Herkül-38 (Hydra’nın Zehiri)
Herkül-38 (Hydra’nın Zehiri)

Herkül-38 (Hydra’nın Zehiri)

     Bir tanrı ile dövüşerek kazandığı Deianeira ile evlenen Herkül, yer altı ülkesinde rastladığı Meleager’e vermiş olduğu sözü de yerine getirmiş oluyordu. Bir zamanlar Deianeira’nın ülkesinde yaşadılar. Bu arada Hyllus adını verdikleri bir de oğulları oldu. Her ne kadar Herkül bir yerde fazla durmuyor, devamlı seyahatlere çıkıyordu ise de, yaşantıları mutluydu. Ah bir de Herkül’ün başka kadınlarla ilgilenmesi olmasa, Deianeira çok daha mutlu olacaktı.
     Bu şekilde üç yıl geçti. Bir gün, Herkül ellerini yıkamak üzere kendine su döken çocuğun, suyu ayaklarına sıçratmasına kızarak attığı tokattan ölmesi üzerine, mutlu yaşantıları gölgelendi. Her ne kadar bunun bir kaza olduğunu biliyordu ise de, huzuru kaçmıştı. Tanrı vergisi kuvvetini kontrol edememesi, suçsuz insanların ölümüne sebep oluyordu. Herkül, kendi kendini sürgüne göndererek cezalandırdı. Karısı Deianeira ve oğlu Hyllus’u da yanına alarak, babası Amphitryon’un bir akrabasının Trachis’deki evinde yaşamayı kararlaştırdı.
     Hep beraber Trachis’e gitmek üzere yola çıktılar. Önlerine Evenus nehri çıkana kadar yolculuk olaysız geçti. Bahar yağmurları ve dağlardan eriyen karlardan, nehrin suları iyice yükselmişti. Bu durumda bir sel şeklinde akan Evenus’un diğer tarafına geçmek imkânsız bir şeydi. Eğer Herkül tek başına olsaydı, her şeye rağmen yüzerek yoluna devam etmeyi denerdi. Ama tek başına değildi ki! Kendi karşıya geçse bile, geride kalan karısı ve çocuğu ne olacaktı? Herkül, nehir kıyısında çaresizlik içinde ne yapacağını düşünürken, yanına bir at-adam geldi. Bu Nessus’du ve nehirde kayıkçılık yaparak geçiniyordu.
     “Eğer istersen, yanındaki kadını karşıya geçirebilirim. Bu nehirde kayıkçılık yaptığımdan, her türlü akıntıyı ve suyun altındaki çukurları iyi bilirim. Tehlikesizce karşıya geçebileceğimize emin olabilirsin,” dedi.
     Her ne kadar Herkül bu gereksiz yardım teklifinden şüphelendi ise de, kendi kendine;
     “Ben burada ve yayım elimde iken, Nessus karıma ne yapabilir ki?” diye düşündü.
     “Peki, eğer Deianeira’yı ıslatmadan karşıya geçirirsen, sana istediğin ücreti vereceğim. Ama dikkat et, hemen arkandayım. Belki dört ayağınla benden daha hızlı koşabilirsin. Böyle bir şey yapıp karımı kaçırırsan, ok ve yayımın elimde olduğunu unutma. Hiç acımadan seni vururum,” dedi.
     Pazarlıkta anlaşmışlardı. Deianeira, at-adam Nessus’un sırtına bindi. Herkül de oğlu Hyllus’u kucakladı.
     At-adam hiç korkmadan suya girdi ve kuvvetli akıntıya rağmen karşı kıyıya doğru hızla ilerlemeye başladı. Nessus, yalan söylememişti; hakikaten nehrin akıntılarını iyi tanıyordu. Herkül ile aralarındaki mesafe gittikçe büyüyordu. At-adam kıyıya çıktığında, sırtında oğlu ile Herkül, yarı yola bile gelmemişti. Bu sırada hiç umulmayan bir şey oldu. Nessus kıyıya çıkar çıkmaz Herkül’ü beklemeden, sırtındaki kadını kucakladığı gibi koşmaya başlamıştı. Evet, Herkül’ün bir an aklından geçirdiği kötü ihtimal hakikat olmuştu; at-adam karısını kaçırıyordu.
     “Dur! Nereye gidiyorsun? Dur diyorum sana, hırsız!”
     Herkül’ün bağırmalarına aldırmayan Nessus, kucağındaki Deianeira ile birlikte kaçıyordu.
     Herkül de kıyıya ulaştığında, aralarındaki mesafe hemen hemen yüz metre kadar olmuştu. Hemen sadağından bir ok çıkararak yayına yerleştirdi ve dikkatle nişanladıktan sonra bıraktı. Ok, Nessus’un karnına saplandı. Belki öldürücü bir yara değildi bu, ancak Herkül’ün Lerna bataklığında öldürdüğü Hydra’nın kanından zehirlenmiş olan ok acımasızdı. Herkül, onlara doğru koşarken, Nessus kucağındaki kadını bırakarak yere yuvarlanmış ve can çekişmeye başlamıştı. At-adam öleceğini anlamış olmalı ki, Deianeira’ya dönerek;
     “Sana son bir iyilik yapmak istiyorum,” dedi. “Yaramdan akan kanı topla. Bunun içinde özel bir tohum vardır. Kanımı zeytinyağı ile karıştır ve kocanın gömleğine gizlice bundan sür. Bunu giyer giymez, bir daha sana sadakatsizlik etmeyecektir, başka kadınlarla ilgilenmeyecektir.”
     Herkül karısının yanına geldiğinde at-adam Nessus ölmüştü. Tekrar yola düzüldüler. Trachis’e varana kadar başka bir olayla karşılaşmadılar. Ancak, yolculuk eden her kadın gibi, yanında bir şişe su taşıyan Deianeira, Herkül gelmeden, suyu boşaltarak yerine Nessus’un yarasından akan kanı doldurmuştu. Eve yerleşir yerleşmez de bu şişeyi hiç kimsenin bulamayacağı bir köşeye sakladı.
     Herkül, Trachis’de de fazla kalmadı. Yarışmayı kazandığı halde, söz vermiş olduğu kızı Iole’yi kendine vermemiş olan Oechalla kralı Eurytus’dan intikamını almak üzere bir ordu toplayarak yola çıktı. Bu, Herkül’ün alınacak son intikamıydı. Hiç acımadan şehire saldıran Herkül, Kral Eurytus ve oğullarını öldürdü, kızı Iole’yi de esir aldı. Ancak öfkesi henüz geçmemişti. Iole’yi de şehrin yüksek duvarlarından aşağı atmalarını emretti. İyi bir talih sonucu, kızın geniş etekliği paraşüt gibi açılarak, Iole’nin yavaşça yere inmesini sağladı. Bunun üzerine Herkül, kızı öldürmekten vazgeçerek, kendi evinde esir olarak kullanmak üzere Deianeira’ya göndermeye karar verdi.
     Oechalla’da bunlar olurken, Trachis’de Deianeira, merakla Herkül’den haber bekliyordu. Kocası bir yıldan beri evinden uzaktaydı. Acaba ne olmuştu?
     “Hyllus, oğlum! Bu gece gözüme hiç uyku girmiyor. Baban için çok üzülüyorum. Yola çıkmadan önce Dodona’daki kâhin, kötü bir kehanette bulunmuştu.”
     Bu sözlerin üzerinden çok zaman geçmemişti ki, başında defneden taç taşıyan bir habercinin geldiğini bildirdiler. Telaşla kapıya koşan Deianeira, karşısında yorgun bir savaşçı gördü.
     “Hanımefendim, beni Herkül gönderdi. Size zafer haberini getiriyorum. Oechalla’yı ele geçirdik. Kralı ve bütün evlatlarını öldürdük. Herkül dönüş yolunda. Ölen kralın kızı Iole’yi de size esir olarak getiriyor,” dedi.
     Evin içi neşe ile dolmuştu sanki. Sevinçten dans ediyor, şarkı söylüyorlardı. Haberci içeri alınmış, önüne yiyecek bir şeyler konmuştu. Deianeira, biraz dinlenmesine izin verdikten sonra;
     “Peki, kocam nerede şimdi?” diye sordu.
     “Herkül, Euboean kıyılarında olmalı. Tapınakta, Tanrı Zeus için kurban kesmeyi kararlaştırmıştı.”
     “Peki, Iole denen kadın ne yapıyor?”
     Bu suali sorarken Deianeira’nın kalbi kıskançlık ateşi ile tutuşmuştu.
     “Efendim, kocanız onu esir etti. Son anda öldürmekten vazgeçerek size getirmeyi kararlaştırdı.”
     Haberci yemeğini bitirmiş, geri dönmeye hazırlanıyordu.
     “Hanımefendi, ben görevimi yaptım; şimdi geri dönmeliyim. Kocanız beraberimde bir takım temiz elbise getirmemi istedi. Zafer alayı ile şehire girerken, kılık ve kıyafetinin düzgün olmasını arzuluyor. Onun giyeceklerinden verirseniz, birlikte götüreceğim.”
     Deianeria, Herkül’e göndermek üzere hazırladığı gömleği at-adam Nessus’un kanına batırıp batırmamak konusunda bir an düşündü. Sonra, kıskançlığı üstün gelerek, gizlediği şişeyi ortaya çıkararak, kumaşı içindeki sıvı ile iyice ıslattı. Elbise bohçasını haberciye verdikten sonra da kocasının kendinden başka hiçbir kadınla ilgilenmeyeceğini bilerek rahatladı.
     Tekrar odasına döndüğünde sabah olmak üzereydi. Yeniden yatmasına gerek yoktu. Herkül’ü karşılamak için hazırlansa daha iyi olurdu. Ortalığı düzelttikten sonra, birden aklına Nessus’un şişesi geldi. Artık ona gerek kalmamıştı. Herkül görmeden, içindekini dökse iyi olurdu. Hemen şişeyi alarak bahçeye çıktı ve sihirli suyu bir zeytin ağacının dibine boşalttı.
     Şişedeki sıvıyı yere dökmesi ile beraber;
     “Ah! Ben ne yaptım?” diye bağırması bir oldu. Şimdi zeytin ağacının dibinden dumanlar yükseliyordu. Dallardaki yapraklar da sararmıştı. Çok geç olmakla beraber, Deianeira, bunun zehir olduğunu anlamıştı. Yıllar sonra da olsa, at-adam Nessus intikamını alıyordu. Yapabileceği tek şey, Herkül’ün o gömleği giymesine engel olacak bir haberci göndermesiydi. Hiç vakit geçirmeden en iyi ata binen adamlarından birini yola çıkardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir