Sevinç
Sevinç

Sevinç

     Saat gecenin on ikisiydi.
     Mitya Kuldarov, büyük bir heyecanla eve geldi. Koşar adımla odaları dolaşmaya başladı. Anne ve babası tam yatmak üzereydiler. Kız kardeşi yatağa uzanmış roman okuyordu. Liseli erkek kardeşleri ise uyuyorlardı.
     Mitya’nın bu heyecanını gören anne ve babası;
     “Nereden geliyorsun? Neyin var?” diye sordular.
     “Hiç sormayın anneciğim! Bunu hiç beklemiyordum. Kesinlikle beklemiyordum. Buna akıl sır erdirmek mümkün değil.”
     Mitya, sevinçten bir kahkaha atarak koltuğa uzandı.
     Mitya’nın sevinç çığlıkları kardeşlerini de uyandırmıştı.
     Annesi;
     “Ne oldu? Yüzünün rengi değişmiş,” deyince Mitya;
     “Mutluluktan anneciğim, mutluluktan! Artık beni tüm Rusya tanıyor. Tüm Rusya… Bugüne kadar kâtip Kuldarov’u sadece siz biliyordunuz. Şimdiyse bütün Rusya biliyor. Nasıl da mutluyum bir bilseniz.”
     Mitya, bu sözlerden sonra tekrar odadan odaya koşmaya başladı. Tekrar aynı koltuğa oturdu.
     Şaşkınlıktan onun hareketlerini takip eden ailesi;
     “Ne oldu yavrum? Bize de anlatsana!” deyince Mitya;
     “Siz tıpkı yabani insanlar gibi yaşıyorsunuz. Gazete okumuyor, olup bitenleri takip etmiyorsunuz. Oysa gazeteler öyle olağanüstü şeylerden bahsediyor ki… Gazeteler sayesinde artık hiçbir şey gizli kalmıyor. Hemen her şey yayılıyor. Bildiğiniz gibi gazeteler hep önemli kişilerden bahsederler. Elbette bu sefer benden de bahsetmişler,” dedi.
     “Bu ne demek? Nerede senden bahsetmişler?”
     Mitya’nın bu heyecanlı tavrı karşısında babasının yüz rengi değişti. Annesi boynundan haç çıkardı. Kardeşleri de gecelik kıyafetleriyle ağabeylerine yaklaştı.
     “Dediğim gibi… Gazeteler benden bahsetmişler. Artık Rusya beni tanıyor. Anneciğim bu gazeteyi saklayalım. Arada bir okuruz. İşte burada.”
     Mitya, cebinden gazeteyi çıkarıp babasına uzattı. Mavi kalemle etrafı çizilmiş yeri gösterdi:
     “Okuyun!”
     Babası gözlüğünü taktıktan sonra okumaya başladı:
     “Aralık ayının 29’unda, akşam saat 11’de, Kâtip Dimitri Kuldarov, Malaya Brannaya’da, Kazihin’in evindeki birahaneden sarhoş bir halde…”
     Heyecanını yenemeyen Mitya, babasının okumasını yarıda kesti:
     “Semyon Petroviç’le beraberdim… Her şey bütün ayrıntılarıyla anlatılmış. Devam edin babacığım.”
     “… sarhoş bir halde ayrılırken ayağı kayarak orada durmakta olan Ivan Drotov’un atının ayakları altına düşmüştür. Bu durum karşısında ürken at, Kuldarov’un üzerinden atlayıp Moskovalı bir tüccar olan Stephan Lukov’un bulunduğu kızağı da sürükleyerek sokakta koşmaya başlamıştır. Deli gibi koşan at ancak kapıcılar tarafından durdurulabilmiştir. İlkin baygınlık geçiren Kuldarov, karakola götürülmüş ve doktor tarafından muayene edilmiştir. Ensesinden aldığı darbenin hafif olduğu anlaşılmıştır. Olayla ilgili tutanak tutulmuş ve kazazedeye tıbbi yardım yapılmıştır…”
     Mitya gazeteyi alır almaz cebine koydu. Heyecanını hiç yitirmeden konuşmaya devam etti:
     “Bir an önce gidip tanıdıklarıma da göstereyim. Ivanitzkiylere de göstermek gerek. Natalya Ivanovna’ya, Anisim Vasilyiç’e de… Ben gidiyorum. Görüşmek üzere.”
     Mitya, kasketini taktı, şöhreti her yere yayılmış meşhur bir insanın tavrıyla sokağa çıktı…

(Rus Öyküsü–Yazan: Anton Çehov-Çeviren: Sevgi Şen)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir