Tarihin Bilinmeyenleri (Bin Yıl Önce Yiyecekler)
Tarihin Bilinmeyenleri (Bin Yıl Önce Yiyecekler)

Tarihin Bilinmeyenleri (Bin Yıl Önce Yiyecekler)

     Ortalama bir Ortaçağ köylüsünün tarlada ağır bir iş gününden sonra, sofrasında bulmayı umabilecekleri üzerine bir araştırmadır…
     Yemekte ne var? Çok açım!
     M.S. 1001’de yeterli yiyecek bulmak çok zordu. Özellikle kışın, taze yiyecek buimak mümkün değildi. Onuncu yüzyıldaki, bazıları üç-dört yıl süren 20 kıtlık dönemini saymıyoruz bile. Sonuç olarak, insanlar bir sonraki fırsatın ne zaman ortaya çıkabileceğini bilemediklerinden ne zaman fırsat bulurlarsa o zaman yiyorlardı.
     Selam, yulaf lapası dünyası!
     Köylü Joe’nun temel gıdası yulaf lapasıydı. Bugün diyetisyenler bunun kırmızı ete dayalı beslenmeden çok daha sağlıklı olduğunu söylüyorlar. Sebzenin mevsimine göre insanlar lahana, havuç, bezelye ve çeşitli yeşillikleri yiyorlardı. Elma, armut ve kabuklu yemişleri ağacından topluyorlardı.
     Hayatın zorlukları
     Ekmek, buğday, arpa veya çavdardan yapılıyordu ve un, kepeği alınmadan pişiriliyordu. Kulağa sağlıklı geliyor değil mi? Maalesef, bin yıl önce tüketilen ekmek yabancı maddelerle doluydu. Bu yüzden sadece yavan değil, aynı zamanda buğday biti ve küfle birlikte yeniliyordu. Dolayısıyla, herkesin dişleri çürüktü ve çoğu insan ağız kokusundan muzdaripti.
     Ekmek için çıldıranlar
     Her şeyden kötüsü bir mantar paraziti tarafından enfekte olmuş çavdarın yenilmesinden dolayı sık sık ergotism salgınları patlak veriyordu. Ergotamin içeren mantar piştikten sonra ölümcül bir halüsinojene dönüşüyordu. Enfekte olanlar delilik benzeri semptomlar gösteriyor ve kendilerine ne olduğunu anlayamıyorlar, sonra da ölüyorlardı.
     Baharatlı at köftesi
     Bin yıl önce atlar temel çiftlik hayvanı olarak öküzün yerini almaya başladı. Ama protein kaynağı olarak da zevkle yeniliyorlardı; bol miktarda hardalla birlikte. Tuz, biber ve diğer baharatlar Karanlık Çağlar’da çok revaçtaydı; sadece eti korumakla kalmıyor aynı zamanda bozuk etin kokusunu da bastırıyordu.
     Ortaçağ usulü minimalizm
     Bir Ortaçağ sofrası kurmak çok kolaydı, çünkü tabak yoktu. Asiller bile tabak kullanmazlardı. Yemekler yuvarlak, düz ve kalın ekmek dilimlerinin üzerinde servis edilirdi. Ekmek tabakların avantajı, yemeği yağlarını emerek yenilebilir hale getirmesiydi. Tabaklar moda olduğunda tabağınızdaki yemeği yanınızda oturanla paylaşmanız âdetti.
     Davetlilerin kendi bıçaklarıyla gelmeleri istenirdi, çatal ve kaşık ise, Avrupa’ya çok daha sonraları girmiştir. Doğu Akdenizliler iki uçlu çatalları yüzyıllardır kullanıyorlardı ama bu gelenek ancak 1071’de bir Yunan prensesinin Venedikli bir asille evlenmesiyle yayıldı. Zengin Venedikliler bunu bir moda olarak kabul ettiler ama Avrupa’nın kalanı bunu fark edene kadar çatal sadece Venedik’te kullanıldı.
     Şampiyonların kahvaltısı
     Köylüler yavan yemeklerini yutmak için içerler de içerlerdi. Aslında, bin yıl önce alkollü içecekler her sınıftan ailenin eğlence ve rahatlama aracıydı. Şarap asillerin ve zengin orta sınıfın gözde içkisiydi. Ama herkes bira içerdi, hatta kahvaltıda bile… Alkol oranı da bugünkünün üç-dört katıydı. Mayalanmış baldan yapılan “mead” kuzey Avrupa’da revaçta olan bir tür biraydı ve insanı katır tepmiş gibi yapacak kadar sertti.
     Bu bir mucize!
     Bira o zamanlar o kadar aranan bir maldı ki, bir İsveç kralı en iyi bira yapanı seçmişti. Bir İsveç kraliçesi olan Aziz Brigitte’in, İsa’nın mucizesini bir farkla, suyu şaraba değil de biraya çevirerek tekrarladığı söylenir.
     Ellerini tavuk kemiğinden ayırma, dostum!
     Masa terbiyesi söz konusu olduğunda görgülü insanların (kraliyet, asiller ve genel olarak zengin sınıflar) kurallar gereği yemekte gaz çıkarmamaları, yere sümkürmemeleri ve tükürmemeleri, burunlarını karıştırmamaları ve bit bulmak için başlarını kaşımamaları lazımdı.
     Yediğimiz yemek için şükürler olsun
     Her gün monoton yemeklerini elde etmek için yırtınan ve bardakları dolduğunda kendilerini şanslı sayan zavallı köylülerin bu kuralları taktığı yoktu.
     Tavuklarımı serbest bırakın!
     Leonardo da Vinci insanların hayvanları yemesine o kadar karşıydı ki bazen canlı kümes hayvanları satın alıp onları serbest bırakırdı. “Genç yaşlarımdan beri et yenilmesine karşıyım ve bir gün insanların hayvanları öldürmesinin insan öldürmek gibi cinayet olarak kabul edileceğine inanıyorum,” diye yazmıştı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir