DECAMERON-31 (Yirmi Yedinci Hikâye)

D

     Floransa’da Tebalt isminde bir genç vardı ki, Aldobirantin’in karısı Hermelin’e âşıktı. İyi davranışları dolayısıyla kadının teveccühünü hak etmişti. Fakat kader ters gitmişti, kadın bir müddet Tebalt’ın arzusuna uymuşsa da her nasılsa ondan soğumuştu. Artık onu görmek ve ondan gelen haberleri dinlemek istemiyordu. Tebalt, bu yüzden derin bir kedere düşmüştü. Fakat derdini kimseye söyleyemezdi. Sebepsiz yere kaybettiği teveccühü tekrar kazanmak için harcadığı emekler boşa gitmişti. Bu suretle Floransa’yı terk etmek ve kendi felaketine kadının sevinmesini önlemek istiyordu. Bir tek güvendiği arkadaşı müstesna, dostlarına ve akrabalarına bir şey söylemeksizin, bol para ile ve Filip takma adıyla Ankona’ya gitti. Zengin bir tüccarın hizmetine girerek onunla birlikte Kıbrıs yolunu tuttu. Kibarlığı ve davranışları tüccarın o kadar hoşuna gitti ki, yüksek bir maaş bağladıktan başka onu kendisine ortak etti. Tebalt, çalışkanlığı ve marifeti sayesinde kısa zamanda büyük bir servet edindi. Gerçi zalim ve güzel sevgilisini sık sık hatırlar ve emellerinin reddedilmiş olmasından dolayı ıstıraba düşerdi. Fakat bu duruma iradesiyle yedi sene dayandı. Yalnız bir defa Kıbrıs’ta, vaktiyle kendisinin bestelediği güzel bir şarkıyı işitince düşünceleri altüst oldu ve artık hasrete dayanamayacağını anlayarak Floransa’nın yolunu tuttu.
     Floransa’ya vardığında sevgilisinin evine yakın bir otele indi, ilk iş olarak sevgilisini görmeyi denedi. Fakat evin kapı ve penceresi kapalıydı. Sevgilisinin öldüğünü veya oradan çıktığını sanarak kardeşinin evine gitti. Dört kardeşini siyah elbiseler giymiş buldu. Kendisini tanıtmadan bir kunduracıya bu siyah elbiselerin manasını sordu. Adam, “Matem alameti,” dedi. “On dört gün önce kardeşleri Tebalt öldürülmüş, çünkü o, Aldobirantin’in karısını ziyaret etmek üzere gizlice buraya gelmiş. Tebalt’ın katili de kadının kocası Aldobirantin olduğu mahkemece sabit görülmüş.”
     Tebalt, Aldobirantin’in başına gelen felakete üzülerek ve sevgilisinin hayatta olduğunu anlayarak, otele döner. Fakat kederi yüzünden bütün gece uyuyamaz. Gece yarısı birtakım adamların damdan otele girdiklerini görür. Daha yakından bakınca, elinde ışık tutan güzel bir kız ve yanında üç erkek görür. Erkeğin birisi kadını bol bol okşadıktan sonra, “Allah’a şükür, artık rahatız!” der. “Çünkü Aldobirantin, Tebalt’ın katili olduğunu itiraf etti ve mahkeme hükmünü verdi, ama uyanık olmalıyız ki, katil olarak bizi yakalamasınlar.”
     Güzel kız, bu sözlerden pek sevinmişti, hepsi birden alt kata yataklarına gitmişlerdi. Tebalt, Aldobirantin’i kurtarmak için bir plan hazırlar ve sabahleyin kalkarak yalnızca sevdiği kadının evine gider. Açık olan kapıdan içeri girer. Hermelin’i salonda ağlarken görür. Kadına, “Üzülmeyin,” der. “Yakında selamete çıkacaksınız.”
     Kadın gözlerini açarak, “Sen bir yabancı seyyahsın, benim başıma geleni nereden biliyorsun ve elinden ne gelir?” der. Tebalt, “Ben İstanbul’dan geliyorum,” der. “Allah beni, kocanızı kurtarmak ve sizin göz yaşlarınızı durdurmak için yolladı.”
     Kadın şaşkınlıkla, İstanbul’dan mı geliyorsunuz?” der. “Kocamı ve beni nereden tanıyorsunuz?” Tebalt, Aldobirantin’in hazin hikayesini anlatır ve hayatları hakkında etraflı bilgi verir. Kadın, Tebalt’ı bir peygamber olarak selamlar ve kocasını kurtarması için vakit kaybetmemesini rica eder. Tebalt, sesiyle bir rahip taklidi yaparak, “Kalkın,” der. “Beni dinleyin ve artık konuşmayın. Çileniz, Allah’ın bana vahyettiğine göre evvelce işlediğiniz bir günahtan ileri geliyor. Allah sizi bu ceza ile sınamak istiyor.”
     Kadın, “O kadar çok günahım var ki,” der. “Allah bunların hangisini düzeltmemi istiyor? Bana söylerseniz ıslaha çalışırım.” Tebalt, “Ben suçunuzu biliyorum,” der. “Siz artık o yüzden vicdan azabı çekmiyorsunuz. Söyleyin bana, bir âşığınız var mıydı?”
     Kadın, bu sözlerden hayrete düşer. Çünkü o macerayı kimseye anlatmamıştır. “Görüyorum ki,” der. “Allah size insanların bütün sırlarını bildiriyor, onun için ben de sırrımı size açacağım. Evet, gençliğimde o genç ki, şimdi kocam onun katili sanılıyor, onu sevmiştim. Onun ölümüne de ağlıyorum. Gerçi ben ona müsamahasız davrandım, fakat o talihsiz aşkı hâlâ unutamadım.”
     Tebalt, “Peki,” der. “O adamdan neden ayrıldınız?” Kadın, “Bu bir papaz yüzünden oldu,” der. “Papaza Tebalt’ı sevdiğimi itiraf etmiştim, papaz bu aşktan vazgeçmezsem, cehennemde yanacağımı öyle bir anlattı ki, Tebalt’tan vazgeçmeye mecbur oldum. O zavallı da bu yüzden şehri terketti, fakat daha fazla ısrar etseydi, ona dayanamazdım, onu o derece seviyordum.”
     Tebalt, “İşte bu günah,” der. “Sizi üzüyor. O adamı sevmiştiniz, binbir lütfunuza nail kılmıştınız, niçin vazgeçtiniz? İş bu raddeye gelmeden düşünmeli ve bu işe girişmemeliydiniz. Ben de papazların manastırlardaki âdetlerini bilirim. Eskiden rahipler dindar ve iyi insanlardı. Şimdikiler ise yalnız cübbeleri var, parlak cübbeleriyle adam kandırmak için çarşı pazar dolaşıp dururlar. İşleri güçleri kadın ve servet elde etmek, günahları bağışlatmak bahanesiyle budalaları kandırıp dururlar. Erkekleri kadınlardan soğutmak isterler ki, kadınlar kendilerine kalsın. Suçları yüzlerine vurulursa, ‘Bizim yaptığımıza değil, söylediğimize bakın!’ derler. Yalnız itiraf etmeliyim ki o papazın ihtarı yerindeymiş, Çünkü kocasını aldatmak büyük günahtır. Ama bir kimseyi yurdundan etmek, öldürmek daha büyük günahtır. Bir erkeğin bir kadına yaklaşmak istemesi bir tabiat kusurudur, halbuki bir adamı öldürmek, sürmek, bedbaht etmek ahlak kusurudur. Tebalt’a aşkınızı esirgemekle bir gasp suçu işlemiş oldunuz ve onu intihara kadar zorladınız, böylece ağır bir suça sebep olmak suçunu işlediniz. Halbuki o sizi kendi canından fazla seviyormuş, bütün kuvvetini ve hürriyetini sizin uğrunuza feda etmiş. O asil bir genç değil miydi? Başkaları kadar güzel değil miydi? Meziyetleri yok muydu? Bunları inkâr edemezsiniz. Bir budala papazın dedikodusuyla böyle ağır bir hükmü nasıl verdiniz? Erkekleri küçümseyen kadınları anlamıyorum. Bilin ki, Allah’ın güzel bir eseri olduğunu düşünerek onun tarafından sevilmeyi bir kadın canına minnet bilmeli. Bu papaz sevgilinizin ayağını kaydırarak onun yerini almak istemiş. İşte başınıza gelenler hep bundan kurtulmak için. Şayet Tebalt geri gelirse, onu sevmeniz lazım.”
     Kadın bu hikâyeyi dikkatle dinledikten sonra, “Sizin sözlerinizden,” dedi. “Tebalt’a karşı işlediğim suçun büyüklüğünü anladım. Mümkün olsaydı onu telafi ederdim. Fakat Tebalt öldü, size imkânsız bir şeyi nasıl vadedeyim?”
     Adam, “Tebalt ölmemiştir,” dedi. “Allah’ın bana bildirdiğine göre, hayatta ve sıhhattadır. Biricik eksiği sizin teveccühünüzdür.”
     Kadın, “Ne dediğinizi düşünün,” dedi. “Ben onu kapımın önünde ölü olarak gördüm ve yüzünü göz yaşlarımla ıslattım.”
     “Ne derseniz deyin,” dedi adam. “Size temin ederim ki, Tebalt hayattadır. Eğer vaadinizi tutacaksanız onu yakında göreceksiniz.” Kadın, “Benim için kocamın kurtulduğunu ve Tebalt’ın hayatta olduğunu görmekten daha büyük saadet olamaz!” dedi.
     Tebalt, kendisini tanıtma zamanının geldiğini anlayarak kadına yeni bir ümit vermek için, “Kocanız hakkında sizi teselli etmek üzere büyük bir sır söyleyeceğim, onu kimseye açmayın!” dedi. Tebalt, bunun üzerine kadınla geçirdiği son gecenin yadigârı olan yüzüğü gösterdi. Kadın yüzüğü derhal tamdı ve “Ben bu yüzüğü Tebalt’a vermiştim,” dedi. Tebalt ayağa kalkıp, seyyah mantosunu ve şapkasını çıkararak Floransa lehçesiyle, “Beni de tanıyor musunuz?” dedi. Kadın, Tebalt’ı tanımış ve dona kalmıştı. Bir hayalet gibi gördüğü adamdan kaçmak istiyordu. Tebalt, “Şüphe etmeyin,” dedi. “Ben Tebalt’ım, hayatta ve sıhhatteyim. Zannedildiği gibi ölmüş değilim.”
     Kadın, gözyaşları içinde Tebalt’ı öpüp kucaklayarak, “Hoş geldin sevgili Tebalt,” dedi. Tebalt da kadının buselerine mukabele ettikten sonra, “Fazla kalamam,” dedi. “Kocanızı kurtarıp getirmeliyim, yarın belki daha önce, onun hakkında iyi haberler alacaksınız. Bugün neticeyi alırsam gece size gelir rahat rahat her şeyi anlatırım.”
     Tebalt, mantosunu ve şapkasını alarak kadını kucakladıktan sonra Aldobırantin’in hapis yattığı yere gitti. Hapishane müdüründen izin alarak Aldobırantin’in hücresine girdi ve “Ben senin dostunum,” dedi. “Allah masum olduğunu bilerek beni sana gönderdi. Benim bir küçük ricamı kabul edersen, yarın idam sehpası yerine evine gidebilirsin.”
     Aldobirantin, “Seni tanımamakla beraber beni kurtarmak istediğine göre bir dost olduğun belli. Beni idama mahkum ettiren suçu işlemedim, onun için Allah bana acırsa her şeyi vadedebilirim. İstediğini söyle?” dedi. Tebalt, “Benim istediğim,” dedi. “Seni, kardeşlerinin katili olarak gösteren Tebalt’ın dört kardeşini af etmen ve onları dost edinmendir.”
     Aldobirantin, “İntikamın ne kadar tatlı olduğunu bir hakarete uğrayan bilir!” dedi. “Bununla beraber Allah beni kurtarırsa, onları af ederim.”
     Tebalt, bu cevaptan memnun oldu ve Aldobıranti’ye ümit vererek, ertesi gün kurtulacağını vadetti. Sonra, da, hâkime gitti ve ona, “Sizin makamınızda oturan herkes, hakikati aramayı en asil vazife sayar. Lakin masumlar ızdırap çekmesin ve suçlular ceza görsün. Siz Aldobıranti’yi, Tebalt’ın katili olarak gördünüz. Bu gece yarısından önce hükmünüzün yanlış olduğunu isbat edeceğim ve hakiki katili size teslim edeceğim.”
     Hâkim, bu sözleri dikkatle dinledi ve hakiki katilleri uykularında. tevkif ettirdi. Onlar doğruyu söylemek için işkenceye hacet bırakmadılar ve hakikati anlattılar. Tebalt, hâkimin huzurundan ayrılarak Hermelin’in evine gitti. Kadın sabırsızlıkla kocasından haber bekliyordu. Tebalt, “Sevgilim,” dedi. “Sevin, yarın kocanı sıhhatta olarak yanında bulacaksın!”
     Kadın, öldü sandığı Tebalt’ın ortaya çıktığına ve kocasının kurtulduğuna o kadar sevindi ki, Tebalt’ı defalarca kucakladı. Geceyi birlikte ve saadet içinde geçirdiler. Tebalt, sabah erkenden kalktı, kimseye birşey söylememesini kadına tembih ederek hâkimin yanına gitti. Hâkim Aldobıranti’yi serbest bıraktı ve hakiki katillerin kafalarını kestirdi. Aldobıranti, hürriyetine kavuşunca evlerinde Tebalt için bir daire ayırdılar ve ona her türlü ikramı göstermeye başladılar. Şimdi sıra Aldobıranti’yi, Tebalt’ın kardeşleriyle barıştırmaya gelmişti. Tebalt, vaadinin yerine getirilmesini Aldobıranti’den istedi. Bu maksatla dört kardeş, karılarıyla beraber yemeğe davet edildiler. Ertesi gün, dört kardeş siyah elbiseler içinde bazı dostlarıyla birlikte eve geldiler silahlarını çıkardılar ve Aldobıranti’ den gönülden af dilediler.
     Hermeline, “Benim kadar kimse sevinmiş olamaz ve kimse ona benim kadar teşekkür borçlu değildir. Yalnız, onun ölümüne biz ağlarken hakkında çıkarılan kötü şayialar beni sevinçten alıkoyuyor.”
     Aldobıranti, “Benim bu iftiralara inandığımı mı sanıyorsun? Beni kurtarması bu şayiaların iftira olduğuna delalet etmez mi? Hemen git, onu kucakla!”
     Kadın da bu anı bekliyordu. Derhal Tebalt’ı kucakladı. Bu andan sonra Tebalt, erkek ve kız kardeşlerine matem elbiselerini çıkarttı. Bunu şarkı ve dans takip etti. Bu sevinçli hava günlerce sürdü.
     Floransa’lılar Tebalt’ı ölüyken dirilmiş bir adam sayıyorlar ama bazıları da: “Acaba hakiki Tebalt mı?” diye şüphe ediyorlardı. Fakat bir gün bir tesadüf onların da kanaat getirmelerine sebep oldu. Bir gün Zarzanalı birkaç kişi Tebalt’a yaklaşarak: “Fatıvolo, nasılsın?” dediler. Tebalt, kardeşlerinin yanında: “Beni tanımadınız!” dedi. Onun konuşmasını işitince, adamlar: “Siz bizim hemşehrimiz Fativolo’ya ne kadar çok benziyorsun. On dört gün evvel buraya gelmişti. Fakat kendisinden bir haber alamamıştık, yalnız elbiseniz bizi şaşırtmıştı.”
     Bunu işiten Tebalt’ın kardeşi Fativolo’nun ne biçim elbise giydiğini sordu. Adamlar, tam öldürülmüş olanın elbisesini tarif ettiler. Bundan da anlaşıldı ki, öldürülen Tebalt değil, Fativolo idi. Bu suretle bütün şüpheler kalkmıştı. Tebalt kazandığı servetlerle sevgilisinin yanında daha uzun zaman kalarak aşkın tadını çıkardı.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz