Ne Arap’ın Yüzü… (9)

N

     ÖZGÜRLÜKTE ÖZGÜRLÜĞÜ YAŞAYAMAMAK
     Kendi aile grubu içinde maruz kaldığı istekler ve sürekli müdahaleler nedeniyle Arap’ın eli kolu bağlı gibidir. İstediği şeyi yapma ve dilediği gibi davranma özgürlüğüne sahip değildir. Diğer taraftan, aile içindeki görevlerini yapmaz ve geleneksel sorumluluklarını yerine getirmezse, ailenin bu görevi kendisinden alacağının bilincindedir.
     Kimseye bir şey sormadığı halde, yol göstereni çok olur. Ailede herkes ona akıl verir veya yanlış yola yönlendirilmiş olsa dahi hayatına karışır. En yakın akrabalarına ya da ailenin en büyüğüne danışmadan bir karar veremez. Arapların kararsız kişiliği ve zor durumlarda ya da yalnız kaldığı anlarda bocalaması, aile içinde bu gelenekle büyütülmesindendir.
     Araplar o derece birbirlerinin hayatına girmiştir ki, herkes bir diğerinin ne söyleyeceğini, ne yapacağını bilir. Onun her sözü ve davranışı, aileyi oluşturan grubun adeta sansüründen geçer. Bireyin hareket ve sözlerinde dikkati çeken önemli hususlar grup tarafından sürekli denetime ve değerlendirmeye tabi tutulur.
     Araplar, birbirlerine çok soru yöneltirler; “kaç para ödedin, nasıl geçiniyorsun, sağlığın nasıl, ne zaman döndün” gibi. Karşısındaki şahısla bizzat ilgilenir ve yönelttiği soruların yanıtlanmasını ister. Arap, yakın ilgi duyduğu kişilerin özel hayatına ait gelişmeleri bilmek konusunda her türlü hakka sahip olduğu kanısındadır.
     Kibar ve nazik bir davranış bile olsa, olumsuz anlamda ve kaçamak olarak verilen yanıtlar, onu gücendirebilir, hatta kızdırabilir.
     Denetim unsurunun aile içinde ne boyutlara ulaştığını aşağıdaki örnek çok güzel anlatmaktadır:
     Araplarda akrabalar arası yapılan ziyaret, her gün rastlanılan olağan bir davranıştır. Bir kimse, hiç teklifsiz akrabasına gidip yemeğini yer, ütüsünü yapar, dikişini diker, gerekirse çamaşırını yıkar. İsterse orada gece yatısına kalır veya evine döner. Bu davranışlarından dolayı da en ufak bir rahatsızlık duymaz.
     Önceden haber verilmeksizin, günün her saatinde ziyarete gidilir ve uzun süre oturulur. Konuğun hareketleri rahattır. Evde dilediği gibi dolaşır, yatak odasına ve mutfağa çekinmeden girer. Evine nasıl bakması, eşyalarını nasıl yerleştirmesi, bahçeye neler ekmesi, çocuklarına ne şekilde davranması gerektiği hususunda evin hanımına sürekli önerilerde bulunur. Bir sonraki sefere geldiğinde, önerilerinin yerine getirilip getirilmediğini, sözlerinin tutulup tutulmadığını kontrol eder.
     Ev sahibinin, hastalık gibi önemli mazeretleri bile olsa, konuğunu reddetmesi güçtür. Yalnız kalma arzusunu belli eden en ufak bir davranışta bulunduğu takdirde, konuğunun güceneceğini bilir.
     Eskiden Arap toplumunda, yönetici konumundaki egemen sınıfla, bu sınıfın sorumluluğunu yüklendiği kişiler arasında denetim konusunda bir düzen mevcutmuş. Oysaki bugün, egemen sınıf daha fazla otoriteye sahip olduğu halde, sorumluluk yüklenmekten kaçınmakta, bu sorumluluk bilinci daha ziyade köy ve kentlerde oturan yakın akrabalar arasında göze çarpmaktadır.
     Küçük yerleşim yerlerinde oturan aileler, büyük kentlerde yaşayan akrabalarının yaşantıları üzerindeki denetim haklarını kullanmak isterler ve onlardan kendilerine karşı geleneksel yükümlülüklerini yerine getirmelerini beklerler. Bunun aksine, kentlerdeki bazı aile bireylerinin, üzerlerinde tesis edilen beklentiler ölçüsünde akrabalarını koruyup gözetmedikleri, onlara sahip çıkmadıkları görülmektedir.
     Akrabalar arasında oluşan, aile bireylerinin duyumsadığı kontrol ve sorumluluk duygularındaki bu eşitsizlik, Arap’ın benliğindeki dengeyi bozmakta ve içinde isyan duygularının uyanmasına neden olmaktadır. Gereksinim anında destek veya yardım görmediği zaman, akrabalarının kendi hayatı üzerindeki denetim haklarının gerekçesini sormakta ve bu geleneksel davranışı temelden sorgulamaktadır.
     Büyük kentlerde yaşayan Araplar, kendi aleyhlerine gelişen bu durum nedeniyle, akrabalık bağları dışında kalmaya çalışırlar. Bu eğitim, özellikle yüksek tahsil görmüş ve batı düşüncesine yatkın akrabalar arasında görülmektedir. Bunlar, aile grubunun dikkatle izlediği geleneksel yükümlülüklere karşı tam bir boş vermişlik havası içinde kendilerini bu gibi anlamsız bağlardan uzak tutmaktadırlar.
     Arap toplumunda bir kişinin değerlendirilmesi, o kişinin dahil olduğu akrabalık sınırları içindeki her bireyin söz veya tavırlarının sürekli izlenmesi sonucu oluşur. Sonuç olumsuzsa ve o kişi ortak bir kararla suçlanacaksa, suçun ağırlığına göre verilecek cezalar, kusur isnat etmek, ayıplamak, tenkit etmek, azarlamak, küçümsemek, küçük düşürmek, küfür etmek, tehdit etmek ve benzeri davranışlardan biri olacaktır.
     Bireylerin toplum içindeki davranışları devamlı kontrol altında tutulur. Aslında, geleneksel hâkimiyet duygusuyla yapılan bu kontrol, hiç hoş değildir. Verilecek cezaların büyüklüğü nedeniyle de, birey sürekli olarak toplumun suç saydığı davranışlardan kaçınır. Sonucu ne olursa olsun, ister istemez akrabalarını memnun ve mutlu etmeye çalışır. Arap, iyi ve doğru olan bir şeyi yapmaktansa, toplumun hatalı saymadığı şeyi yapmayı tercih eder.
     Cezaya çarptırılmamak için duyulan bu kuvvetli arzu ve harcanan olağanüstü çaba, Araplardaki çalışma gücünün korunması ve sürekliliği için sarf edilmesi gerekli gayretin neden noksan olduğuna delil olarak gösterilebilir.
     Arap, kabul görmeyen söz ve davranışlarından dolayı sık sık cezalandırılır. Bu nedenle kişiliği zedelenir, yetenekleri dizginlenir, adeta topluma yaramaz bir insan haline getirilir. Daha küçük yaşlarda aile ortamında başlayan bu manevi baskı, onun önce çevresine karşı çekingenlik duymasıyla kendini gösterir, sonra aşağılık duygusunun ruhuna yerleşmesiyle perçinlenir.
     Arapların bu hatalı geleneği ve yetiştirme tarzlarının yanlışlığı nedeniyle, manevi baskının ağır bastığı toplumda; çekingenlik, sorumluluktan kaçma, bunun neden olduğu bananecilik ve “benden bulmasın” gibi pasif düşünceler kökleşmiş durumdadır.
     Arap kültür ve geleneklerinin hatalı yönlerini gayet iyi tespit eden Yahudiler, 1948 yılında İsrail devletini kurarken, ilk iş olarak kendi çocukları için ayrı okullar açmışlar, onların Arap çocuklarıyla temasta bulunmalarını engellemişlerdir. Bu tutumuyla İsrail, Arap kültür ve harsının, örf, âdet ve alışkanlıklarının Yahudi toplumunu etkilemesini önlemiştir.
     Günümüz Arap aydınları, geleneksel baskıyı azaltmak, topluma ve gelecek nesillere kişilik kazandırmak için ne yapılması gerektiğini halen kavramış değillerdir. Bunda, Batı kültürünün paldır küldür girişinin, girerken de arka kapıyı kullanışının etkisi büyük olsa gerektir.

Yazar hakkında

Yorum Ekle