Herkül-33 (Üç Gövdeli Dev)
Herkül-33 (Üç Gövdeli Dev)

Herkül-33 (Üç Gövdeli Dev)

     Bu defa Kral Eurystheus, Herkül’e yüklediği yeni görevle, onu dünyanın batı ucuna kadar gönderiyordu.
     “Bana Geryon’un pembe rekli inek sürüsünü getireceksin,” demişti.
     Herkül, Geryon’un, Okyanus ırmağı üzerindeki Erytheia adasında yaşadığını biliyordu. Üç kafalı, altı kollu ve üç gövdeli bir devdi Geryon. Yeryüzünde yaşayan en güçlü adam olarak bilinen devin pembe renkli ineklerini, Tanrı Ares’in oğlu Eurytion bekliyordu. Çobana, iki kafalı köpek Orthrus yardım ediyordu.
     İspanya kıyılarındaki Erytheia’ya ulaşabilmesi için, Herkül’ün bütün Afrika veya Avrupa’yı boydan boya geçmesi gerekiyordu. Bu kolay bir yolculuk değildi. Yolu, Afrika’nın kızgın kum çölünden geçiyordu. Bu yol boyunca, Herkül’ün birçok güçlükleri alt etmesi gerekiyordu.
     Kuzey Afrika’nın kızgın çölünden geçerken, Herkül susuzluktan bunalmış ve sıcaktan bitkin düşmüştü. Şikâyetini, başı üstünde parıldamakta olan güneşe, bir ok atarak belirtti. Bu hareketi Tanrı Helios’un dikkatini çekmişti. Arabasını durdurarak Herkül’e seslendi:
     “Ok ve yayını bir kenara bırak ve beni dinle. Böyle hareketler sana fayda getirmez. Yüklendiğin zor görevi biliyorum. Aynı şekilde, kuvvetinden ve daha evvel yaptığın işlerden de haberim var. Bunun için, bu defalık seni bağışlıyorum,” dedi.
     Tanrının sözleri bitince, Herkül hemen af dilemeye başlamıştı. Bu gibi hareketleri tekrarlamayacağına söz verdikten sonra Helios tekrar konuştu:
     “Şimdi sana altın bir tas veriyorum. Bu kap sihirlidir. İçine konan şeyin boyuna göre büyür. Okyanus nehrini bununla geç, görevini bitirdikten sonra da geri getir ve buraya, aldığın yere bırak.”
     Helios, sözünü bitirir bitirmez, kumların üstüne nilüfer çiçeği şeklinde altından yapılmış bir tas düştü. Herkül, Afrika kıyılarından buna binerek, Okyanus nehrini geçti; yol boyunca aslan postunu yelken gibi kullanarak Erytheia’ya ulaştı.
     Herkül, adaya ayak basar basmaz, iki kafalı Orthrus, kokusundan onun izini buldu ve havlayarak peşine düştü. Herkül, tahta topuzu ile bir vuruşta köpeği hakladı. Bu defa de, havlama seslerini duyan çoban Eurytion, peşine düşmüştü. Herkül onun da hesabını aynı silahla gördü. İneklerin bekçilerinden kurtulduğuna göre, sürüyü toplamaya başlayabilirdi artık. Fakat hayır, yanılıyordu. Hiç hesaba katmadığı bir şey, Hades’in sürülerini bekleyen komşu çobanlar vardı. Bunlar hemencecik haberi Geryon’a ulaştırmışlar, çoban ve köpeğinin öldürülerek sürüsünün çalınmak üzere olduğunu bildirmişlerdi.
     Üç gövdeli Geryon geldiğinde, Herkül önüne kattığı sürü ile yola çıkmak üzereydi. Kendine yaklaşmakta olan devi görünce, Herkül haman sadağından bir ok çıkartarak yayına yerleştirdi. Geryon’un biraz daha yakınına gelmesini bekledikten sonra okunu savurdu. Yan taraftan gelen bu ok peşpeşe devin üç gövdesini de delerek geçti.
     Herkül, inek sürüsü ile birlikte kıyıya gitti ve orada bıraktığı Tanrı Helios’un altın tasına hep beraber bindiler. Uzun bir yolculuktan sonra Mycenae’ye döndüğünde, Kral Eurystheus ona yeni bir görev hazırlamıştı bile.
     “Bana Hesperid’lerin bahçesindeki altın elmaları (54) getirmeni istiyorum,” dedi.
     “Bu bahçe nerede bulunuyor?” diye Herkül sordu.
     “Ben nereden bileyim? Hiç oraya gitmedim ki! Nerede olduğunu ara, kendin bul!”
     Herkül sekiz yıl ve bir aydan beri hizmetinde bulunduğu bu kralın her isteğini yerine getirmişti. On iki yıl bir köle gibi çalışacağına tanrılar önünde söz vermişti. Bu yeminini bozamazdı. Çaresizlik içinde altın elmaları bulmak üzere yola çıktı.

Açıklamalar:
(54) Altın elmalar: Bu elmalara, daha önceki bölümlerden Perseus efsanesinde de değinilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir