İstihbarat Notları (PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-4)
İstihbarat Notları (PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-4)

İstihbarat Notları (PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslararası Bir Bakış-4)

     İspanyol ve Türk Öğrencilerin Gözünden Etnik Ayrılıkçı Terörün Sosyolojik Anatomisi
     (4) ETNİK KİMLİK VE ETNİK ŞİDDET
     Etnik” sözcüğünün kökeni Yunancadır ve ethnos’ tan gelmektedir. Ethnos‘ un kelime anlamı ise topluluk, insanlar ya da kabiledir.
     Etnik terörün genellikle belli bir etnik kimlik için mücadele ettiği varsayılır. Fakat etnik kimliğin ne olduğu çoğu zaman tam olarak anlaşılamamakta ve kavrama farklı anlamlar yüklenilmektedir. Etnik terör etnik kimliği bazen bir bölge, kabile, mezhep, aşiret için kullanırken bazen de bir devlet veya millet olma iddiası için kullanmaktadır. Fakat genellikle etnik terör gruplarının büyük bir kısmı millet olma iddialarını ayrı bir dilin varlığına bağlarlar. Bunun en önemli nedeni ise ayrı bir dilin varlığının etnik kimliği kontrol etmede kullanışlı bir araç olmasıdır.
     Her ayrı dil konuşan topluluğu ayrı bir etnik kimlik sayıp ona göre değerlendirilmesinin de etnik sorunları çözecek bir yöntem olarak düşünülmesi yanıltıcı olabilir. Örneğin Hindistan‘da yaklaşık 600 ayrı dil konuşulmaktadır. Başka pek çok ülkede de benzer durumların varlığından söz edilebilir.
     Genel olarak, benimsedikleri dil, din ve sahip oldukları kültür itibariyle diğer gruplardan farklı olan gruplar etnik olarak nitelenir. Dil ve dini inanç, etnikliğin dışa yansıyan en önemli göstergeleridir. Ancak etnik kimliği belirlemede dil ve din unsurları birlikte önem taşıyabilecekleri gibi, ayrı ayrı da önem taşıyabilirler. Bir bölgede aynı dili konuşan ancak farklı ırklara mensup iki ya da daha çok etnik grup bulunabilirken, kimi zaman da ırksal köken bakımından aynı ancak farklı öğeler ile ayrılan gruplar mevcuttur. Burada yakın geçmişte yaşanmış olan etnik çatışmanın tarafları; Ortodoks Sırplar, Katolik Hırvatlar ve Müslüman Boşnaklardır. Dikkat çekicidir ki; yakın geçmişte çok kanlı çatışmaların tarafları olmuş bu üç grup da Güney Slav ırkındandır. Fakat farklı dil konuşan toplulukları ayrı birer etnik kimlik sayarak buna göre bir yargıda bulunmak yanlış ve yanıltıcı olabilir.
     Etnik kimlik, “bireyin veya bir grubun içinde yaşadığı toplumdaki genel kültür unsurlarından farklı olarak, özgün bir alt sistemin yapısal özelliklerini taşımasıyla ortaya çıkan bir kimlik türüdür.” denilebilir. Etnik patoloji de, bir grubun diğer gruplara veya toplumlara karşı büyük bir güvensizlik, kuruntu, düşmanlık ve yabancılaşma hissi taşıması olarak tanımlanabilir. Bu olgu, bir grubun diğerlerinden ayrılan yönlerinin ön plana çıkarılması ve sürekli olarak farklılıkların işlenmesi biçiminde de anlaşılabilir. Buradan hareketle denebilir ki, etnik kimlik kültürel bir kavramdır. Kendini sosyal alan içerisinde konumlandırmaya çalışan; yaşamı ve varlığı anlamlandırmaya girişen insanın çözüm yöntemlerinden biridir. Bugün sıkça dile getirilen en makro haliyle dünya vatandaşlığından en mikro hali olan gruplara varana değin bir kaç alt sınıfa ve gruba ayrılan etnik kimlik kavramı temelde birbirine benzer özelliklere sahip insanların gruplaşmalarından doğmaktadır. Her alt grup daha az benzeştiği bir başka grupla birleştiğinde üst bir kimlik alır. Bu şekilde farklı gruplar birleşerek tarihi ve sosyal açıdan daha uyum ve birliktelik içerisinde oldukları grup ve kimliklerle birleşir ve kültürel ya da ırksal anlamda bir aidiyeti tanımlayacak boyuta erişirler. Dolayısıyla bir toplumda var olan bir etnik grubun kendini diğer gruplardan soyutlaması veya diğer gruplara yönelik toplumsal şiddet hareketlerine yönelmesi söz konusu olabilmektedir.
     Psikolojik açıdan etnik grubun oluşumundaki en önemli etkenlerden biri farklılık bilincidir. Bu bilinç, ırk, din veya kültür gibi değişik düzlemlerde var olduktan sonra, diğer kümelerle arasında bir farklılık oluşturmaktadır. Gruplara yerleşen psikolojik hoşnutsuzluk olarak da nitelendirebileceğimiz etnik patolojinin göstergeleri kızgınlık, üzüntü ve keder biçiminde sayılabilir; bunlar, diğer etnik gruplar üzerinde egemenlik kurma veya onlardan ayrı yasama düşüncelerini gündeme getirmektedir. Böylesine psikolojik yüklenmeler, basit ve çözümlenebilir sorunları büyütmekte ve etnik çatışmalara dönüştürmektedir. Bu sorunun temelinde ise, yine ortak yaşam alanı içerisinde söz konusu kişi ve grupların kendini konumlandırma ve tanımlama çabaları yatar. İnsanlar sosyal yaşam içerisinde ayakta kalabilmek için benzeştikleriyle birleşmek ve benzeşmedikleriyle de ayrışmak şeklinde bir davranış sergiler. Bu davranış biçimi ötekileştirmek olarak ifade ettiğimiz kavrama denk düşmektedir.
     Etnik şiddet, toplum liderlerinin kendi toplumundaki kimliklerine sıkı bir derecede bağlanarak, yaygın bir şekilde genişletmeye çalışmasıdır. Etnik şiddetin bazı çeşitleri, ideolojik inançlar doğrultusunda ve devrimci güçler tarafından desteklenir. Toplum liderlerinin asıl amaçları özerklik ya da devlet olma isteğidir. Taviz koparmak amacıyla (çoğunlukla ayrı bir devlet kurmak gibi) şiddet yoluyla toplumda korku salarak siyasi iktidara baskı yapmak, ayrılıkçı örgüt terörizminin temel özelliğidir. Etnik şiddet yanlıları kendi hareketlerini, başat etnik grup ya da başka büyük bir grubu işgalci, engelleyici kolonileştirici ya da dış güç olarak nitelendirerek meşrulaştırırlar.
     Ayrılıkçı örgütlerin şiddet eylemleri siyasidir ve amaç, bir halkın geleceğini kontrol etmek için gücün dağılımında söz sahibi olmaktır. Otoriter-totaliter bir devlet biçimini andıran örgütlenmeleriyle etnik temelli terör örgütleri amaçlarına ulaşmada her türü iç ve dış ittifaklara girmeyi ve her türlü yöntemi kullanmayı başarı için zorunlu kabul etmişler ve hedefe varmak için her şey mübah anlayışı içinde hareket etmişlerdir. (Konuk Yazar: Özge Nur Şafak)

(Gelecek yazı: PKK ve ETA Terör Örgütlerine Uluslar arası Bir Bakış-5)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir