DECAMERON-36 (Otuz İkinci Hikâye)

D

     İmola şehrinde Berta isminde ahlaksızlığı ile tanınmış bir adam vardı ki, kimse onun sözüne inanmazdı. Berta, artık dolandırıcılığa devam edemeyeceğini anlayınca, ahlaksızların toplandığı Venedik şehrine taşındı. Yaptığı rezaletlerden pişman olmuş görünerek iyi bir Hristiyan pozunu alıp Albert takma adıyla Minorit rahipleri arasına katıldı. Orada görünüşte namuslu ve disiplinli bir hayata başlayarak tövbe ve perhiz yolunu tuttu. Şarap içmez, et yemez oldu. Böyle bir haydut ve dolandırıcının bu kadar dindar bir adam haline geldiği görülmemişti. Ama hakikatte kötü huylarından vazgeçmemiş, ancak bunları gizli yapmaya başlamıştı. Papazlık ehliyeti aldıktan sonra, kilisenin kalabalık günlerinde İsa’nın çektiklerini anlatırken yalandan bol bol ağlardı. Kısa zamanda vaazlarıyla o kadar ün saldı ki herkes onu vasiyetlerini icraya memur ediyor, paralarını ona emanet ediyor, itiraflarını ona yapıyordu. Etrafa saldığı büyük şöhret, Kutsal Asisi’den daha fazla idi.
     Bu papaza itiraf yapanlar arasında tanınmış bir tüccarın karısı, iyi kalpli, saf, tecrübesiz Lizet de vardı. Saf kadın itiraflarını yaptığı sırada papaz ona bir sevgilisi olup olmadığını sordu. Kadın, “Gözünüz yok mu?” dedi. “Benim güzelliğim kafi değil mi? Eğer isteseydim bir değil, bir kaç sevgili bulabilirdim. Ama ben güzelliğimi âşıklara teslim etmem. Benim kadar güzel cennette bile az bulunur.”
     Kadın bu minval üzere övünmeye devam ediyordu. Kadının saflığını derhal anlayan papaz Albert, onu ele geçirmeye karar verdi. Fakat bunun için elverişli bir zaman arayacaktı. Kadına karşı dindar bir adam pozu alarak öğütler verdi. Kadın, papazı kendi güzelliğini anlamayan bir budala sayıyordu. Bir müddet sonra papaz, bir arkadaşıyla Lizet’in evine gitti ve kadının ayaklarına kapanarak, “Geçen pazar günü,” dedi. “Güzelliğiniz hakkında yaptığım serzenişlerden dolayı beni affedin. O gece rüyamda beni öyle korkuttular ki, ancak bugün kalkabildim.”
     Kadın, “Sizi kim korkuttu?” dedi. Papaz, anlatmaya başladı. “Gece ibadet ediyordum, birdenbire odama parlak bir ışık düştü, bir de baktım ki elinde büyük bir sopa ile güzel bir delikanlı duruyordu. Delikanlı önlüğümden tutarak beni yere düşürüyor ve öyle dövüyordu ki, her tarafım koptu sanıyorum. Sebebini sorduğumda bana diyordu ki: Benim çok sevdiğim Lizet’in ilahi güzelliğini takdir etmediğin için! Adını soruyorum, Ben Cebrail’im, diyor. Ben de af diliyorum. Cebrail, seni ancak diyor, Lizet’ten af dilersen af edebilirim. O seni af etmezse yine geleceğim ve seni yine döveceğim, daha başka dediklerini beni af etmezseniz söyleyemem.”
     Kibirli ve saf kadın, bu sözlerden heyecana geldi ve “Ben size demedim mi?” dedi. “Benim güzelliğim ilahidir. Fakat Allah kabul ederse, acıdığımdan sizi af edeceğim. Ama Cebrail’in başka neler söylediğini anlatmak şartıyla.”
     Albert, “Madem ki,” dedi. “Beni affettiniz, size her şeyi anlatacağım, ama bana vadetmelisiniz ki, duyduklarınızı kimseye söylemeyeceksiniz. Yoksa size gelen bu büyük saadeti elden kaçırmış olursunuz. Cebrail’in emri üzerine şunu size söylemeliyim ki: Eğer sizi korkutmayacağını bilse birkaç gece yanınızda kalmak istiyor, onun sizi ziyaret edeceğini haber veriyorum. Yalnız melaike kıyafetinde onu tanıyamayacağınızdan sizin hatırınız için insan biçiminde görünecek, siz onu ne zaman ne kıyafette görmek istiyorsanız, melaike o kıyafette gelecek. Velhasıl size gelen bu talih kimseye nasip olmamıştır.”
     Kadın melaikenin sevgisine çok sevindiğini ve her zaman onun resminin yanına mumlar yaktığını söyledi. Her saat gelebileceğini, yalnız kendisini bakire Meryem’den daha az güzel bulmamasının şart olduğunu ve korku vermeyecek şekilde dilediği kıyafette gelebileceğini bildirdi.
     Papaz, “Sözleriniz çok münasip,” dedi. “Cebrail’e hepsini anlatırım, yalnız bana bir lütfunuz olarak Cebrail’e haber yollasanız da benim biçimimde görünse. Bunun faydası şu olur ki, melaike benim vücuduma gelirse ruhumu cennete yollar.”
     Saf kadın, “Pekala,” dedi. “Hatırınız için bunu yaparım.” Papaz, “Öyleyse,” dedi. “O gece kapınızı açık bırakın, çünkü melekler, insan biçimine girerlerse kapıdan başka yerden giremezler.” Kadın, “Pekala,” dedi.
     Albert gittikten sonra kadın, sevincinden geceyi sabırsızlıkla beklemeye başladı. Papaz Albert ise, karanlık basınca melaike maskesi takarak kadının odasına girdi. Kadın, bu beyaz elbiseli meleği görünce yere diz çöktü. Melek onu takdis ederek ayağa kaldırdı ve yatağa uzanmasını emretti. Melaike kıyafetindeki Albert birtakım semavi şeylerden bahsettikten sonra kadının yanında arzu ettiği şekilde geceyi geçirdi. Ortalık ağarırken yeni bir birleşme tarihi tespit ettikten sonra kadının yanından ayrıldı.
     Lizet, kahvaltıdan sonra Albert’in yanına giderek Cebrail’den ilahi hayat hakkında duyduklarını ve daha bir çok hikâyeleri anlattı. Papaz, “Bilmem,” dedi. “Onu nasıl buldunuz, fakat gece benim rüyama girdiğinde sizin arzunuzu kendisine söyledim. Benim ruhumu alarak öyle güzel ve yeşil bir yere götürdü ki daha güzelini hiç görmemiştim. Benden aldığı bedenimle ne yaptı bilmiyorum.”
     Kadın, “Sizin bedeniniz,” dedi. “Cebrail’in ruhu ile bütün gece kollarımın arasında idi, inanmazsanız göğsünüzün sol tarafına bakın, orada bir iz göreceksiniz.”
     Papaz, “Belki,” dedi. “Öyle ise soyunayım da bakalım, söylediğiniz doğru mu?”
     O geceden sonra papaz kadını birkaç defa daha ziyaret etti. Bir gün Lizet, arkadaşlarıyla güzellik hakkında tartışmaya girmişti, kendi güzelliğini övmek için, “Bilseniz,” dedi. “Benim güzelliğimi kim takdir etti?” dedi. “O zaman ağzınızı açamazdınız.”
     Arkadaşı kim olduğunu anlamak için, “Bilmem,” dedi. “Ama başkalarının güzellikleri de küçümsenemez.”
     Lizet, “Söylemeye mezun değilim ama,” dedi. “Benim güzelliğimi Cebrail beğeniyor. Ve bana dünyanın en güzel kadınısın,” diyor. Arkadaşı kahkaha ile gülerek, “Bunu söyleyen Cebrail ise,” dedi. “Doğrudur. Ama melekler böyle şeyi yapmaz!”
     “Yanılıyorsun,” dedi Lizet. “Kocamdan daha iyi yapar ve beni ilahi güzellerden bulduğu için sık sık ziyaretime gelir.”
     Kadın Lizet’ten ayrıldıktan sonra yemedi içmedi, duyduklarını herkese yaydı. Hatta bir gün, bir kadın toplantısında bunları anlattı. Kadınlar da kocalarına ve başka kadınlara anlattılar, böylece iki gün geçmeden bütün Venedik’te duymayan kalmadı. Akrabaları bundan haberdar olunca melaike kıyafetindeki adamı takip etmeye karar verdiler ve geceleri nöbet tutmaya başladılar. Papaz Albert de bu işi duydu ve kadına bir ihtarda bulunmak üzere bir gece ona gitti. Henüz soyunmamıştı ki, akrabalar ansızın kapıya dayandılar. Bunu hisseden papaz, başka çare kalmadığını görünce pencereden kendisini büyük kanala attı. İyi yüzme bildiği için, yüze yüze bir eve çıktı. Türlü masallar anlatarak, Allah rızası için kabul etmelerini rica etti. Evin saf erkeği kendi yatağını papaza verdi.
     Lizet’in akrabaları odaya baskın yapınca, bazı eşyalar buldular, fakat papaz kaçmıştı. Kadını iyice hırpaladıktan sonra, papazın bıraktığı eşyaları alarak evlerine gittiler. Sabah olunca herkes melaike Cebrail’in gece Lizet’i ziyaret etmek istediğini fakat baskına uğradığını ve kendisini kanala atarak kaybolduğunu anlatıyordu. Bunu duyan adamlardan biri de evini papaza veren saf adamdı. Bunun üzerine evine döndü ve papazdan zorla, elli altın aldı. Papaz gitmek istediğini söyleyince saf adam şu tavsiyede bulundu: “Bugün bir tören var, bu törende birisi ayı kıyafetine, diğeri bir vahşi kıyafetine girerek Markus meydanına gelecekler. İsterseniz sizi bunların arasında meydana götürürüm ve kalabalıkta kaybolursunuz. Başka bir çare göremiyorum. Çünkü Lizet’in akrabaları sizi her yerde arıyorlar.”
     Bu teklif papaza ağır geldiyse de kadının akrabalarından korktuğundan kabule mecbur oldu. Saf adam papazın vücuduna bal sürdü, üstüne tüyler dikti, boynuna bir zincir geçirdi ve yüzüne bir maske taktı. Ve bir eline bir sopa, öbür eline iki köpek vererek büyük köprüye yolladı. Ve oraya bir tellal göndererek Cebrail’i görmek isteyen Markus meydanında toplansın, diye bağırttı. Sonra papazı alarak oraya doğru yola çıktı. Halk bu nedir diye toplanmaya başlamıştı. Meydana varınca papazı bir sütuna bağladı ve üstüne sinekleri saldırdı. Meydan iyice dolunca vahşi hayvanın bağını çözmek bahanesiyle papazın yüzündeki maskeyi çıkardı ve “Baylar,” dedi. “Domuz gelmediği için av başlayamayacağından boş durmamanız için size geceleri Venedikli kadınları teselliye inen melaike Cebrail’i göstereceğim.” Herkes papazı tanımıştı, her ağızdan en ağır küfürler çıkıyor ve suratına pislikler atılıyor ve bu hal papazın arkadaşı olan rahipler gelinceye kadar devam ediyor. Rahipler papazın zincirini çözüp manastıra götürdüler ve orada ölümüne kadar alıkoydular. Darısı bu gibilerin başına… 

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz