Ne Arap’ın Yüzü… (8)

N

     VERMEK, ALMANIN EN KOLAY YOLU
     Aynı seviyede kişiler arasında bir bedel alınmadan yapılan hizmet, ödünç verme olarak işlem görür. Arapça karşılığı “mauna” olan bu bedelsiz yardım, aslında karşılık vermeyi gerektiren tanıksız bir sözleşmedir. Bu sözleşmenin açık anlamı, “Bana yardım et, bir gün gelir, ben de sana yardım ederim!” şeklindedir.
     Araplar arasında paranın söz konusu edilmediği bir başka yardım şekli, ödünç iş yapma, “gırda”dır. Bu gelenek, bilhassa kadınlar arasında geniş anlamda hayata geçirilmiştir. Kadınlar; dikiş dikme, evi veya bahçeyi düzenleme, küçük çocuklara bakma, hastalanan birinin yemeğini pişirme, çamaşırını yıkama gibi günlük hayatın her evresinde karşılaşabilecekleri talepleri, gelenekleri gereği herhangi bir ücret almadan yerine getirirler.
     Bu tarz yardımlar, bir veya birkaç kişiden istenebilir. Bir kadın, gereksinim duyduğunda akrabalarından, komşusundan veya arkadaşlarından bir işte gönüllü olarak iki ya da üç gün çalışmasını talep edebilir. Davet edilen kişiler, ücret almadan çalışırlar. Ancak, gerek duyduklarında, onların da ev sahibini çağırması ve onun da bu çağrıya seve seve koşması beklenir. Bu gelenek, “Bugün benim evimde, yarın seninkinde” atasözüyle açıklanmaktadır.
     Yardıma çağrılmış kişinin -ki ona Murû’a denir- bu çağrıya derhal ve can-ı gönülden olumlu yanıt vermesi beklenir. Aksi takdirde talepte bulunan kimse gücenecektir.
     Karşılıklı yardım ilişkilerinin gösterişten çok, samimi oluşu dikkati çeker. Arap verir; çünkü karşısındakinin de aynı şekilde hareket edeceğini bilir. Bu bir vicdani davranıştır ve bireysel ilişkilerin sürekliliğinin sağlanmasında çok önemlidir. Bir hizmeti sunarken veya bir yardımı yaparken göreceği karşılık, yanıtı merakla beklenen bir soru gibi Arap’ı zihnen meşgul eder. Bu âdet, Arap toplumunda, “Bugün ver, yarın alırsın” veya “Cumartesiyi ödünç ver, Pazarı önünde bulursun” gibi atasözlerinde dile getirilmiştir.
     Araplar, genelde hizmet karşılığı hizmet yardımında bulunurlar. Bu farklı davranış, Araplarla olan birebir ilişkilerde büyük önem taşır ve mutlaka dikkate alınmalıdır. Arap. Konuyla ilgili duygularını, “Hizmete karşı hizmet, hizmeti başlatana döndürür” sözüyle ifade etmektedir.
     Yine yardım amacıyla yapılan parasal borç verme “taslif” ve geri ödeme “muvafat” sistemi, Araplar arasında kökleşmiş bir gelenektir. Nakden bir iyilik yapıldığı sırada açıkça; “minnet duymana gerek yok, nasıl olsa karşılıkta bulunacaksın” diye söylenir.
     Yardım yapan kişi böyle söylemekle, bu davranışının unutulmamasının ve gerektiğinde aynı karşılığı beklediğinin bilinmesini ister. Bazen borç alan kimse de, borcunu ödediği sırada, ödemeyi yaptığını “vefa” açıkça belirtir. Vefa; sözünde durma, sözünü yerine getirme, dostluk ve sevginin gerektirdiği davranışları sürekli kılma anlamlarına gelir. Borcunu ödemeyen kimse ise, ayıp “mayara” suçlamasıyla karşı karşıya kalabilir. Ödünç veren kişi, onu kınayan söz ve davranışlarda bulunma hakkına sahiptir.
     Hizmet ve yardım, Arapların bireysel ilişkilerinde sürekli belleklerinde tuttukları, unutmadıkları iki kelimedir. Yapılan bir iyilik, iki kat fazlasıyla ödenir. Araplar bu konudaki duygularını “Sana bir elini uzatana, sen iki elini ver” sözleriyle ifade ederler.
     Araplar, minnettar bir toplumdur. Özellikle, gereksinim duyduğu anda yardıma koşulduğu zaman minnet duyguları sonsuzdur. Bu duruma yakın tarihten somut bir örnek vermek gerekirse;
     “1957 yılında, bölgeyi taşkınlardan korumak ve bu korkunç su gücünü ekonomiye kazandırmak amacıyla Nil Nehri üzerinde Asvan Barajı ve Hidroelektrik Santralı’nı inşa etmek isteyen Mısır, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere birçok batılı ülkeden gerekli finansmanı sağlamak için çok çaba harcamış, fakat sonuç alamamıştır. Hâlbuki gelişmekte olan ülkelere yardım maskesi altında politik, ideolojik ve ekonomik yayılma siyaseti güden ve kendine yeni yeni müttefikler arayan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ise, bu talebi olumlu karşılayarak Mısır halkının ve yönetiminin sempatisini kazanmıştır. Mısırlılar bunun için şarkı bile bestelemişlerdir. Cemal Abdülnâsır döneminde, 1958 yılından itibaren Sovyet Rusya ile kurulan diyalog ve yakınlaşmalar, bu ve buna benzer yardımların doğal bir sonucudur.”(*)
     Araplar, düşman bile olsa kendilerine yardım edene minnettarlık duyarlar. Düşman olan kişi, iyilikte bulunduğu takdirde, ona karşı olan düşmanlıklar unutulur gider, sözü bile edilmez olur.
     Arapların bir diğer özelliği de, yapılan iyiliğin sonucunda sürekli ve sağlam bir8 arkadaşlığın temelini atmalarıdır. Arap, eğer bir kimseden iyilik görmüşse, iyilik gördüğü kişinin zor anında yardımına koşar. Böyle zamanlarda o kişinin takınacağı tavır, Arap’ın, onun karakteri hakkında değerlendirme yapmasına neden olur.
     Araplarda iki ayrı özellik daha dikkati çeker; aile grubuna yardıma hazır bulunmak “nakhva” ve başkasını korumaya, himaye etmeye arzulu olmak “hamiyya”…
     Bir kişinin içine düştüğü tehlikeli durumdan kurtarılması için aile grubuna yaptığı ricanın o ailece yerine getirilmesi normal bir davranıştır. Ancak, o kişinin, aile dışı bir gruptan yardım istemesi veya ailesi tarafından onun yardımına koşulmaması aynı derecede ayıp sayılır.
     Bir Arap’ın şerefi, direkt olarak onu etkileyen birçok unsurla birlikte, kendisinden yardım talebinde bulunan kişiye karşı takındığı tavırla da ölçülür. Özellikle o kişi haksız yere suçlandırılıyorsa, bu konu daha da önem kazanır.
     Tüm bu geleneksel görevler ve yükümlülüklerden dolayı Arap, kendisini sürekli “almak” ve “vermek” atmosferinde bulur. Bu nedenle de tüm zamanını, neyi vermesi gerektiğini ya da karşılığında kendisine ne verileceğini düşünmekle geçirir.

(1) Aynı yardım paketinde yer alan ve Sovyet teknik uzmanlarınca kısa sürede kurulan metalürji tesislerinde üretilen çeliğin yüksek verim oranı nedeniyle dış satımda kolay Pazar bulması, Mısır ekonomisine büyük katkılar sağlamış ve Sovyetler Birliği’nin halk nazarındaki itibar ve prestijinin daha da artmasına neden olmuştur.

Yazar hakkında

Yorum Ekle