DECAMERON-42 (Otuz Sekizinci Hikâye)

D

     Hiyerominus, Floransa’da Leonard isimli pek zengin bir tüccarın oğluydu. Babası, çocuğun doğumundan az sonra ölmüş ve vasileri mirası güzel bir tarzda idare etmişlerdi. Çocuk, komşu çocuklarıyla birlikte büyümüş ve aynı yaşta bulunan bir terzi kızıyla sevişmeye başlamıştı, öyle ki bu kızı görmese, her şeyi unuturdu. Kız da oğlanı seviyordu. Bunu haber alan oğlanın annesi, ihtarlarda bulunmaktan ve ceza vermekten geri kalmıyordu. Fakat önünü alamayınca vasilere haber verdi:
     “Bu oğlan,” diyordu. “Daha on dördüne yeni girdi. Komşumuz terzinin kızı Silvestra’ya öyle âşık ki, ya muvafakatimiz olmadan bu kızı alacak veya kız başkasıyla evlenirse kederinden ölecek. Bunu önlemek için oğlanı uzak bir yerde bir tüccarın yanına yollayın ki kızı unutsun. Biz de ona yüksek aileden bir kız alalım.”
     Vasiler bu tavsiyeyi beğendiler ve delikanlıyı çağırdılar. Vasilerden biri: “Oğlum,” dedi. “Sen artık büyüdün. Şimdi işleri kavraman lazım. Bizim hatırımız için bir müddet Paris’e git, orada bulunan mallarımızı gör, hayatı anla ve kibarlardan örnek al. Bir müddet sonra yine buraya dönersin.”
     Delikanlı bunu reddetti. Herkes gibi o da Floransa’da kalabilirdi. Vasiler tekrar tekrar rica ettilerse de bir netice alamayınca durumu delikanlının annesine bildirdiler. Annesi çocuğa sert bir ihtarda bulunduktan sonra, yumuşak olmayı deneyerek Paris’e gitmenin faydalarını anlattı ve nihayet çocuk, bir sene için gitmeyi kabul etti.
     Hiyeronimus, yüreği aşk dolu, Paris’e gitti. Orada iki sene kaldı ve aynı aşkla geri döndü. Fakat Silvestra’yı bir çadırcı ile evlenmiş buldu. Kızın evinin etrafını âşık delikanlılar usulünce dolaşmaya başladı. Kızın da kendisini unutamayacağını sanıyordu. Oysa yanılıyordu. Kız onu hiç tanımaz göründü. Bu hal delikanlıyı perişan etti. Kendisini kıza hatırlatmak için çareler aramaya başladı. Bir çare bulamayınca hayatına da mal olsa kızla konuşmaya karar verdi.
     Bir akşam Silvestra kocasıyla ve dostlarıyla gezmeye çıkmıştı. Hiyeronimus gizlice kızın evine girerek kızın yatak odasına çıktı ve orada gizlenip beklemeye başladı. Gece olmuştu. Silvestra geldi ve hemen soyunup yatağına uzandı. Biraz sonra Hiyeronimus de yavaşça Silvestra’nın yanına uzanarak elini kızın göğsüne koydu: “Ruhum, uyuyor musun?” dedi.
     Kız bağırmak istedi. Fakat delikanlı: “Allah aşkına bağırma,” dedi. “Ben senin Hiyeronimus’unum.”
     Kız: “Çık buradan,” dedi titreyerek. “Bizim gençlik çılgınlıklarımızın vakti geçti. Ben evliyim. Artık kocamdan başka kimseyle buluşamam. Çık buradan. Çünkü kocam duyarsa, bütün huzur ve sükunum kaybolur. Çünkü onun aşkında en büyük saadeti buluyorum.”
     Bu sözler delikanlıya müthiş bir ıstırap verdi. Ne yalvarmalar, ne vaatler, ne eski hatıralar kıza tesir etmiyordu. Birazcık yanında kalmasına müsaade istedi. Bir kelime söylemeyecek ve ona hiç dokunmayacaktı. Silvestra, acıyarak bunu kabul edince delikanlı yanında yattı, ümitlerinin kaybolduğunu görüp nefesini tutmak suretiyle hayatına son verdi.
     Genç kadın, bir ses duymayınca, onu uyandırmak için: “Hiyeronimus, niçin gitmiyorsun?” dedi. Fakat onu ölmüş ve kaskatı soğumuş görünce dehşete düştü. Derin bir üzüntü içinde ne yapacağını bilmiyordu. Bitişik odada yatan kocasını uyandırdı. Başına geleni, başka birisine aitmiş gibi anlattı. Böyle bir durumda ne yapılacağını sordu.
     Kocası iyi niyetle: “Ölüyü evine götürmeli ve bu yüzden masum kadına kimse kin beslememeli,” dedi. Kadın: “O halde biz de böyle yapalım,” dedi.
     Delikanlı, ölüye elini değdirince donakaldı ve karısına bir şey demeden ölüye elbiselerini giydirdi ve onu omzuna alarak evinin kapısının önüne götürüp bıraktı. Ertesi sabah ölüyü buldular. Bilhassa annesi figana başladı. Vücudunda bir yara, bere görülmediğinden, hekimler ölüm sebebini derin üzüntü olarak gösterdiler. Cenaze bir kiliseye kaldırıldı ve annesi baş ucunda göz yaşları döktü.
     Halkın toplandığını gören çadırcı, Silvestra’ya: “Yüzüne bir örtü ört, kiliseye git, kadınlar arasına karış, ne dediklerini dinle! Ben de erkeklerin arasına gideceğim,” dedi. Hayatında bir buse bile vermediği adama acıyan Silvestra kiliseye gitti.
     İnsan ruhu tuhaftır. Hiyeronimus’un aşkının harekete getiremediği kalbi bu felaket karşısında duygulanmıştı. Acıması o kadar şiddetlendi ki, kadın saflarını yararak ölüye yaklaştı, bir çığlık kopararak ölünün üzerine kapandı, fakat ağlayamadı. Çünkü ıstırap onun da hayatına mal olmuştu. Kadınlar kendisini kaldırmak ve teselli etmek istediler. Halbuki o, ölmüştü. Bütün kadınlar, acıma tufanı içinde ağlamaya başlamışlardı. Haber her tarafa yayılmış, çadırcı da duymuştu. Bunun üzerine karısı ile delikanlı arasında, geçen hadiseyi anlattı. Genç kadına ölü elbisesi giydirdiler ve ikisini bir mezara yan yana gömdüler. Aşkın birleştiremediği çifti ölüm birleştirmişti.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle