Ne Arap’ın Yüzü… (1)

N

Not: Bu kitap, Mayıs 2004 tarihinde görülen lüzum üzerine yazılmış ve her şeye burnunu sokma huyundan vazgeçmeyen ABD’nin o dönemde başkanı G. W. Bush’a ithaf edilerek, basın mensuplarının da hazır bulunduğu bir ortamda, özel bir kargı ile kendisine gönderilmiştir. İthaf  metni aşağıya aynen alınmıştır:

     İTHAFTIR!..
     Her ne şekil ve şartta olursa olsun, bir ülkeyi ele geçirmek, o ülkenin halkına egemen olmak sonucunu doğurmaz. Bu sonucu bekleyenler, ileride hayal kırıklığına uğramamak için, ülke insanını tüm yönleriyle tanımak, onları anlamak ve onlar gibi düşünmek zorundadırlar.
     İnsan hayatında silah ve paranın açamadığı, ancak anlamlı birkaç söz veya hareketle açılan kapılar da vardır. Bu kitap; işte o anlamlı söz ve hareketlerin derlenip toplandığı, satır aralarına titizlikle gizlendiği bir çalışmayı içermektedir.
     Ben bu kitabımı, birtakım yeni yol haritalarının çizildiği, bazı ülke yönetimlerinin değiştirilmesinin hedef alındığı günümüz dünyasında, en çok gereksinimi olan bir kişiye, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Walker Bush’a ithaf ediyorum.
     Ölüm çığlıklarının sevince, hüzünlü bakışların mutluluğa dönüşmesi arzu ve temennisiyle…

     ÖNSÖZ
     Üç yıldan fazla zamanımı alan “Bir Gizli Servis Mensubunun Anıları-Çuvaldız” serisinden sonra başladığım “Doğan Bey” dizisinin ilk kitabı “Caber Operasyonu”ndan sonra, ikinci kitabı “Bir Militanın Jurnali” nin çalışmaları devam ederken, bu tarz bir araştırmayı neden satırlara döktüğümü, okuyucularım belki bana sorabilirler. Tabii ki, bunun bir gerekçesi ve hatta öyküsü var:
     Tam yirmi yedi yıl önce, aralarında uzun süre bulunacağım, onlarla aynı kaptan yemek yiyip, aynı havayı teneffüs edeceğim bir Arap aşiret reisinin karşısına ilk kez çıktığımda, yüreğimin hafif titremelerle sarsıldığını, vücudumu tarif edilemez bir heyecan dalgasının sardığını duyumsamıştım. Karşımda gerçek bir Arap şeyhi, üyeleri dört-beş ülkeye yayılmış büyük bir aşiretin reisi duruyor ve ben de kendisini hayran hayran seyrediyordum.
     Yaşlı şeyh, “ağır taş yerinden kımıldamaz” misali, eski devirlerden kalma bir görenekle, ciddi bir tavırla oturuyor, sadece konuşulanları dinliyor, ara sıra başını hafifçe sallayarak görüşme konusunu onayladığını bildiriyordu. O an, kasılmasının heybetini tamamladığını ve kendisine yakıştığını düşünmüştüm.
     Birkaç kez göz göze geldik ve uzun uzun bakıştık. Bakışlarımın artık onu sıktığını sandığım bir anda, ağır hareketlerle yerinden kalktı ve yanıma geldi. Bir elinde deve tüyünden yapılmış, ipekten ince, altın sarısı bir sıkmayla bembeyaz kefiyesi, diğer elinde de şıhlık alameti asası vardı. “Gözün kalmıştır al bunları…” dedi. Aslında gözümün kaldığı falan yoktu ama neden sonra bu hareketin “nazara karşı bir cins savunma” âdeti olduğunu öğrendim. Onun verdiği bu üç parça hediyeyi hâlâ saklarım.
     İşte o andan başlayarak, Arapların kendine has dünyasını incelemeye koyuldum. Bunu görevim gereği yaptığımı söyleyecek olursam, sizi yanıltmış olurum. İlgi duymam, sırf merakımdandı. Faydasını görmedim de değil; geçen zaman zarfında çok özel kişilerle konuşma ve birçok yararlı kaynaktan faydalanma olanağını buldum. En önemlisi, çok özel notlara ulaştım.
     Peki, bu kitabı neden şimdi kaleme aldım?
     Öncelikle; ABD-IRAK Savaşı’nın buna vesile olduğunu ve beni tetiklediğini söyleyebilir ve samimi bazı itiraflarda bulunabilirim.
     Bir kere bu kitap, üzerinde uzun yıllar çalışılan bir araştırma sonucu değil, ama üzerinde uzun yılların deneyiminin izlerini yansıtması bakımından önem taşıyor. Ancak, birikimin bir çırpıda, aceleyle aktarıldığı havasını da veriyor. Bazı bölümleri oldukça sıkıcı, özellikle de üçüncü bölümü. Genel olarak değerlendirilecek olursa, beni aşan boyutlarının olduğunu kabullenmem gerek. Ancak ne yaparsınız ki, o başlıklar altında da bir şeyler söylemek durumunda kalıyor insan.
     Arap toplumunda yaygın atasözlerine sıkça yer vererek bu sıkıcı havayı dağıtmaya ve kitabı daha kolay okunur hale sokmaya çalıştım. Zaman zaman canlı örnekler vererek “kıssadan hisse” çıkarılması için kapıyı aralık bıraktım. Mesleki konuları ise, sözün kısası “es” geçtim. Çünkü, bu bir sosyo-kültürel bir çalışma, istihbarat raporu değil!..
     Gerçek istihbarat konularına ilgi duyanlar, diğer kitaplarımı okusunlar ya da bundan sonrasını takip etsinler. Etiket kalemlerin yapay senaryolarla şişirdiklerinden ne kadar farklı olduğunu o zaman anlayacaklardır.
     “Neden George Walker Bush?” diyenleriniz de olacaktır. Bunun için “İthaf” bölümünü bir kez daha okumalarını öneririm. Hem abartmayın; üç yüz milyon nüfuslu bir ülkenin başkanına yararlanması dileğiyle bir kitabı ithaf etmek ve bu işi yapan ilk kişi olmak, o kadar da fena bir şey değil hani!..

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz