Dağlık Kilikya’nın Taşlı Yolları (MERSİN)

D

     Geride kalan yılların birinde, bahar aylarında antik dönemlerde ülkemizin Kilikya olarak adlandırılan güneydoğu kesiminde bir tur atmaya karar vermiştik.
     Kilikya antik dönemlerde dağlık ve ovalık olarak ikiye ayrılmaktaydı. Ovalık kısım günümüzde Adana-Tarsus arasında kalan sulu ve verimli alüvyonlu bir coğrafyayı, dağlık olarak tanımlanan bölüm ise derin vadiler, sivri doruklar ve ulaşılması güç olan kesimi içeriyordu. Günümüzde Mersin ile Alanya arasında kalan Dağlık Kilikya, antik dönemde çoğu deniz ticareti ile geçimini sağlayan kıyı kentleriyle daha yukarılarda, dağların eteklerinde kurulu kentlere sahipti. Zamanımız kısa olduğundan Dağlık Kilikya’yı seçtik. Mersin’den sahil şeridini takip ederek önce, son yıllarda Mersin Üniversitesi tarafından bilimsel araştırmalarına başlanan Soli-Pompeipolis, ardından İtalyan bilim ekibinin on yılı aşan kazı çalışmalarını yürüttüğü  Elausa-Sebaste ve Korykos (Kızkalesi) kentlerini ziyaret edip, Silifke’ye kadar geldik. Eskiden portakal çiçeklerinin ve de Akdeniz’in iyotlu sularının birbirine karıştığı kokularla içinizin geçtiği sahil şeridi yazlık konutlarla dolmuştu.
     Bu şahane coğrafyanın geçmişteki sahiplerinin kalıntılarıysa, modern konutlarla geçmişi birbirine bağlıyordu. Bölgenin en iyi korunmuş durumdaki antik kentinin, Silifke’nin 30 km. kuzeyinde, Uzuncaburç’ta yer aldığını biliyorduk. Hem yapı kalabalığından uzaklaşmak hem de gerçek dağ havası almak üzere Silifke’den kuzeye, Toroslar’a doğru yönümüzü değiştirdik. Birkaç dakika sonra yapılaşma kesildi. Göksu deltasının oluşturduğu vadinin yukarılarına doğru, çam ormanları arasında kıvrıla kıvrıla yol alırken, yirmi dakika sonra ülkenin en sağlam durumdaki ikiz anıt mezar yapısıyla karşılaşmak hoş bir sürpriz oldu. Çift katlı, sütunlu ve küçük bir Roma tapınağı görünümündeki mezar içinde aslan kabartmalı lahitler yer almıştı. Konuyu çok iyi bilmeyenler bu yapıyı rahatlıkla bir tapınak olarak tanımlayabilirlerdi. İmbriogon antik kentinden kalanlardı yolda gördüklerimiz. Görüntü almak için ışık yeterliydi. Titizlikle fotoğrafladık. Yolumuza devam ederken yukarılarda daha da güzel sürprizlerle karşılaşabileceğimizi hissetmeye başlamıştık.
     On beş dakika sonra, deniz seviyesinden 1200 metre yükseklikteki Uzuncaburç beldesinin içine dağılmış antik kente, büyüleyici Olba-Diocaesarea’ya geldik. Antik çağın meşhur coğrafyacısı Strabon’un “Mutlu Şehir” ya da “Mutlu İnsanlar Kenti” olarak tanıttığı Olba, Roma İmparatoru Vespasianus (M.S. 69-79) döneminde yeniden inşa edildikten sonra Diocaesarea adını almış. Günümüz arkeologları kenti Olba-Diocaesarea olarak çift isimle anıyor.
     Kentin ilk kuruluşu hakkında pek fazla bilgi bulunmamakla beraber, tarih sahnesindeki yeri Büyük İskender’le birlikte belirmeye başlamış ve onun ölümüyle kaderi değişmiş (M.Ö.323). Zaman zaman Suriye’de hüküm süren Selevkid sülalesinin, zaman zaman da Mısır’da hüküm süren Ptolemios’ların idaresine geçmiş. M.Ö.200 yıllarında Selevkid’lerden I. Nicator (M.Ö.321-280) Calycadnos (Göksu Nehri) üzerinde Selevkia’yı (Silifke) ve Olba’da Zeus Tapınağı’nı kurmuş.
     Tapınak, ülkemizin en iyi korunmuş tapınağı olma özelliğine sahip. 40 x 21 metre boyutlarındaki dikdörtgen planı ve çapı 2,5 metreye varan 10 metrelik sütunlarıyla devasa görünümlü bir tapınak, Hristiyanlık döneminde kiliseye çevrilmiş. Tanrıların tanrısı Zeus’a adanan tapınak, Uzuncaburç merkezinden batıya doğru uzanan ve Korykos, Selevkia ve Ura’ya bağlanan yolun başlangıcında, sütunlu caddenin sol kenarındaki bahçeler içinde yer alıyor.
     Zeus Olbius tapınağının az ilerisinde, Roma döneminde inşa edilmiş daha mütevazi bir tapınağın , Tyche tapınağının kalıntıları görülüyor. Beş sütunu ayakta kalan tapınağa ilerlerken, mitolojideki iyi şans ve kader tanrıçası Tyche’nin, kente Olba (mutluluk kenti) adının verilmesinde önemli bir rolü olduğunu düşünmeden edemiyoruz.
     Tyche tapınağının kuzeyine dönen caddenin sonundaki üç kemerli anıtsal kapıdan geçip dar yoldan birkaç kilometre uzaklaşıldığında, yolun iki yamacında kayaların oyularak şekillendirildiği mezarlık alan çıkıyor karşımıza. Bazıları oda şeklinde yuvarlak tarzda oyulmuş mezarlar, burada yatanların farklı bir sınıfa ait olduklarını belli ediyor. Ancak antik mezarların en ilginci beldenin güneydoğusundaki bir tepe üzerinde bulunuyor. 16 metre yüksekliğinde piramit çatılı mezarın, kent yöneticilerinden bir rahip krala ait olduğu sanılıyor. Günümüzdeki adı Uzuncaburç olan beldeye ismini, Zeus Olbius tapınağı ile aynı dönemde yapılmış Hellenistik bir burç veriyor. 22,5 metre yüksekliğinde, kare planlı ve beş katlı olan burç, Roma döneminde basılan paralarda şehrin sembolü olarak kullanılmış. Uzuncaburç’un 4 km. doğusunda yer alan Olba mahallesinde ise, kente su sağlayan 10 metrelik görkemli su kemerleri ve kırılmış lahit parçalarını görmek mümkün.
     Lütfen unutmayın:
* Kilikya’ya yapacağınız seyahatleri bahar aylarında yapmanız yerinde olur.
* Silifke Müzesi’ni gezmeyi ihmal etmeyin.
* Bölgede bahar aylarında da denize girilebilir. Kızkalesi olarak tanımlanan Krykos ‘un kumsallarında denize girebilir, motorla denizin ortasındaki kaleye gidip gezebilirsiniz.
* Vaktiniz varsa sahil boyunca gördüğünüz kahverengi tabelaları takip edin.
* Narlıkuyu’da Üç Güzeller Mozayiği’ni görüp, hemen yanındaki balık restoranlarında en taze Akdeniz Lagos’unu tadabilirsiniz.
* Mersin’de tantuni ve cezerye yemeyi ihmal etmeyin.
   NOT: Elbette ki bu ve buna benzer yazdığımız yazılar, ülkemizin ve tüm dünyanın içinde bulunduğu olağanüstü hal nedeniyle tatbiki mümkün olmayan konuları içermektedir. İnşallah en kısa zamanda her şey eski normal haline döner. Sağlığınıza, yakınlarınızın sağlığına azami dikkati gösterelim, toplum sağlığı için de duyarlı olalım.

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz