Herkül-34 (Atlas ve Altın Elmalar)

H

     Batı kızları diye bilinen Hesperid’ler, Okyanus ırmağının ötesinde, dünyanın batı ucunda oturan, güzel sesli üç peri kızıydılar. Bunların görevi, Tanrıça Hera’ya düğün hediyesi olarak verilen altın elmaların dikili olduğu bahçeye bekçilik etmekti. Titan Atlas da, Tanrı Zeus tarafından gökyüzünü taşımaya cezalandırılmadan önce, bu meyve ağaçları ile dolu bahçenin bahçıvanıydı. Batı kızları bütün günlerini, bu ölümsüzlük bağışlayan altın elmaların çevresinde, flüt çalarak, şarkı söyleyerek ve dans ederek geçirirlerdi. Bir gün elmaların eksilmekte olduğunu gören Tanrıça Hera, kızlardan şüphelenerek, ağaca bekçilik etmesi için, ejderha Ladon’u bu bahçeye getirdi. Canavarların çoğu gibi, Ladon da Typhon’dan doğmaydı. Yüz tane kafası vardı ve bunların her biri ayrı bir lisan anlardı. Yılan şeklindeki Ladon, ağacın gövdesine dolanıp, nöbete geçtikten sonra, Tanrıça Hera altın elmalarının artık emniyette olduğuna ve çalınamayacağına inanarak rahatlamıştı.
     Günlerden bir gün, Titan Themis, bahçıvan Atlas’a bir uyarıda bulundu:
     “Dikkat et. Günün birinde buraya Zeus’un oğlu gelecek ve altın elmaları senden çalacak,” demişti.
     Buna çok sinirlenen Atlas da hırsızlardan korunmak için bahçeyi çepeçevre kalın bir duvarla çevirmişti. Artık hiç kimse bu eşsiz elmalara dokunamazdı. İçeride hiç uyumayan bekçi Ladon, dışarıda duvar ve kendisi varken, böyle bir şey olamazdı.
     Kral Eurystheus’un yanından ayrıldıktan sonra, Herkül bir zaman dolaştı durdu. Önüne çıkana, Hesperid’lerin bahçesini soruyordu. Rastladığı nehir perilerinden biri, İtalya’ya giderek Nereus’u bulmasını öğütledi. Altın elmaların bulunduğu bahçenin yerini ancak o bilebilirdi.
     “Denizlerin ihtiyarı” diye tanınan Nereus, Toprak’ın Deniz’le birleşmesinden doğmuştu. Okyanus’un kızı Doris’le evlenerek, elli kız evlat sahibi olmuştu. İhtiyar Nereus denizin derinliklerindeki sarayında kızları ile birlikte yaşıyordu. Zaman zaman su yüzüne çıkarak güneşlenir, bu arada kızları da dalgalarla oynarlar, şarkı söyleyerek eğlenirler, yunus balıklarının sırtına binerek gezinirlerdi. Herkül, bu defa Hesperid’lerin bahçesini aramaktan vazgeçmiş, Nereus’un peşine düşmüştü. Bütün İtalya’yı baştan başa dolaştıktan sonra, Po nehrinde rastladığı bir peri, Herkül’e onu nerede bulabileceğini söyledi ve konuşmasını şöyle tamamladı:
     “Ama dikkat et. Nereus’la konuşmak çok zordur. Elinden kurtulmak için kılıktan kılığa girer. Onu sıkıca yakaladıktan sonra hiç bırakmamalısın. Ancak böyle yaparsan, onunla konuşabilirsin,” dedi.
     Herkül, onu nehir perisinin tarif ettiği koyda buldu. Deniz kıyısındaki kayaların birinde uyurken, elli kızı da etrafta eğleniyorlardı. Kumsalda, kendilerine doğru gelen birini gördükleri gibi, neşe ile ona doğru koşup etrafını sardılar. İstekleri Herkül’ün oyunlarına katılmasıydı. Ama o, kızlara hiç aldırmadan doğruca babalarının, Nereus’un yanına giderek, iki eliyle sıkıca ihtiyarın kolunu tuttu. Nereus, Herkül’ün dokunuşu ile uyanmıştı; hemen bir yılan şekline girdi. Onun şaşkın bakışları altında, sıra ile aslan, kaplan ve en sonunda da su şekline girerek Herkül’en kurtulmak istedi. Ama Herkül, su perisinin öğüdü üzerine, ihtiyarı kolundan o kadar sıkı yakalamıştı ki, Nereus kendini kurtaramadı. Sonra tekrar insan şekline dönerek konuştu:
     “Benden isteğin nedir?”
     “Hesperid’lerin bekçilik ettiği bahçenin yerini ve altın elmaları elde edebilmem için neler yapmam gerektiğini öğrenmek istiyorum.”
     Nereus hiç itiraz etmeden anlatmaya başladı:
     “Bu bahçe Okyanus ırmağının sonunda, gecenin başladığı yerdedir. Tanrı Helios, gün boyunca koşturduğu atlarını, gece olunca orada dinlendirir. İstediğin altın elmalar, bahçenin ortasında bulunan bir ağaçtadır. Meyveleri gibi, ağacın dalları ve yaprakları da altındır. Tanrıça Hera, elmalarını hırsızlardan korumak için, ağacın başına nöbetçi olarak bir ejderha koymuştur. Ladon denen bu dev yılanın yüz tane başı vardır ve hiç uyumaz. Bahçeye girip elmaları almayı sakın deneme. Bu işi Atlas’a bırak. Onu bahçe kapısının önünde bulacaksın. Tanrı Zeus, Atlas’ı gökyüzünü taşımakla cezalandırmıştır. Bu ağır yükün altında ezilmekten usanmıştır. Çok kısa bir zaman için olsa bile, sırtındaki yükten kurtulmak için her dediğini yapacaktır. Elmaları alması için bahçeye Atlas’ı sok. Gökyüzünü ondan al, gidip gelene kadar, biraz da sen taşı. Ancak çok dikkat et; tlas tekrar eski durumuna düşmemek için sana oyun oynayabilir.”
     Herkül, yardımı için Nereus’a teşekkür etti, kızları ile de vedalaştıktan sonra yanlarından ayrıldı. Şimdi hiç değilse elmaları nerede bulabileceğini öğrenmişti. Hemen dünyanın batı ucundaki bahçeye doğru yola çıktı. Uzun bir yolculuktan sonra, hedefine vardığında güneş batmak üzereydi. Bahçeden flüt ve şarkı sesleri geliyordu. Herkül bunları dinleyerek, duvar boyunca ilerlemeye başladı. Biraz sonra, sırtındaki ağır yükün altında iki büklüm duran Atlas’ı bulmuştu.
     “Yüce Atlas!” diyerek söze başladı. “Buraya senden yardım istemek için geldim. Ben, Tanrı Zeus’un oğlu Herkül’üm. Efendim Eurystheus, beni altın elmaları almam için görevlendirdi.”
     Titan Themis’in uyarısını hatırlayan Atlas, hiç şaşırmamıştı.
     “Ben de zaten seni bekliyordum,” dedi. “Çok evvel, Tanrı Zeus’un oğlunun gelerek bu elmaları alacağını bana söylemişlerdi.”
     Herkül, işin kolay bir şekilde çözümlenmek üzere olduğunu görerek sevinmişti.
     “Bildiğime göre, elmalar Tanrıça Hera’nın kutsal meyveleridir. Ben bahçeye girerek bunlara dokunamam,” dedi.
     “Peki, ne yapmamı istiyorsun? Yani, bahçeye girip elmaları senin için ben mi çalayım? Sırtımda bu yük varken, nasıl yaparım bu işi?”
     “Kolayı var onun. Sen elmaları almaya gittiğinde, gökyüzünü ben tutarım.”
     Bu teklife Atlas pek sevinmişti. Birkaç saatlik de olsa bu ağır yükten kurtulacaktı ya… Neşe ile;
     “Peki, gökyüzünü sırtımdan aldın diyelim; ya ağacın başındaki ejderhayı ne yapacaksın? Gece gündüz gözünü kırpmadan nöbet bekliyor.”
     Herkül; “Biraz bekle, ben çaresine bakarım onun,” diyerek bir sıçrayışta duvarın üstüne çıktı. Etrafına bakındı; hiçbir şey görünmüyordu. Durduğu yerden yavaşça içeri atladı ve ses çıkarmamaya gayret ederek bahçede ilerlemeye başladı. Az sonra, güneşin son ışıkları altında pırıl pırıl parlamakta olan altın ağacı ve bunun gövdesine sarılı Ladon’u görmüştü. Hemen okunu çıkararak, ejderhaya nişan aldı. Havada vınlayarak giden ok Ladon’un tam boğazına saplanmıştı. Ejderha birkaç defa kıvrandı ve sonra hareketsiz kaldı.
     Herkül, geldiği yoldan Atlas’ın yanına dönerek;
     “Nöbetçi ejderhanın işi tamam. Artık ondan korkmana gerek yok. Rahatça elmaları koparabilirsin,” dedi.
     “Madem ki ağacın başında bekçi yok, benim için tehlike kalmadı demektir. Yanıma gel ve sırtımdaki yükü al!”
     Atlas, altında ezilmekte olduğu gökyüzünün ağırlığından kurtulunca, derin bir nefes aldı ve gerindi. Hareketsizlikten tutulmuş ayaklarını, bastıra bastıra ovaladıktan sonra, o da Herkül gibi duvarın üstünden atlayarak bahçeye girdi. Atlas sabahleyin, şafak vakti geri geldi.
     “Üç tane elma kopardım senin için,” dedi. Sonra gülerek ilave etti. “Bu elmaları efendin Eurystheus’a ben götüreceğim. Üzülme, sonra geri gelir, sırtındaki yükten seni kurtarırım.
     Herkül böyle bir oyuna hazırlıklıydı. Hiç itiraz etmeden;
     “Güle güle, iyi yolculuklar,” dedi.
     Atlas, sözleri ile Herkül’ü şaşırtacağını ümit etmişti.
     “Sana söz veriyorum, iki-üç aydan sonra dönerim. Bilemezsin, özgür olmak ne kadar güzel bir şey!” dedi.
     Herkül bir şey hatırlamış gibi Atlas’a seslendi:
     “Ayrılmadan önce bana bir iyilikte daha bulun. Bu ağır yük sırtımı ağrıtıyor, iyi oturmadı galiba. Şurada koyun postundan yapılma bir yastığım var; onu başımın üstüne koymak istiyorum. Gel şu gökyüzünü tut da yastığı alayım. Sonra gidersin!”
     Atlas elindeki elmaları yere koyarak, Herkül’ün yanına geldi.
     “Sırtındaki yükün çok ağır olduğunu benden daha iyi kimse bilemez. Memnuniyetle sana yardım edeyim,” dedi. Bu sırada Herkül omuzundaki gökyüzünü tekrar Atlas’a yüklemişti.
     Doğruca yerdeki elmalara doğru gitti, onları eline aldıktan sonra;
     “Yardımın için teşekkür ederim dostum,” dedi.
     Anlayışı kıt olan Atlas, hâlâ gerçeği anlamamış ve umutla Herkül’ün hareketlerini izliyordu. Kandırıldığını anladığında ise Herkül, altın elmalarla birlikte çoktan oradan uzaklaşmış, Mycenae’nin yolunu tutmuştu.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz