Tarihin Bilinmeyenleri (Hastalık Kapınızda)

T

     Geçmişte ‘Kara Ölüm’ diye anılan ve milyonlarca insanın ölümüne sebep olan Veba salgınıyla ilgili bu kısa yazıyı dikkatlice okursak, insanlığın şu günlerde Coronavirüs tehdidiyle ne büyük bir tehlike altında olduğunu belki daha iyi anlayabiliriz.

      Hıyarcıklı vebanın gelip geçmesinden sonra hayatta kalan Avrupalıların birçok şeyi tekrar düşünmesi gerekti ve doğrusu, bazısı çok parlak fikirler geliştirdiler.
     On dördüncü yüzyılın ortaları yaklaştığında, Avrupalılar Asya kıtasında yaygın ölümler ve hastalıklar olduğu şeklinde söylentiler duydular. Ama bütün bunlar onlara çok uzak göründü.
     Biyolojik Savaş
     Bazı Asyalılar hastalığı Karadeniz kıyıları boyunca ticaret yapan Cenovalıların getirdiğini düşündüler. Moğollar ya da Tatarlar bir Kırım şehri olan ve Cenovalıların yaşadığı Kaffa şehrini kuşatıp, mancınıklar kullanarak veba kurbanlarının çürüyen cesetlerini surlardan içeri fırlattılar. Biyolojik savaşın bu erken türevi, içerideki neredeyse herkesi öldürdü (gerçi kimse bunun nedenini anlayamadı). Ancak birkaç Cenovalı tüccar kurtuldu ve ülkelerine doğru yola çıktılar. Tabii beraberlerinde vebayı da taşıdılar.
     Ölüm Gemisi
     1347’de Kaffa’dan gelen bir gemi Sicilya’nın Messina limanına yanaştı. Mürettebatın çoğu ölmüş, kalanı da ölmek üzereydi. Adamların koltuk altlarında ve kasıklarında hıyarcık denilen yumurta büyüklüğünde tuhaf şişlikler vardı. Şişlikler ve koyu renkli kabartılar kısa zamanda tüm vücutlarına yayılıyordu. Daha sonra aynı belirtiler yerel halkta da görülmeye başlandı. Ölümleri genellikle birkaç gün içinde, hızlı ve acılı oluyordu.
     Her Limanda Bir Veba
     Messina doğudan gelen gemileri geri çevirmeye başlayınca, gemiler vebayla birlikte Cenova ve diğer Avrupa limanlarına yöneldiler. İtalya açıklarında ölülerle dolu gemiler yüzmeye başladı.
     Zor Bir Yıl
     1348’de veba, sadece İtalya’nın Floransa kentinde 45 bin ile 65 bin arası insanın ölümüne neden oldu. Aynı yıl veba Fransa’da da yayıldı. Hastalık Almanya’ya ulaştığında binlerce Yahudi, kuyuları zehirlemekle suçlanarak öldürüldü. Londra’da ise veba nüfusun yarısını öldürdü. 1349’un ilkbaharına gelindiğinde, hastalık İrlanda’ya ulaştı.
     Hastalığın Bilançosu
     Kara Ölüm, Avrupa nüfusunun dörtte biri ile yarısı arasında insanın ölümüne neden oldu ki, bu sayı 20 ile 75 milyon arasındadır. Kurtulanlar genetik bir şansla bağışıklık sahibi olmalı ya da hastalığın daha hafif bir türüne maruz kalmış olmalılar. Kimse böyle bir dehşetin nasıl başladığını ve nasıl sona erdiğini bilmiyor. İnsanlar felaketin sebebinin depremler, durgun göller, yıldızlar, şeytan ama çoğunlukla da Tanrı’nın gazabı olduğuna inandılar. Birçok kişi bunun dünyanın sonu olduğunu düşünmüştü.
     Pis Fareler
     Hıyarcıklı veba uzun süredir vardı ve daha önceleri de insanların ölümüne neden olmuştu (ama tabii ki bir seferde bu kadar çok sayıda değil). Bakteri, fareler tarafından taşınıyordu ama onlara zarar vermiyordu. Farelerden beslenen pireler küçük memelilerin kanını insanlarınkine tercih ediyordu. Dünya nüfusu arttıkça fareler ve onların pireleri insanlarla daha sık temas etmeye başladılar. Artık pire ısırığı ölüm demekti.
     Havayla Taşınan Mikroplar
     Hastalık, enfekte olan bir insanın akciğerlerine ulaştığında, öksürük ve hapşırıkla havada taşınabilir bir biçim alıyordu. İnsandan insana doğrudan temasla da geçiyordu. Farklı biçimler; isilikten hıyarcıklara, kan kusmaktan her nefeste ya da her ter damlasında pis bir kokunun yayılmasına kadar çeşitli belirtilere neden oluyordu. İster inanın, ister inanmayın hıyarcıklı veba hâlâ ara sıra ortaya çıkıyor. Artık erken teşhis edilirse antibiyotiklerle tedavi edilebiliyor. Hatta bu hastalığın gelecek kuşaklara önemli bir armağan bıraktığı da iddia ediliyor: HlV’e bağışık olanlar, Kara Ölüm’den kurtulan atalarından genetik bir mutasyon miras almış olabilirler.
     Tam Bir Kaos
     Kara Ölüm tam bir kabustu ve ondan uyanan dünya sonsuza dek değişti. 1350’de artık hastalık yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştı. Önceleri kaos hüküm sürdü. Yasa ve düzen geçmişte kalmıştı. Okullar ve üniversiteler kapandı. Kiliselerde günah çıkaranları dinleyebilecek papaz kalmamıştı. Borçlular ölmüştü dolayısıyla alacaklıların alacaklarını toplayabilecekleri kimse kalmamıştı. İnşaat projeleri durmuş ve ortada birkaç sanatkâr kalmıştı. Ahlaka gelince… O da geçmişte kalmıştı. Ölmemiş olanlar da yakında öleceklerini düşünüyor, veba onları almadan, mümkün olduğunca iyi vakit geçirmek istiyorlardı.
     Vebanın Yararları da Oldu
     Hayatta kalanların düşünecek çok şeyleri oldu. Artık her şey farklıydı.

  • Derebeyleri, köylüleri tekrar işe koşmaya çalıştılar ama ortalıkta pek köylü kalmamıştı. İlk kez, çalışanlar daha iyi muamele ve daha hafif işler talep edebildiler. Taşrada, daha önceleri duyulmamış olan isyanlar baş gösterdi. Birçok köylü daha iyi işler bulmak için şehirlere göç etti.
  • Şehirlerde de pek fazla çalışacak insan kalmamıştı. Maaşlar yükseldi. Ortalıkta fazlasıyla satılacak mal vardı, bu yüzden fiyatlar düştü. Bunun sonucunda ise hayat standartları yükseldi. Çalışan insanlar ilk kez kendilerini, önemi olan birer bireyler olarak hissettiler.
  • Gayrimenkul fiyatları düştü. Daha önceleri mal sahibi olabileceklerini hiç düşünmemiş olan insanlar artık mülk satın alabiliyorlardı.
  • Vebadan beş yıl sonra İngiltere’nin Cambridge kentinde üç tane üniversite kuruldu. Tüm Avrupa’da üniversiteler ortaya çıkmaya başladı. Öğretmenlerin çoğu ölmüştü, bu yüzden yenilerinin bulunması gerekiyordu. Bu yeniler, yepyeni fikirler getirdiler ve sınıflarını Latince ya da Yunanca değil yerel dilde eğitmeye başladılar. İlk kez, sıradan insanlar eğitim alabiliyorlardı. (Büyük ihtimalle Rönesans’ı hazırlayan en önemli faktörlerden biri de bu olmuştur.)
  • İnsanlar yeni sorular sormaya başladılar. Hayatta kalanların çoğu vebanın Tanrı’nın işi olduğuna inanamıyordu. Ama eğer öyle değilse bundan kim ya da ne sorumluydu? Bunun gibi sorular vebadan önce hiç söz konusu edilmemişti.

     Veba Geri Dönüyor
     Kara Ölüm, hıyarcıklı vebanın sonu değildi. Geri geldi ama küçük alanlarla sınırlı kaldı. Son büyük salgın İngiltere’de, Londra’da 1665’te meydana geldi. İnsanlar salgın olduğunda şehirden uzaklaşmayı öğrenmişlerdi -tabii gidebilecek yerleri varsa- Onlardan biri olan Isaac Newton adlı genç bir profesörün, bazı fikirlerini geliştirecek zamanı olmamıştı. Veba geri döndüğünde Newton, Londra’dan kır evine kaçarak, kendini yerçekimi kanunuyla ilgili çalışmalarına verdi.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz