İnsülin Direnci

İ

     Konuyu anlayabilmek için öncelikle insülinin ne olduğunu bilmeli, insülin direncini tanımalıyız. İnsülin, pankreastan salgılanan bir hormondur. Gıdalarla alınarak bağırsaktan emilip kana geçen şekerin, kas, karaciğer, yağ gibi dokularda hücre içine geçişini sağlar.
     İnsülin direnci nedir?
     İnsülin görevini, hücrenin reseptör denilen bölümüne bağlanıp bir dizi reaksiyonu başlatarak yapar. İnsülin direncinde bu bağlanma normaldir ama glikozun (şekerin) hücre içine geçmesini sağlayan aşamada sorun vardır. Ortamda yeterince insülin olmasına rağmen bu görevin yeterince yapılamaması nedeni ile bu tabloya “insülin direnci” adı verilmiştir.
     İnsülin direnci nasıl sorunlara neden olur?
* Karbonhidrat metabolizması ile ilgili sorunlar: İnsülin direnci olan bir kişide, daha fazla insülin salgılanarak kan şekeri ayarlanmaya çalışılır. Böylece kanda abartılı bir insülin seviyesi oluşur. Yani vücut daha fazla insülin üreterek kan şekerini dengede tutma çabasına girer. Bu durumda insülin birden bire etki eder, şeker hızla hücre içine girer, böylece ani şeker düşüşleri olur. Kişi bunu terleme, acıkma, sinirlilik gibi yakınmalarla hisseder. Bu şeker düşüşlerinin ille de hipoglisemi (kan şekerinin 50-55 değerinin altında olduğu kan şekeri) düzeyinde olması gerekmez. Ani değişimler de vücut tarafından hipoglisemi olarak algılanır. Bu tablo şeker oranı yüksek, karbonhidrat ağırlıklı beslenmede belirginleşir. Kabul günleri gibi bol miktarda hamur işi yiyeceğin tüketildiği ortamlardan sonra hissedilen çarpıntı, tekrar yeme isteği bunun tipik örneğidir. Bu tablo yıllarca devam ederse pankreas yorulur, eskisi kadar fazla miktarda insülin üretemez, kan şekeri kontrol altına alınamaz ve diyabet gelişir. Bu tipteki diyabet, erişkin yaştaki şişman kişilerde görülen, insülin eksikliğinin olmadığı tipte diyabettir ve Tip 2 diyabet olarak adlandırılır. Sonuç olarak; Tip 2 diyabetlinin ana sorunu, vücudun abartılı insülin talebini karşılayamamaktır.
* İnsülinin diğer görevleri ile ilgili sorunlar: İnsülinin tek görevi şekerin hücre içine geçişini sağlamak değildir. Dokularda, metabolizma ile ilişkili birçok hücre içi sistem vardır. Hücre reseptörüne bağlanan insülin, yağ metabolizması, yağ depolanması, hücre yenilenmesi gibi birçok hücre içi sistemin işlerliğini sağlar. İnsülin direncinde glikozla ilgili olan yol yavaş işlemektedir, ama diğer yolların işlerliğinde sorun yoktur. Dolayısı ile ortamdaki abartılı insülin bahsi geçen bu yolların daha fazla çalışmasına neden olur. Tıpkı bir yolu tıkanan boru sisteminde suyun diğer yollara doğru taşması gibi. Bu durumun bedeli kan yağlarında yükselme, karın bölgesinde daha belirgin olarak yağlanma, obezite, kalp damar hastalıkları, uyku apnesi sendromu, polikistik over sendromu ve hatta kanser riskinin artışıdır.
     İnsülin direnci beslenmeyi nasıl etkiler? Bu durumla nasıl baş edilebilir?
     İnsülin direnci olan kişilerde, kan şekerindeki ani düşüşler tatlıya düşkünlüğe neden olur. Şekerli gıda tükettikçe, kilo artışı olur, insülin direnci daha da belirginleşir. Bu kısır döngüye girmemek için öğünler sadece karbonhidrat değil, ek olarak yeterince protein ve yağ da içermelidir. Günlük beslenmede protein içerikli gıdalar (et, süt ürünleri) yapıları gereği yağ da içerirler. Dolayısı ile proteinli beslenme beraberinde yağ tüketimi de getirir. Karbonhidrat, protein ve yağ içeriği bakımından dengeli bir beslenmede hem aşırı karbonhidrat tüketimi engellenir hem de gıdaların parçalanması ve emilmesi yavaşlayacağı için kan şekerinin ani yükselmesi önlenir. Beslenmede yeterince lif tüketimi de bu amaçlara önemli katkıda bulunur.
     İnsülin direnci olan kişilerin çok acıkmayı beklemeden beslenmeleri gerekir. Ama bu sıklık çok fazla olursa ve her bir öğünde gereğinden fazla gıda tüketilirse, şişmanlık kaçınılmazdır. Birçok kişide 3 ana öğün (kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri) ve ikindi zamanı yapılan bir ara öğün sağlıklı beslenmeyi ve kilo kontrolünü sağlar.
     İnsülin direncinin kilo vermeye etkisi ve çözümü nedir?
     İnsülin direnci olan bir kişide kilo almaya meyil vardır, kilo verme çabasına karşılık almak güçtür. Doğru beslenme kilo verebilmek için temel kuraldır. Ek olarak mutlaka egzersiz yapmak gerekir. Haftanın en az 3 günü, en az 30 dakika süren tempolu yürüyüş yapılmalı, egzersiz araları 3 günden fazla olmamalıdır. Tüm bunları uygulayan bir hastada yeterli yanıt alınamıyorsa, tedaviye metformin içerikli ilaçlar eklenebilir. Fakat sadece metformin kullanarak tedavi sağlanamaz, diyet ve egzersiz vazgeçilmezdir.

(Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof.Dr. Serpil Salman)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz