DECAMERON-43 (Otuz Dokuzuncu Hikâye)
DECAMERON-43 (Otuz Dokuzuncu Hikâye)

DECAMERON-43 (Otuz Dokuzuncu Hikâye)

    Province’de iki meşhur şövalye vardı. Her ikisi de saraylara ve kalabalık maiyete sahiptiler. Birinin adı Wilhelm Rusillon, ötekinin de Wilhelm Gardastagno idi. Birbirlerini severlerdi. Bütün gezintilerde ve silah talimlerinde aynı kıyafetlerle görünürlerdi. Köşkleri birbirinden on mil mesafede olmakla beraber Gardastagno, dostluğa bakmayarak, Rusillon’un güzel karısına vurulur. Nihayet bu sevgi kadının kulağına gider. Kadın onu yiğit bir şövalye saydığı için bu aşktan memnun olur. Kendisi de onu sevmeye başlar ve âşığının ilan-ı aşkını beklemeye koyulur. Nihayet buluşurlar. Fakat ihtiyatsızca seviştiklerinden kocası vaziyeti anlar. İki şövalye birbirine kin beslemeye başlar.
     Kadının kocası, hislerini gizleyerek, Gardastagno’yu öldürmek üzere fırsat kollamaya başlar. Bu sırada Fransa’da yapılacak bir turun hazırlıkları başlar. Rusillon bu teşebbüsü Gardastagno’ya haber verir ve seyahatin teferruatını konuşmak üzere onu kendi evine davet eder. Gardastagno memnun olduğunu ve behemehâl yemeğe geleceğini bildirir. Rusillon bu fırsattan faydalanarak rakibini öldürmeye karar verir. Ve silahlanarak uşaklarıyla beraber, rakibinin geçeceği ormana doğru yollanır. Biraz sonra rakibi silahsız, sadece iki hizmetçisiyle görünür. Rusillon rakibini arkadan hançerler: “Geber, hain!” der.
     Gardastagno yere düşer ve az sonra ölür. Uşakları faili teşhis etmeden atlarına atlayıp efendilerinin köşküne dönerler. Rusillon, rakibinin göğsünü kama ile açar, kalbini çıkarır ve bir kâğıda sararak uşağına verir. Ve kimseye bir şey söylememelerini tembih eder.
     Rusillon’un karısı, âşığının akşam yemeğine geleceğini umarak kocasına; “Gardastagno nerede kaldı?” diye sorar. Adam: “Bana haber gönderdi,” der. “Sabahtan önce gelemeyecekmiş.”
     Bunun üzerine kadın telaşlanır. Rusillon aşçıyı çağırır: “Şu vahşi domuzun kalbini al. Onu güzelce pişir ve bir gümüş tabağa koyarak sofraya gönder!” diye emir verir.
     Aşçı bütün ihtimamıyla kalbi doğrar, baharat eker ve lezzetli bir yemek yapar. Wilhelm yemek zamanı karısıyla sofraya oturur. Fakat iştahsız olduğunu söyler. Nihayet aşçının hazırladığı kalp yemeği gelir. Rusillon bunu karısına ikram eder, o da lezzetle yer.
     Rusillon karısına: “Yemeği nasıl buldun?” diye sorar. “Lezzeti çok hoşuma gitti,” der karısı. “Evet, zannederim ve şaşmam, çünkü bu kalp hayattayken de senin o kadar hoşuna gidiyordu!”
     Karısı, “Nasıl? Bana ne yedirdiniz?” diye telaşla sorar.
     “Sevgilin Gardastagno’nun kalbini. Emin ol ki, onu vücudundan bizzat ben çıkardım.”
     Bu haber kadını perişan eder: “Bu hareketinizle,” der. “Büyük bir zulüm ve alçaklık yaptınız. Ben onu gönlüme sultan yapmıştım. Ceza verecekseniz bana vermeliydiniz. Onun sevgili kalbini yedikten sonra artık ağzıma bir şey koymam!”
     Bu sözlerden sonra kadın ayağa kalkar, tereddütsüz pencereden kendini atar ve paramparça olur.
     Wilhelm yaptığı haksızlığı anlar, halktan ve kraldan korktuğu için atına atlayarak kaçar. Ertesi sabah, herkes faciayı duyar. Komşular toplanır, iki sevgilinin cesetlerini kaldırırlar ve aynı mezara koyarlar.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir