DECAMERON-45 (Kırk Birinci Hikâye)
DECAMERON-45 (Kırk Birinci Hikâye)

DECAMERON-45 (Kırk Birinci Hikâye)

     Kıbrıs adasında, eski tarihlerde okunduğu veçhile, Aristib isminde gözde bir adam vardı. Serveti ve şöhreti herkesten üstündü. Eğer bir noktada talihin darbesine uğramasaydı, en mesut insan olacaktı. Oğullarından biri çok güzel ve yakışıklıydı. Fakat hemen hemen ümitsiz şekilde deli idi. Asıl adı Gale idi. Fakat ne öğretmenlerin emeği ne de babanın nasihati ve dayağı bir şey öğrenmesine imkân vermişti. Yalnız sesi değil, davranışları da insandan ziyade hayvana benzerdi. Onun için kendisine sığır manasına gelen Simon derlerdi. Babası bütün ümidini kaybedince, göz görmezse gönül katlanır diyerek onu çiftliğine gönderdi. Köylülerin kaba saba hallerini şehirlilere tercih eden Simon bundan memnundu…
     Köydeki ikameti esnasında bir öğleden sonra omuzunda bir baston, bir tarladan öbür tarlaya gezerken bir ormana dalar, aylardan mayıs ayıdır. Her taraf yeşildir. Simon etrafı ağaçlarla çevrili ve ortasında bir fıskiye bulunan bir çimene varır. Çayırların üstünde genç ve güzel bir kızın uyuduğunu görür. Hafif giyinmiş kızın pek az kısmı örtülüdür. Ayak ucunda iki kadın ve bir erkek köleleri uyumaktadır. Simon hiç kadın görmemiş gibi şaşırıp kalır. Bastonuna dayanarak, kızı hayranlıkla seyre dalar. Hiçbir öğüdün tesir etmediği haşin kalbinde, arzular ve emeller uyanır. Çünkü bu kadın yeryüzünün en güzel mahlukudur. Saçları altın sarısı olan kadının alnını, burnunu, ağzını, kollarını incelemeye dalar. Ve birdenbire güzellik mütehassısı kesilir. Tek arzusu kızın gözlerini görebilmektir. Onu uyandırmayı düşünür fakat güzelliğine bakıp, onun bir ilahe olması ihtimalini düşünerek bundan vazgeçer. Çünkü ilahi şeylere dünyevi şeylerden daha fazla saygı gerekir.
     Bir müddet sonra güzel kız İfijenya uyanır. Karşısında bastonuna dayanmış olan Simon’u görür: “Bu ormanda ne arıyorsun?” der ona. Simon kızın sualine cevap vermeksizin gözlerini seyre dalar. Kız bu bakıştan korkar, hizmetçilerini uyandırır ve Simon’a: “Allahaısmarladık,” der. Simon; “Sana refakat edeyim,” diye karşılık verir. Ve onu evine kadar götürür.
     Oradan kendi evine giderek, bir daha köye gitmeyeceğini söyler. Bu haberden babası hoşlanmasa da, fikrini niçin değiştirdiğini öğrenmek için onu evde tutar. İfijenya’nın aşk okları, Simon’un hiçbir nasihatin giremediği kalbini delmişti. İlk olarak, babasından kendisinin de kardeşleri gibi giydirilmesini ister ve bu yapılır. Sonra iyi gençlerle dostluk kurar. Nihayet, asaletin icaplarını yerine getirir, hatta büyük filozofların eserlerini kavramaya başlar. İfijenya’nın aşkı, onun pürüzlü ve çirkin sesini öyle güzelleştirmiştir ki, zamanla şarkı söylemede usta olur. Ata binmeyi, karada ve denizde savaşmayı öğrenir ve böylece Kıbrıs adasındaki delikanlıların en üstünü olur. Kaderin, kalbinin bir köşesinde uyuttuğu meziyetler birer birer uyanır.
     Gerçi Simon âşık delikanlılar usulünce İfijenya’ya olan ışkını mübalağa etse de, İfijenya, Gale isminden hoşlanmadığı için delikanlıya Simon denir. Kızın babası Gibses’den kız resmen istenir. Ama reddedilir. Çünkü kız, asil bir Rodoslu olan Pasimunda’ya vadedilmiştir. Nihayet düğün zamanı gelir. Simon, kendi kendine, “İfijenya,” der. “Şimdi aşkımın kuvvetini gösterme zamanı geldi. Sen beni insan ettin, sana sahip olursam şerefim, ilahları geçecektir. Ya sana sahip olmalıyım ya da ölmeliyim!”
     Arkadaşlarından bazılarını toplar, bir gemi hazırlatır ve İfijenya’yı Rodos’a götürecek gemiye baskın vermek üzere denize açılır. Denizde İfijenya’nın gemisi görünür. Simon: “Durun!” diye bağırır. “Yoksa geminizi batıracağız!”
     Kızın gemisinde bulunanlar silaha sarılırlar ve savunmaya hazırlanırlar. Simon gemiye bir zincir atar ve kendi gemisine doğru çeker ve tek başına bir aslan gibi kızın gemisine atlar ve tayfaları birer birer öldürür. Geride kalanları da esir eder.
     Simon; “Delikanlılar,” der. “Ben bu işi ne soygun için, ne de öç almak için yaptım. Hedefim, talihimin yıldızı olan İfijenya’yı ele geçirmektir. Onu babasından iyilikle alamadığım için silahla ele geçirmeye mecbur oldum. Onu bana verin ve yolunuza devam edin.”
     Bunun üzerine tayfalar, kızı teslim ederler. Simon bu paha biçilmez avı ele geçirmekle dünyanın en mesut insanı olur. Kıbrıs yolunu bırakarak, Girit yolunu tutarlar. Çünkü Simon orada akrabalara sahiptir ve İfijenya ile rahatça birleşebilir.
     Ne çare ki, oynak kader yine bir oyun oynar, bu büyük sevinci acı bir mateme çevirir. Simon, Rodos’a dört saat mesafeye kadar yanaşmıştır ki, müthiş bir fırtına patlar. Gökler bulutla, deniz rüzgârla kaplanır. Nereye sığınılacağını kimse bilmez. Gemide ayakta durmak bile mümkün değildir. Sanki tanrılar onu emeline daha büyük bir felakete sürüklemek için uğraşmaktadırlar.
     İfijenya, her dalga vuruşunda ecel teri döker. Simon’un aşkına lanet okur. Bu fırtına onun yüzünden çıkmıştır. Çünkü onun arzusuna karşı, evlenmek isteyen, ihtiraslarını tatmine erişemez. Fırtına gemiyi Rodos yakınlarına sürükler. Oranın Rodos olduğunu bilmeden karaya çıkmak için bütün güçlerini sarf ederler. Nihayet, Rodoslu gemicilerin daha evvel karaya çıktıkları bir küçük koya sığınırlar.
     Simon bu koydan dışarıya çıkmaya, neye mal olursa olsun uğraşır. Fakat beyhude, fırtına, onların koydan ayrılmalarına imkân vermez. Ve hasım gemiciler kendilerini görürler. Bu gemicilerden biri, asilzadelerin ziyaretgahı olan bir çiftliğe giderek Simon ve İfijenya’nın bulunduğu geminin koyda olduğunu haber verir. Halk toplanır, koya doğru yürür, yakın bir ormana sığınmak için karaya çıkmış olan Simon ve İfijenya, yakalanarak çiftliğe götürülür. Pasimonda da valiye şikayet eder, onun emriyle, kumandan Lisimahus, Simon’u ve adamlarını hapse atar.
     Böylece zavallı Simon birkaç buseden başka bir şey alamadığı İfijenya’sından ayrılır. İfijenya’yı kibar kadınlar teselli ederler. Ve düğün gününe kadar yanlarında alıkoyarlar. Simon ve arkadaşları, Rodoslulara iyi muamele ettikleri için, ölüm cezasına değil, ömür boyu hapis cezasına çarptırılır. Pasimonda ise düğün hazırlıklarını hızlandırır. Pasimonda’nın daha genç bir kardeşi vardır ki, Hormista adındadır ve Lisimahus’un çok sevdiği Kasandra’ya âşıktır. Ve onunla evlenmek istemektedir. İki kardeş, iki masrafı bir arada yapmak için düğünlerini aynı güne denk getirmek isterler Nihayet Kasandra’nın anne-babası bu evlenmeye izin verdiler.
     Bu habere çok sinirlenen ve Kasandra’nın elinden gideceğine çok üzülen Lisimahus gerçi kederini göstermeyecek kadar kurnazdır ve düğüne mani olmak için tedbirler düşünür. Memuriyeti dolayısıyla, bu da onun için çok kolaydır. Ne çare ki yakışık olmaz diye düşünür. Nihayet aşk, şerefi yener ve böylece neye mal olursa olsun Kasandra’yı kaçırmaya karar verir. Bu planı düşünürken, hapiste olan Simon’u ve arkadaşlarını hatırlar.
     Bu işe onlardan daha elverişli kimse olamazdı. Ertesi gece onu, odasına çağırdı: “Simon,” dedi. “İlahlar liyakatları en iyi bilenlerdir. En liyakatlılara da en büyük mükafatları ihsan ederler. İlahlar senin liyakatin hakkında daha büyük deliller elde etmek istiyorlar. Onlar seni, aşkın ıstıraplarıyla insan ettiler. Şimdi bilmek istiyorlar, acaba hapishane hayatı yiğitliğini sarstı mı? Eğer cesaretin aynen baki ise, tanrılar sana, cesaretinin mükafatını verecekler. Senin ölümünü o kadar hararetle arzulayan Pasimonda kaderin senin eline teslim ettiği İfijenya ile düğününü tescil etmek istiyor. Senin ne kadar ıstırap çektiğini tasavvur edebilirim. Çünkü aynı gün, çok sevdiğim Kasandra da Hornista ile evlenecek. Hürriyeti ve hele sevgilini elde etmek arzun devam ediyorsa planıma katıl.”
     Bu sözler, Simon’un ruhunda ölmek üzere olan cesareti tekrar uyandırır. Böylece Simon, uzun düşünmeden, “Lisimahus,” der. “Bana vadettiğini elde edeceksem, benden daha cesur ve daha sadık bir arkadaş bulamazsın. Ne yapacağımı bana göster. Harikalar yaratacağım göreceksin.”
     Lisimahus: “Üç gün sonra,” dedi. “Nişanlılar evlenecek. Sen adamlarınla, ben de bana bağlı askerlerle, akşama doğru, düğün evini basmalıyız. Sevgililerimizi alıp hazır duran bir gemiyle kaçırmalıyız. Karşı duranı da kılıçtan geçirmeliyiz.”
     Bu fikir Simon’un hoşuna gitti. Ve hapishanede planın tatbik gününü sükunetle beklemeye başladı. Nihayet düğün günü gelip çattı. Düğün evi neşe içindeydi. Simon ve Lisimahus silahlı adamlarını üç gruba ayırdılar. Birisini gemiye gönderdiler ki, gemiye binmeleri sağlansın. Diğer iki grupla düğün evine girdiler, kapıya birkaç nöbetçi dikerek salona çıktılar. Gelinler misafirlerle beraber sofrada yer almışlardı. Adamlar masayı devirdiler ve kızları ele geçirerek gemiye götürmek üzere adamlarına teslim ettiler. Kadınların ağlama ve feryatları evi dolduruyordu. Merdiven başında, karşısına çıkan Pasimonda’yı Simon bir kılıç darbesiyle kafasını parçalayıp yere serdi. Hormista da aynı tarzda öldürüldü.
     Böylece kan ve gözyaşı ve kederle dolu evi bırakarak, kadınlarla gemiye ulaştılar ve akrabaları tarafından sevinçle karşılandılar. Sevdikleriyle düğün dernek yapıldı. Olay Kıbrıs’ta ve Rodos’ta huzursuzluk yarattı. Fakat sonra dostların aracılığı ile Simon ve İfijenya Kıbrıs’a ve Lisimahus’la Kasandra da Rodos’a gittiler ve orada çiftliklerinde ömürlerini saadet içinde tamamladılar.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir