DECAMERON-32 (Yirmi Sekizinci Hikâye)
DECAMERON-32 (Yirmi Sekizinci Hikâye)

DECAMERON-32 (Yirmi Sekizinci Hikâye)

     Toskana’da bir manastır vardı ki, öteki manastırlar gibi ücra bir yerdeydi. Bu manastıra baş rahip olarak aşka düşkünlüğü müstesna, kusursuz bir papaz tayin edilmişti. Ama o, kusurunu da öyle ihtiyatlı işlerdi ki, kimse şüpheye düşmezdi. Ve kutsal bir adam muamelesi görürdü.
     Bu rahip Ferondo isimli çok saf bir adamla dostluk ederdi. Papaz onun saflığı ile eğlenmeyi severdi. Bir gün Ferondo’nun güzel karısı ile tanıştı ve öylesine tutuldu ki gece gündüz ondan başka bir şey düşünemez oldu. Ama, Ferondo her konuda cahil olduğu halde, karısına olan aşkında uyanıktı. Bu hal papazı çileden çıkarıyordu. Papaz, hile ile Ferondo’yu karısı ile beraber manastırın bahçesine davet etti. Orada, öteki dünya hayatının haz ve saadetlerinden ve insanların dindarlıklarından öylesine bahsetti ki, kadın kocasından müsaade alarak, itiraflarını ve tövbelerini bu papaza yapmaya karar verdi. Bir gün papazın odasına giderek itiraf sandalyesinin yanına, geldi. Papaz, sandalyede oturuyor, kadın onun ayak ucunda yer alıyordu.
     Kadın itirafa başladı: “Allah bana iyi bir koca verseydi veya hiç bir koca vermeseydi, sizin himmetinizle ebedi hayatın yolunu tutardım. Ama, Ferondo’nun saflığına bakınca, evli olduğum halde kendimi dul sayıyorum. Ve o sağ oldukça ben bir erkeğe sahip olamam. O, budala olmakla beraber, sebepsiz yere öyle kıskanç ki, rahatım huzurum yok. Onun için itirafıma başlamadan önce, bu husustaki tavsiyenizi rica edeceğim. Aksi takdirde itiraflarım bir şeye yaramayacak.”
     Bu sözler papazı çok sevindirdi. Ve en sıcak arzuların yolunu açılmış gördü. “Kızım,” dedi. “Sizin gibi güzel ve zarif bir kadın için böyle deli bir koca zaten bir dert, ama ya kıskançlığı, onun için halinizi anlıyorum. Ama, onun bu kıskançlığını şifalandırmaktan gayrı bir tedbir bilmiyorum. Bunun ilacı bende var. Ama bunu gizli tutacağınızı vadetmelisiniz.”
     “Peder,” dedi kadın. “Şüpheniz olmasın. Sizin söylediğiniz bir şeyi başkasına anlatmaktansa ölmeyi tercih ederim. Fakat bu ilaç nedir?”
     “Onu şifalandırmak için,” dedi papaz. “Bir çukura atmamız lazım. Diri diri nasıl atacağız? Önce ölmelidir. Ve sonra atılmalıdır. Suçunun cezasını çektikten sonra, Allah’tan onun dirilmesini niyaz etmeliyiz ki, bu da mümkündür.”
     “Demek ki böylece dul kalacağım?”
     “Geçici bir zaman için. Ama bu müddet esnasında başkası ile evlenmeyeceksiniz, yoksa günaha girersiniz. Ve kocanız dirildiğinde, daha da kıskanç olur.”
     “Eğer bu dertten kurtulacaksa, istediğiniz her şeyi yapmaya hazırım.”
     “Pekiyi, ama bu hizmete mukabil bana ne mükafat vereceksiniz?”
     “Elimden gelen her şeyi. Ama benim gibi bir kadının böyle bir hizmete karşı verecek nesi olabilir?”
     “Aziz kadın, siz bana, benim size yaptığımdan daha fazlasını yapabilirsiniz. Ben sizin rahat ve huzurunuz için her şeyi yapacağım. Siz de beni huzura kavuşturabilirsiniz. Hazırım. Bana aşkınızı bağışlayın. Bu suretle içimi yakan bir ihtirası dindirebilirsiniz.”
     Kadın, bu talebe şaşırarak: “Aziz peder,” dedi, neler istiyorsunuz? Ben sizi bir aziz sayıyorum. Akıl danışmaya gelen bir kadından bunu istemek size yakışır mı?”
     “Güzel kızım, şaşmayın. Bu kutsallığa zarar vermez. Kutsallık ruhtadır. Benim isteğim ise tenin bir zaafıdır. Ama ne olursa olsun, güzelliğiniz beni öyle sardı ki, bu teşebbüse mecbur oldum. İftihar ediniz ki güzelliğiniz, ilahi güzellikleri seyre alışmış bir papazı mest ediyor. Her ne kadar rahipsem de, bir insanım. Ve gördüğünüz gibi yaşlı da değilim. Benim talebim, sizin için nahoş olamaz, hatta onu arzu etmeniz lazımdır. Çünkü kocanız çukurda kaldığı müddetçe geceleri sizi teselli edeceğim. Kimse bunun farkında olmaz. Çünkü herkes beni iyi insan bilir. Allah’ın size verdiği lütfu benden esirgemeyin. Allah size başka lütuflar da verir. Eğer tavsiyemi tutarsanız, bundan başka size verilecek kıymetli incilerim var. Bu iyiliği benden esirgemeyin.”
     Kadın gözlerini aşağı indirdi, ne cevap vereceğini bilemiyordu. Papaz, kadının reddetmeyeceğini görünce yarı yarıya gönüllü olduğunu anladı. Ve iğfallerine devam etti. Nihayet kadın utanarak, kocası çukurda kaldığı müddetçe her şeye razı olacağını bildirdi. Papaz, “Çabuk yapalım,” dedi. “Kocanızı yarın bana gönderin.”
     Bu sözlerden sonra kadının parmağına bir güzel yüzük taktı ve veda etti. Kadın, bu hediyeden sevinçli, arkadaşlarının yanına gitti ve papazın kutsallığı hakkında, parlak şeyler anlattı. Bir iki gün sonra Ferondo, manastıra geldi. Rahip onu görünce planını hemen tatbik etmeye karar verdi. Ve bir şarklı prensten aldığı harikulade tesirli bir bayıltma ilacı vardı. Bu ilacı alanlar hiç bir zarara uğramaksızın öyle derin bir uykuya dalarlardı ki, ilacın tesiri müddetince insan ölüye benzerdi. Papaz, adama üç günlük uykuya kafi gelecek miktarda ilacı bulanık bir şarapta eritip verdi. Sonra onu manastırın meydanına getirerek, öteki rahiplerle birlikte adamın haline gülmeye başladılar. Az sonra ilaç tesirini gösterdi ve adam yere düşüp derin bir uykuya daldı. Papaz bu kazadan korkmuş gibi soğuk su serperek bir bayılmışı uyandırmak numarası yaptı ama adamda nabız kalmadığı için ölü olarak kabul edildi. Karısı ve akrabaları çağrıldı, karısı biraz ağladı. Papaz ölüyü elbisesi ile gömmeyi emretti. Kadın eve gidince küçük oğluna, artık evden çıkmayacağını bildirdi. Ve kocasından kalan servete el koydu.
     Papaz, gece yarısı manastıra yeni gelmiş emin bir arkadaşı ile beraber gizlice kalktı. Ferondo’yu mezardan çıkararak manastırda suç işleyenler için hazırlanmış bir çukura nakletti. Ona papaz elbiseleri giydirdi. Ve genç papazı nöbet tutmaya memur etti. Ertesi gün papaz, birkaç rahiple beraber kadını ziyarete gitti. Kadın matem elbisesi giymişti, birkaç teselli kelimesinden sonra papaz, kadına vaadini hatırlattı. Kadın papazın parmağında bir güzel yüzük daha görünce hazır olduğunu bildirdi ve ertesi gece için randevu verdi. Ertesi gece papaz Ferondo’nun elbiselerini giyerek kadının evine gitti. Sabaha kadar onun yanında kaldı, sonra manastıra döndü. Ve bu ziyaretini sık sık tekrarladı. Ona rast gelenler Ferondo’nun hortladığını sanıyorlar ve kadına acayip hikayeler anlatıyorlardı. Ferondo uyandığında nerede olduğunu bilmiyordu. Başında nöbet bekleyen papaza: “Ben neredeyim?” diye sordu.
     “Mezardasın.”
     “Ben öldüm mü?”
     “Evet.”
     Ferondo, karısını ve oğlunu hatırlayarak ağlamaya başladı. Ve kendisine yemek verildiğini görünce: “Ölüler de yer mi?” dedi. “Evet,” dedi papaz. “Eski karın, bu sabah bu yemekleri kiliseye göndermişti. Allah’ın emriyle ben de sana veriyorum.”
     “Allah razı olsun, ölmeden evvel onu ne kadar severdim. Bütün gece kollarıma alarak onu öperdim. Bazen de başka şeyler yapardım.”
     Adam, açlık hissederek yemeye ve içmeye başladı. Yalnız şarap hoşuna gitmiyordu. Yemekten sonra papaz onu karşısına alarak dövmeye başladı. Ferondo bir taraftan bağırıyor, bir taraftan da, “Beni niye dövüyorsun, söyle?” diyordu.
     “Allah’ın emri üzerine seni günde iki defa dövmeye mecburum.”
     “Ama neden?”
     “Şehrin en iyi kadınına sahip olduğun halde kıskançlık ettiğin için.”
     “Evet, evet. Allah’ın kıskançlığı sevmediğini bilseydim hiç yapar mıydım?”
     “Bunu orada iken düşünmeliydin. Eğer geri dönersen bunu hatırla ve hiç kıskançlık etme.”
     “Ölüler dirilir mi?”
     “Allah isterse, evet.”
     “Ah, bir dönsem. Dünyanın en iyi erkeği olacağım. Karımı hiç dövmeyeceğim. Kabalık yapmayacağım. Yalnız bu sabah gönderdiği kötü şaraptan dolayı onu tekdir edeceğim. Hele ışık göndermeyip karanlıkta bırakması…”
     “Göndermişti ama mumlar ibadet esnasında tükendi.”
     “Yaa… Dönersem onun istediği her şeyi yapacağım. Yalnız, siz kimsiniz ki beni dövüyorsunuz?”
     “Sardunyalı bir ölüyüm. Bir gün efendimin kıskançlığını övmüştüm. Bunun üzerine Allah beni, seni dövmeye memur etti.”
     “Burada siz ve benden başka kimse var mı?”
     “Binlerce, ama sen henüz onların sesini işitemezsin. Onlar seni görürler.”
     “Memleketimizden ne kadar uzaktayız?”
     “Bin milden fazla.”
     “Gerçek mi? Sanki dünyanın dışına çıkmışız.”
     Ferondo, bu konuşmalar ve yemeklerle on ay manastırda tutuldu. Bu sırada papaz, güzel kadını her gün ziyaret ediyor ve çok tatlı günler geçiriyordu. Ama aksilik olacak, kadın hamile kaldı ve bunu papaza anlattı. İkisi de artık Ferondo’nun hapisten çıkarılması lüzumunu kabul ettiler ki, adam çocuğun babası olsun.
     Ertesi gece papaz, Ferondo’yu çağırtarak, değişik bir sesle: “Müjde Ferondo!” dedi. “Allah seni diriltmeye karar verdi. Dünyaya dönünce karın sana bir oğlan doğuracak, adını Benedikt koyacaksın.”
     Habere çok sevinen Ferondo, “Allah’ım,” dedi. “Papaz kutsal Benedikt’e ve benim şeker karıma lütfunu ihsan eyle!”
     Papaz, bundan sonra yine şarap içindeki ilaçtan dört saat uykuya yetecek kadar verdi. Ona elbiselerini giydirdi ve eski mezarına götürdü. Ertesi sabah Ferondo uyanıp mezarın deliğinden ışık görünce, dirildiğini kabul etti ve bağırmaya başladı. Kafası ile mezarın kapağına vuruyor ve “Açın, açın!” diye bağırıyordu. İbadetten çıkan rahipler bu manzarayı görünce, korkarak baş papaza gittiler. Papaz: “Oğullarım,” dedi. “Korkmayın. Bir haç ve kutsal su alarak beni takip edin. Bakalım ilahi irade neyi tensip etmiş.”
     Çoktandır ışık görmemiş olan Ferondo, solgun bir halde mezarından çıkarak papazın ayaklarına kapandı. “Aziz peder,” dedi. “Sizin ve karımın duası beni kabir azabından kurtararak hayata kavuşturdu. Allah sizden razı olsun.”
     “Seni uyandıran Allah’ın kudretine hamdolsun. Oğlum, ölümünden beri senin için ağlayan karının yanına git ve artık Allah’a hizmetkâr ol.”
     “Bunları yapacağım. Karımı görünce sevgi ile kucaklayacağım.”
     Papaz, genç rahiplerin yanında bu işe şaşmış gibi göründü ve huşu ile bir ilahi tutturdu. Köyüne dönen Ferondo’yu halk bir hortlak sayıyor ve ondan kaçıyordu. Karısı bile korkuyordu. Halk bir dereceye kadar alışınca ondan öte dünya hakkında haber soruyorlardı. O da bazılarının akrabalarını gördüğünü söylüyor ve Cebrail tarafından vahiy geldiğini anlatıyordu. Sonra karısı ile beraber eve döndü, bir müddet sonra kadın bir oğlan doğurdu, adına Benedikt dediler.. Ferondo’nun geri dönmesi papazın kutsallığı hakkında umumi bir kanaat uyandırmıştı. Ferondo da başından geçenlerden sonra kıskançlık illetinden kurtulmuştu. Karı koca evvelki hayatlarına dönmüşlerdi. Yalnız kadın fırsat buldukça, kendisine sıkışık bir anında vefa göstermiş olan papazı ziyaret etmeyi ihmal etmiyordu.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir