DECAMERON-40 (Otuz Altıncı Hikâye)

D

     Bresia şehrinde bir zamanlar Negro isminde bir şövalyenin genç, güzel, fakat bekâr bir kızı vardı. Adı Andreola idi. Bu kız, halk tabakasından gelme, fakat güzel ve terbiyeli Gabriotto isminde bir adama vurulmuştu. Kızın gayreti ve bir hizmetçinin tavassutu ile Gabriotto, bu aşktan haberdar oldu. Hatta zaman zaman kızın babasına ait bir güzel bahçede buluşurlar, hoş vakit geçirirlerdi. Bu saadet verici aşk bağını hiç bir tesadüfün koparmaması için gizlice evlenmişlerdi.
     Bu gizli gizli yaşanan aşk günlerinin birinde kız, rüyasında, Gabriotto’yu kolları arasına aldığını gördü. Birdenbire adamın vücudundan karanlık bir şeyin çıktığı ve Gabriotto’yu zorla kollarından alarak yerin altına götürdüğünü görmüştü. Müthiş bir korku ile uyanan kız bunun rüya olduğunu görerek teselli bulduysa da yine korkunç rüyanın tesirinden kurtulamadı. Ertesi gece Gabriotto kendisini ziyarete gelecekti. Onu bundan vazgeçirmek için çok uğraştıysa da, adamdaki arzunun şiddetini görünce mani olamamıştı.
     Bahçede beyaz ve kırmızı güller topladıktan sonra, fıskiyenin kenarına, gidip oturdular. Bir müddet sonra Gabriotto, kendisini bugün niçin kabul etmek istemediğini sordu. Bunun üzerine kız, rüyasını ve ondan duyduğu endişeleri anlattı. Gabriotto, rüyalara inanmanın biraz saflık olduğunu, çünkü onun yemeklerin çokluğundan veya azlığından ileri geldiğini söyleyip gülmeye başladı ve ilave etti: “Rüyalara inanmak lazım gelseydi aynı gece gördüğüm bir rüyadan dolayı bu ziyareti yapmamam lazımdı. Rüyada bir güzel ormanda avlanıyordum ve hayatımda görmediğim kadar güzel bir geyik karşıma çıkmıştı. Hayvan kardan beyazdı. Kısa zamanda bana alıştı ve yanımdan ayrılmaz oldu. Ben de onu sevdim, boynuna altın bir bilezik geçirerek gezdirmeye başladım. Bir gün başını kucağıma koyarak uyurken, nereden çıktığını bilmediğim korkunç, simsiyah, aç bir hayvan üstüme saldırarak karnımı deşti. Istırabım o kadar şiddetli idi ki, uyandığım zaman elimle o tarafı yokluyordum. Fakat hiçbir şey göremeyince kendi halime gülüyordum. Bu da nesi? Ben hayatımda daha korkunç rüyalar gördüm ve hiç de bir şey olmadı. Bunları bırakalım da, keyfimize bakalım.”
     Kendi rüyasının korkusu altında bulunan kız, sevgilisinin rüyasından büsbütün dehşete düştü, fakat Gabriotto’nun neşesini kaçırmamak için korkusunu belli etmemeye çalıştı. Bütün sevişmelerine ve kucaklaşmalarına rağmen kızcağızın sıkıntısı artıyor ve herhangi bir taraftan, siyah bir şey çıkıverecekmiş gibi geliyordu. Birdenbire Gabriotto, derin bir iç çekmesiyle kıza sarılarak: “İmdat!” dedi. “Ben ölüyorum.” Ve çimenlerin üstüne düştü. Kızcağız ağlayarak: “Neyin var sevgilim?” dedi. Ve onu kucağına almaya çalıştı. Ama Gabriotto, bir cevap vermedi. Bir iki dakika içinde şiddetli bir inilti ve ter boşanması ile öldü.
     Böyle bir durumun, kocasını kendi hayatından fazla seven bir kadında nasıl bir acılık doğuracağını herkes tasavvur edebilir. Birçok gözyaşı döktükten sonra ölünün vücudunun soğuduğunu hissetti. Korku içinde hizmetçiyi çağırdı. Hizmetçi ikisinin arasındaki aşkı biliyordu. Kızcağız ölünün yüzünü gözyaşları ile ıslattıktan sonra hizmetçiye: “Allah onu elimden aldı,” dedi. “Artık ben de yaşamak istemem, ama hayatıma son vermeden önce şerefimi idame edecek ve aşkımızı gizleyecek bir çare bulmak ve o kadar asil bir ruh saklamış olan şu ölüyü gömmek isterdim.”
     Hizmetçi: “Sevgili hanımım,” dedi. “İntihar lafını etme. Onu bu âlemde kaybettin, eğer intihar edersen, öbür âlemde de kaybedersin. Cehenneme atılırsın. Halbuki, böyle iyi kalpli bir delikanlı cehenneme gitmez. Teselli ara; ibadetle ve iyi işler yaparak ruhunu yüceltmeye bak. Ölüyü bu bahçede gömebiliriz. Bunun kimse farkına varmaz. Çünkü buraya geldiğini kimse bilmez. Bu teklifimi beğenmezsen, ölüyü bahçenin önüne çıkaralım, yarın akrabaları gelir gömerler.”
     Bütün ıstıraplarına rağmen kızcağız, hizmetçinin tekliflerini dikkatle dinledi, fakat ilk teklife yanaşmadı. Ve dedi ki: “Allah göstermesin, o kadar çok sevdiğim, o kadar aziz olan kocamın bir köpek gibi çukura atılmasına veya sokakta bırakılmasına razı olamam. Ben ona gözyaşlarımı döktüm, akrabaları da gözyaşlarını döksünler.”
     Bunu dedikten sonra dolabından ipek bir örtü getirtti ve ölüyü onun üzerine yatırdı ve gözyaşları içinde, onun gözlerini ve ağzını kapayıp üstüne güller serptikten sonra hizmetçiye, “Onun evi uzak değil. Onu süslenmiş haliyle kapısına götürüp bırakalım ki, sabahleyin orada bulsunlar. Bu gerçi onun akrabasına teselli vermez, fakat bana sükun verir.”
     Bu sözlerden sonra gözyaşlarıyla, ölünün üzerine bir defa daha kapandı. Ve parmağından nişan yüzüğünü çıkararak kendi parmağına taktı ve ağlayarak; “Sevgilim,” dedi. “Sevdiğinin şu son hediyesini kabul et.”
     Bundan sonra hizmetçi ile ikisi ölüyü evinin kapısına doğru taşıdılar. Derken birdenbire karşılarına gece bekçileri çıktı. Bekçiler başka bir vakadan dolayı nöbet geziyorlardı, ölüyü ikisinin elinden alarak kızları tevkif ettiler. Andreola yarı ölü yarı diri, “Ben sizi tanıyorum,” dedi. “Kaçmanın mümkün olmadığını da biliyorum. Mahkeme huzuruna çıkmaya hazırım. Ama, bana ve cenazeye el sürmekten çekinin.”
     Hâkim, kızı odasına getirterek, tahkikata başladı. Hekimler de ölümün zehirle mi, yoksa zorla mı vuku bulduğunu araştırıyorlardı. Neticede kalbe yakın bir yaranın açılması ile ölüm vuku bulduğunu tespit ettiler. Hâkim, bu durumda suçun ehemmiyetli olmadığını görerek eğer arzularını tatmin ederse kendisini serbest bırakacağını bildirdi. Bu ricasının semere vermediğini görünce zor kullanmaya kalkıştı. Fakat Andreola, nefretin verdiği bir kuvvetle kendini mükemmel savundu.
     Sabah erken, bu haber Negro’nun da kulağına yetişti. Adamcağız korkunç bir perişanlık içinde bir kaç dostunun refakatinde mahkemeye geldi ve kızını istedi. Hâkim, zor kullanma teşebbüsü olmadığını itiraf etti. Kızın metanetini övdü: “Bu metanet,” dedi. “Bana öyle tesir etti ki, halk tabakasından bir adamla evlenmiş olmasına rağmen, onun karım olmasını istiyorum.”
     Andreola; “Babacığım,” dedi. “Bedbahtlığımın hikâyesini anlatmaya lüzum görmüyorum. Çünkü bunu işittiniz. Sizin müsaadeniz olmadan, çok hoşuma giden bir adamla evlendiğim için affınızı isterim. Bu affı hayatımı kurtarmak için değil, ölüme sizin bedbaht ve fakat faziletli bir kızınız olarak gitmek için istiyorum,” diyerek babasının ayaklarına kapandı. Temiz kalpli Negro’ya bu sözler çok tesir etmişti. Göz yaşları içinde; “Kızım,” dedi. “Kendin münasip bir kocaya varsaydın, elbette daha iyi olurdu. Ama senin beğendiğin herkesi ben beğenirdim. Şimdi onu tanımadan onun ölmüş olması ve bunu benden gizlemen daha fazla gücüme gidiyor. Fakat mademki olan olmuştur, ona, damadım olarak hayatında göstereceğim alakayı ölümünden sonra da göstereceğime söz veririm,” dedi ve akrabalarına dönerek; “Gabriotto için, şerefiyle mütenasip bir cenaze töreni tertip ediniz,” dedi.
     Bu sırada hemen bütün şehir halkı orada toplanmıştı. Andreola’nın örtüsü ile örtülü tabutunu mahkemenin holüne yatırdılar, üzerine güller serptiler ve bir halk adamı gibi değil, asillere lâyık bir şekilde omuzlarına alarak mezarına taşıdılar.
     Birkaç gün sonra hâkim evlenme isteğini tekrarladı. Fakat kız yine reddetti. Bunun üzerine babası kızının hizmetçisi ile beraber dindarlıkla şöhret bulmuş bir manastıra çekilmesine müsaade etti.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle

Yazan: Yılmaz