DECAMERON-35 (Otuz Birinci Hikâye)

D

    Salerno prensi Tankred, elini sevişenlerin kanı ile lekelememiş olsa iyi adam olabilirdi. Onun bir tek kızı vardı, ama o da olmasa daha mesut olacaktı. Çok sevdiği kızını, uzun zaman kimseye vermedi. Nihayet bir Kapsa prensi ile evlendirdiyse de kısa zaman sonra dul kaldı ve babasının evine döndü. Kız, boy pos ve terbiye bakımından kimseden geri kalmazdı. Genç, canlı ve zeki idi. Babası kızını tekrar evlendirmek için hiç bir meyil göstermediğinden ve kız da açıkça bir talepte bulunmadığından kendisine iyi kalpli bir âşık aramaya başlamıştı. Babasının sarayına girip çıkan, asil ve gayri asil adamlar arasında Diskardo isminde bir uşak vardı ki halk tabakasındandı, fakat gayreti ve karakteri bakımından birçok asillerden daha yüksekti. Kız, bu adama delice âşık olmuştu. Adamı gördükçe onun asil davranışlarına olan hayranlığı artıyordu. Genç adamın kalbine de kız öyle bir girmişti ki, bu yüzden ikisi de herşeyi unutmuşlardı. Bu karşılıklı gizli meyil dolayısıyla prenses, adamla buluşmayı çok istiyordu.
     Fakat aşkını kimseye anlatamadığından bir hileyle delikanlıya fırsat vermek istedi. Bir mektup kâğıdına adamın ertesi gün kendisini nasıl ziyaret edebileceğini yazarak bir boru içine koyup Diskardo’ya verdi. Diskardo kızın boruyu boş yere vermediğine kani olarak eve koştu ve borunun içinde bir mektup buldu. Sevincinden çıldıracaktı. Davete icabet etmek için tedbirler almaya başladı. Prensin sarayının yakınında bir dağ içinde çok eski zamanlardan beri bir mağara vardı ki, ışığı dar bir delikten alırdı. Fakat bu delik de dikenlerle kapanmıştı. Bu mağaradan prensesin oturduğu odaya bir gizli merdiven vardı ki, kapısı kapalı dururdu. Bu merdiven çoktan unutulmuştu. Ama, gözlerinden hiçbir şeyi uzaklaştırmayan aşk, bu merdiveni kızın hatırına getirmişti. Kimseye bir şey sezdirmemek için bir kaç gün uğraşarak merdiven kapısını açtı. Ve delikanlının bu merdivenden gelmesini temin etti.
     Diskardo bir çok düğümleri olan bir ip aldı. Ve dikenlerin batmayacağı bir meşin elbise giydi ve gece kimseye görünmeden deliğe yaklaştı. Bir dala düğüm atarak mağaranın içine sarktı ve orada prensesi beklemeye başladı. Prenses misafirlerini savdı. Odasına girerek, merdiven kapısını açtı ve mağaraya indi. Orada Diskardo’yu bulunca çok sevindi, ikisi oradan odaya geçtiler ve günün büyük bir kısmını orada neşe ile geçirdiler. Sonra aşklarını gizli tutmaya karar verdiklerinden delikanlı mağaraya indi. Prenses mağara kapısını kapatarak, öteki kadınların yanına gitti.
     Gece delikanlı ipten yine odaya girdi. Ne çare ki kıskanç talih, sevgililerin sevincini mateme çevirdi. Tankred, bazen kızının odasına giderdi. Bir gün kızı bahçede gezerken, odasına girdi. Odanın pencereleri kapalı ve yatak örtüleri açılmış bularak bir köşeye oturdu. Ve orada uykuya daldı. Biraz sonra, prenses kadınlardan ayrılarak gizlice odasına girdi. Babasının orada olduğunu görmeden, mağara merdiveninin kapısını açtı ve adamı içeri aldı. Onların neşeli konuşmalarından Tankred uyandı, fakat susmayı tercih ederek, verdiği kararı sessizce icra etmeyi tercih etti. Tankred’den haberleri olmayan sevgililer uzun zaman beraber kaldıktan sonra kalktılar ve odadan çıktılar. Tankred ilerlemiş, yaşına rağmen pencereden bahçeye atlayarak odasına çıktı.
     Verdiği emir üzerine delikanlı ertesi gece yakalanarak Tankred’in huzuruna çıkarıldı. Prens, “Diskardo,” dedi. “Sana yaptığım iyiliklerin mukabelesi kızıma yaptığın ve gözümle gördüğüm hakaret ve rezalet mi olacaktı?” Diskardo, “Aşk,” dedi. “Sizden ve benden kuvvetlidir!”
     Bunun üzerine adam hapse atıldı. Ertesi gün yemekten sonra Tankred, kızının odasına gitti. Ona: “Senin namus ve faziletine o kadar güvenirdim ki, gözümle görmeseydim, kimseye inanmazdım. Kocan olmayan bir adamla bunu nasıl yapabildin? Bu hatıra, hayatımın son demini zehir edecek. Hiç olmazsa asaletine uygun bir adam seçseydin. Bu kadar adamın içinde merhameten alıp büyüttüğümüz bir adi adamla bu işi yapıyorsun. Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. Diskardo hakkındaki kararım verilmiştir. Fakat sana ne yapacağımı henüz bilmiyorum. Bir yanda bir baba olarak sana olan sevgim, öte yanda haklı bir tiksinti, bunların biri af, öbürü cezayı. emreder. Ama hükmümü vermeden evvel, şenin savunmanı dinlemek isterim,” dedi ve dayak yemiş bir çocuk gibi ağlamaya başladı.
     Gizli aşkının meydana çıkması ve Diskardo’nun tevkifi yüzünden prensesin ıstırabı sonsuzdu. Nerede ise haykıracak ve gözyaşlarını salıverecekti. Fakat ruh kuvveti buna mani oldu. Diskardo’nun öldürülmüş olduğuna kani olarak artık af dilemektense ölmeyi tercih edecekti. Onun için mukadder ve suçlu bir kadın gibi değil, metin bir yürekle, “Tankred,” dedi. “Ben ne inkâr edeceğim, ne yalvaracağım, inkâr bana yakışmaz. Af dilemeye de kadir değilim. Sende şefkat uyandırmayı da istemiyorum. Evvela hakikati söyleyerek namusumu müdafaa edeceğim. Diskardo’yu sevdiğim doğrudur. Onu ölümünden sonra da sevmeye devam edeceğim. Buna kadınlık zaafım sebebiyle değil, senin, ikinci defa evlenmemi ihmal edişin ve Diskardo’nun hizmetleri sebep olmuştur. Tankred, bilmeliydin ki, kızın da senin gibi etten yapılmıştır. Taş ve demirden değil. Şimdi yaşlı bile olsan gençlik yıllarını hatırlamalı idin. Durgunluk ve can sıkıntısının gençlerde ne netice vereceğini bilmeliydin. Ben ihtiraslardan ari olamayacak bir yaştayım. İlk evlenmem bu ihtirasları ancak artırmıştır. İşte bu yüzden âşık oldum. Ama, tabiatın gerektirdiği hatalar yüzünden ne sana, ne bana leke gelmemesine kararlı idim. Diskardo’yu bir tesadüfle değil, çok düşündükten sonra seçtim. O aşka itaattan gayri ne suç işledi? Onun yerine bir asil seçseydim neden kararın başka olacaktı? Düşün ki sen bana değil, kadere serzenişte bulunuyorsun, o kader ki çok defa alçakları yükseltir, yüksekleri alçaltır. Bunları bırak şimdi. Düşün ki hepimizin bedeni etten ve ruhu, Tanrı tarafından aynı vasıflarda yaratılmıştır. Doğuştaki bu eşitlikten bizi ancak fazilet farklı kılar. Gerçek fazileti, ruh, asaletli hareketleriyle belli eder. Diskardo’nun faziletlerini o asillerle kıyasla, göreceksin ki o, bütün asillerden daha asildi. Hiç bir fazilet yoktu ki, eserinde en güzel örneğini bulmayalım. Sen de onu hep bu yüzden severdin. O halde benim asil olmayan bir adamla münasebet kurduğumu nasıl söyleyebilirsin? Onun fakirliğini demek istiyorsan bu da ona layık olduğu maaşı vermemen yüzünden ve senin hatandandır. Nice krallar ve prensler, basit çoban iken servetlere konmuşlardır. Bana yaklaştı diye onu mahkûm etmek istiyorsan, af dileyecek değilim. Sana şunu söyleyeyim ki ona verdiğin cezanın aynını bana tatbik etmezsen, ben kendim tatbik ederim. Bir zulüm yapacaksan, onu ve beni birlikte öldürün.”
     Prens, kızının gururunu bilirdi. Fakat bu kararında ısrar edeceğini sanmıyordu. Sevgilisini öldürtürse kızının aşkının soğuyacağına inanıyordu. Onun için nöbetçilere o gece Diskardo’yu öldürmelerini ve kalbini kendisine getirmelerini emretti. Bu emir icra edildi. Ertesi sabah o, bir uşağı ile kızına Diskardo’nun kalbini, altından güzel ve zarif bir kap içinde yolladı. Uşak kıza şunu söyleyecekti: “Babanız çok sevdiğiniz ve kaybettiğiniz şeye mukabil size bu güzel kabı gönderdi.”
     Kız, daha evvel zehirli kökler ve otlar toplatmıştı. Babası kararını tatbik ederse kendisini bununla öldürecekti. Uşak altın kabı getirince, kapağı açtı. İçinde tahmin ettiği gibi Diskardo’nun kalbini buldu. Metanetle, “Babama söyle,” dedi. “Bu kalbe, altın bir mezar yakışırdı. Babam, bana olan sevgisini bu takdiriyle bir defa daha göstermiş oldu. Ona teşekkür ederim.” Sonra, hiç tereddüt etmeden zehri aynı tastan içti ve böylelikle ruhu, sevdiği adamın makamına yükseldi.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz