Tarihin Bilinmeyenleri (Nazi Olimpiyatları)

T

     1936 Yaz Olimpiyatları’nın amacı, Almanya’yı Birinci Dünya Savaşı sonrasında yeniden uluslararası camiaya sokmaktı. Ama Hitler’in kendine özgü fikirleri vardı. Bir de Jesse Owens adında bir Amerikan atletin yaptıkları olmasaydı…
     1931’de Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) 1936 Olimpiyatlarının Berlin’de yapılmasına karar verdi. Bu, Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı sonrası itaatkarlığı üzerine uluslararası arenaya gayri resmi kabulü anlamına da geliyordu. Ama IOC 1933’de yükselen Nazi dalgasını ve oyunları, Ari ırkın üstünlüğünü gösterecek bir şov olarak gören Şansölye Adolf Hitler’in iktidara gelişini öngörememişti.
     Der Show
     Oyunlar Hitler için, umutsuzluğun derinliklerinden çıkardığı ulusunu, doğal Alman üstünlüğünün yeşermesini sağlayan, tıkır tıkır işleyen bir makineye dönüştürüşünü şüpheci dünyaya gösterme fırsatıydı. Oyunlar da Almanya gibi mükemmel olacaktı.
     Marifetlerini Temizliyor
     İlk olarak Berlin’i temizlemesi gerekiyordu. Sokaklar evsizlerden temizlendi ve Yahudi düşmanı simgeler kaldırıldı. Hitler’in mimarları dört büyük stadyum ve şahane bir Olimpiyat Köyü tasarladılar. Almanya hazırlıklar için toplam 25 milyon dolar harcadı; o günler için müthiş bir rakamdı. Ve tabii ki, Alman (amatör) atletleri yıllardır tam gün çalışırken destekleniyorlardı.
     Hayır Gitmeyeceğiz
     Bu arada, Alman hükümetinin Yahudi düşmanı politikalarından dolayı boykot hareketi dünya çapında büyüyordu. Bir alternatif, Barselona’da yapılacak Halkın Oyunları’nı düzenlemekti. Ama İspanyol İç Savaşı bu fikri ortadan kaldırdı. Sonunda, 1936’da Olimpiyat Oyunları daha öncekilerden daha çok ülke (49) ve oyuncunun (4.066) katılımıyla başladı.
     Alman Üstünlüğü
     Aslında, sonunda madalyalar hesaplandığında Almanya toplamdaki 41’i altın 101 madalyasıyla öndeydi. En yakın rakibi olan ABD -ki nüfusu Almanya’nın üç katıydı- 25’i altın 66 madalya almıştı. Ama Almanya’nın tüm başarılarını gölgeleyen, bir Amerikan atletinin inanılmaz performansı oldu. Bu adam Ari ırkın üstünlüğü efsanesini yıkıvermişti. İsmi tabii ki Jesse Owens’dı.
     Jesse James Owens
     Owens’e Kara Kasırga deniliyordu ve o da ülkesi için dört madalya kazanarak bu ismin hakkını vermişti: 100 metre, 200 metre (dikkatinizi çekerim dünya rekoruydu), 400 metre bayrak ve uzun atlama.
     Bir Dost Tavsiyesi
     Owens uzun atlamaya kötü başlamış, ilk iki hakkında çizgiyi aştığı için atlayışları geçersiz olmuştu. Sadece bir tek şansı kalmıştı. Son atlayışına hazırlanırken yanına en önemli rakibi, Hitler prototipi, iri yarı sarışın bir oğlan yaklaştı. Bu adamın adı Luz Long’du ve Owens’a centilmence bir tavsiyede bulundu:
     Owens’a kafasında asıl çizgiden birkaç santim geride bir çizgi çizmesini ve atlarken bu çizgiyi göze almasını önerdi. Tavsiye işe yaradı.
     Hitler’in Aşağıladığı Efsane
     Hitler Jesse Owens’i siyah olduğu için gerçekten hakir görmüş müdür? Hayır, görmedi. Hitler, oyunların ilk gününde, kazanan Alman ve Finlandiyalı sporcuların elini sıktı. Ama o akşam, Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı Kont Baillet-Latour’dan, ulusal bir liderin atletleri tebrik etmesinin protokol açısından uygun olmadığına dair nazik bir mesaj aldı, orada sadece bir seyirci olarak bulunuyordu. Bu yüzden Jesse Owens, Hitler tarafından şahsen kutlanmadı. Ama zaten başka hiçbir sporcu da kutlanmamıştı.
     İşte Owens’in birkaç yıl sonra konu hakkında bir röportaj sırasında söyledikleri: “Şansölyenin önünden geçtiğimde, o ayağa kalktı, bana el salladı, ben de ona karşılık verdim.”
     Affedilmez Hakaret
     Gerçek hakaret Jesse Owens ABD’ye döndüğünde yapıldı. Kendi başkanı Franklin Roosevelt üstün başarısı hakkında onunla yüz yüze görüşmeyi ve mektupla ya da telefonla tebrik etmeyi reddetti. Bu arada şunu da belirtmek gerekir ki, Hitler Almanyası’nda Jesse otobüste istediği yere oturabiliyordu.
     ABD Bayrak Yarışı Skandalı
     Spor spikeri Marty Glickman katılımcı olarak o yıl Olimpiyatlardaydı. Herkesin söylediğine göre, ABD bayrak ekibinin en hızlısıydı. Büyük olaydan bir gün önce 18 yaşındaki Marty ve diğer koşucular takım toplantısına çağrıldılar. Koçları, Dean Cromwell açıkladı: Marty koşmayacaktı; yerine müthiş çocuk Jesse Owens koşacaktı.
     Glickman’ın arkadaşı atlet Sam Stoller da çıkarılarak yerine Frank Metcalfe alınmıştı. Bu tuhaf değişiklik için hiçbir gerekçe gösterilmemişti. Ama herkes anlamıştı. Glickman ve Stoller Yahudi’ydi. ABD Olimpiyat Komitesi, Jesse ve diğer siyah atletlerin Alman Ari ırk imajına verdikleri zarardan sonra, Yahudi çocukların bu etkiyi artıracağından korkmuştu.
     Jesse Owens karşı çıktı, “Üç altın madalya kazandım ve kazandığımı gösterdim. Bana yeter. Yoruldum. Bırakın Marty’yle Sam koşsun. Onlar bunu hak ediyorlar.” Owens’a söyleneni yapması söylendi. Ve böylece bayrak koşusu Glickman ve Stoller’siz koşuldu. ABD ekibi yarışı 14 metre önde bitirdi.
     Acı Zafer
     Ama ABD ekibindeki kimse kutlama yapmıyordu. 100 yıllık modern Olimpiyat Oyunları geçmişinde başka hiçbir atlet bu şekilde yarıştan çekilmemişti. Öldüğü güne kadar Marty Glickman’ın ağzında acı bir tat kaldı; Almanya’nın Aldolf Hitleri’nin değil de kendi Amerikan Olimpiyat Komitesinin neden olduğu bir acı.
     Themistocles’e Aşil mi yoksa Homer mi olmak isterdin diye sorduklarında cevabı: “Siz neyi tercih ederdiniz?” olmuş. Ya siz? Olimpiyat Oyunları şampiyonu mu, yoksa kimin olimpiyat şampiyonu olduğunu anons eden bir çığırtkan mı?

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz