilecek bir armağanım var!” dedi.
     Herkül, tanrıçanın kendine, bu canavar kuşları alt edecek bir silah vereceği sevinci ile hemen elini ona doğru uzattı. Fakat Athena’nın elinde parlak, bronzdan yapılmış, kocaman bir çıngıraktan başka bir şey yoktu. Herkül, Athena’nın armağanını aldı. Tam, bunun ne işe yarayacağını sormak üzereydi ki, tanrıça geldiği gibi, birden ortadan kayboldu. Herkül, göl kıyısında yine tek başına kalmıştı.
     Elindeki çıngırağı, evirdi, çevirdi, her tarafını gözden geçirdi. Basbayağı bir çıngıraktı işte. Sesini denemek için onu çaldı. Bu hareketi hiç ümit etmediği bir şekilde sonuçlandı. Çıngıraktan, ortalığı çın çın öttüren bir ses çıkmış ve saatlerdir, çamların üzerinde hareketsiz duran kuşlar bundan ürkerek hemen havalanmışlardı.
     Birden Herkül’ün yüzü güldü. Tanrıça Athena’nın armağanı ne işe yarayacaktı, anlamıştı. Hemen, var gücü ile çıngırağı çalmaya başladı. Şimdi ortalığı korkunç bir gürültü kaplamış ve kuşlar panik halinde kaçışmaya başlamışlardı. Bir anda gökyüzü kuşlarla dolmuştu. Hani nerede ise Herkül bulunduğu yerden güneşi göremeyecekti. Canavarlar, ne yapacaklarını, nereye kaçacaklarını şaşırmış halde, bir kara bulut gibi, karmakarışık uçuşuyorlardı. Bu sırada Herkül, hiç ara vermeden çıngırağı çalmaya devam ediyordu.
     Herkül, bir ara dinlenmek üzere durdu. Fakat hayret, gökyüzünden korkunç bir gürültü geliyordu. Biraz dikkat edince bunun ne olduğunu anladı. Kaçışan kuşların kanatları, birbirine vurdukça çıkan madeni sesti bu. Az sonra, çarpışarak birbirini yaralayan, kanatları iç içe geçen kuşlar, birer ikişer cansız vaziyette gölün üstüne düşmeye başladılar. Herkül, elindeki çıngırağı yeniden çalmaya başladı. Yeni bir panik, yine çarpışan kuşlar ve göle dökülen ölüler.
     Az önce kararan gökyüzü, kuşlar azalınca, tekrar aydınlanmıştı. Herkül havadaki kuşları saydı. Sekiz tane kalmışlardı. Şimdi sıra ok ve yayına gelmişti. Kaçışmaktan bitkin bir hale gelen bu kuşları avlamak, onun için pek zor olmadı. Son kuşu da öldürdükten sonra, etrafına bakındı. Gölün üstü, canavarların ölüleri ile tamamen kapanmıştı. Önündeki, sanki donmuş bir deniz görünümündeydi. Kral Eurystheus’a götürmek üzere, elini suya daldırarak birkaç kanat ve gaga parçası aldı. Artık yapacak bir şey kalmamıştı. Mycenae’ya dönebilirdi.
     Kralın karşısına çıkıp, görevini başarı ile bitirdiğini bildirdi ve beraberinde getirdiği tunçtan kuş artıklarını verdi. Eurystheus yine hoşnut kalmamıştı.
     “Çok güzel… Demek kahraman geçinenler, artık kuş avlıyor ve bununla da övünüyor. Şimdi sana yeni bir görev vereceğim. Ama dikkat et bu defaki kuş avlamaya benzemez. Girit adasına gidip, Kral Minos’un kentindeki kudurmuş boğayı yakalayacaksın. Tanrı Poseidon’un beyaz boğasını canlı olarak bana getirmeni istiyorum,” dedi.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz