Demir Kemiren Sıçan
Demir Kemiren Sıçan

Demir Kemiren Sıçan

Uyup kafamın cinlerine
Hayvan masalları yazdım.
Başka kahramanlarla belki de
Bu kadar ün kazanamazdım.
Benim şiirlerimde kurt, köpek
Tanrıların diliyle konuşur;
Her hayvan bir kılığa girerek
Türlü türlü adamlar olur.
Kimi akıllı, kimi deli;
Ama delilerim daha çoktur,
Onlar nedense daha bereketli.
Haydutlar, dolandırıcılar da
Çıkarırım ortaya;
Zorbalar, vicdansızlar;
Kafasız, beyinsizler;
Serseriler, kopuklar,
Yüzsüzler, dalkavuklar.
Hele yalancılarım?
İstesem ordularla çıkarırım.
Her insan yalan söyler, der bilge.
Yalnız aşağılık insanlar dese,
Kimsede hoş görülmezdi yalan;
Kötü sayılırdı her söyleyen.
İnsan dediğin herkes, hepimiz,
Büyük küçük hep yalan söylermişiz.
Başkası söylese inanmazdım;
Bilge söylüyor bunu.
Hem bir adam çıkar da
Ezop, Homeros gibi yalan söylerse,
Gerçekten yalancı olur mu?
Neler uydurmamış bu ustalar,
Ama insan doyamaz dinlemeye.
Yalan kılığı altında
Gerçeği söylemişler bize.
Öyle birer kitap bırakmışlar ki
Dünya durdukça sevilseler,
Ondan sonraya da kalsalar, değer.
Onlar gibi yalan söyleyen nerede!
Bir onların yalanına bakın
Bir de şu ahmağın,
Şu yüzsüz bakkalınkine.
Attığı yalanla
Kendini vurmuş budala.
Bakın nasıl olmuş:
İran’da bir karaborsacı varmış,
Mal almaya giderken Arabistan’a
Bir yığın demir bırakmış komşusuna.
Gel zaman git zaman dönüp gelmiş;
Bakkaldan demirleri istemiş.
— Demirler mi? Sizlere ömür, demiş bakkal.
Sıçan kemirdi bitirdi hepsini.
Kızdım, çok bağırdım adamlarıma.
Ama ambar bu, deliksiz olmuyor ki.
Karaborsacı pes demiş bu kadarına.
Ama inanır görünmüş, olur ya demiş.
Gitmiş para vermiş bir eşkıyaya
Bakkalın oğlunu kaldırtmış dağa.
Sonra da gelmiş, nazikâne,
Yemeğe çağırmış komşuyu evine.
— Ah, ne yemeği, demiş bakkal;
Bana dünyalarım haram oldu.
Oğlumu kaybettim, biricik oğlumu!
Canım, ciğerim, her şeyimdi;
Kaçırdılar, evlatsız kodular beni.
— Evet, demiş tüccar; dün akşam gördüm.
Bir baykuş kaldırdı oğlunuzu.
Şu eski konağa doğru gidiyordu.
— Kim inanır buna, demiş baba;
Oğlum baykuşu kaldırdı desen neyse.
— Nasıl kaldırır bilmem, demiş tüccar;
Ama gözümle gördüm, kaldırdı işte.
Hem bunda şaşacak ne var?
Bir sıçanın koca demirleri
Kıtır kıtır yediği bir memlekette
Baykuşun çocuk kaldırması bir şey mi?
Bakkalda şafak atmış;
Hemen verip tüccara demirleri
Almış yumurcağını geri.
Buna benzer bir şey de
İki yolcu arasında olmuş.
Bu iki yolcudan biri
Her şeyi dev aynasında görürmüş.
Hani vardır ya öyleleri
Deve yaparlar pireyi;
Ne kadar canavar varsa Afrika’da
Kaldırır getirirler Avrupa’ya.
Bizimki de böyle atarmış:
— Bir lahana gördüm, evden büyük, demiş;
— O da bir şey mi, demiş arkadaşı;
Ben bir tencere gördüm, kilise kadardı.
Öteki başlayınca gülmeye:
— Ne gülüyorsun be, demiş;
Senin lahanaya böyle tencere gerek.
Tencereli yolcu işin alayında,
Baykuşlu tüccar hinoğluhin;
Ama tencere de yerinde, baykuş da.
Saçma söyleyenle akıl yürütmeyin;
Değmez kendinizi yormaya;
Siz daha beterini söyleyin,
Şıp diye gelir aklı başına.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir