DECAMERON-46 (Kırk İkinci Hikâye)

D

     Sicilya yakınlarında Lipari adlı bir ada vardır. Burada az zaman evvel, Kostanza isimli güzel bir kız vardı ki asil ailedendi. Ve Markus isimli, hoş, zarif, sanata aşina bir genç, onu seviyordu. Kız da ona vurgundu. Markus, kızı babasından resmen isterse de fakir olduğu için olumsuz cevap alır. Bunun üzerine Markus, birkaç dostu ile bir gemi tedarik eder ve yola çıkarak zengin olmadan Lipari’ye dönmemeye yemin eder. Korsanlığa başlar. Berberiye sahillerini haraca keser. Talihe şükretmesini bilse, kaderi fena gitmez. Fakat servete doymayan bir hırsla, Sarasanlı korsanlar tarafından yakalanır ve yağma edilir. Adamları kılıçtan geçirilir, gemisi batırılır. Kendisi de Tunus hapishanesine atılır.
     Lipari’ye, Markus’un bütün gemi halkı ile beraber öldüğü haberi gelir. Bu haberi alan kızcağız, uzun uzun ağlar ve fazla yaşamamaya karar verir. Bir gece baba evini terk ederek limana iner. Gemiler arasında sahibi tarafından terk edilmiş bir balıkçı kayığı görür. Kayığa atlar, bütün ada kadınları gibi gemicilikten anladığı için küreklere sarılır ve açılır. Geminin dümenini de suya atarak kendini rüzgârlara bırakır. Böylece, ya suya batacak veya bir kayaya çarpıp parçalanacaktır. Mantosunu kafasına geçirip, kayığın ortasına uzanır.
     Fakat iş onun istediği gibi olmaz. Rüzgâr hafifler ve ertesi gün kendini Tunus sahilinde, Susa kıyılarında bulur. Kıyıda balık ağlarını kurutmakla meşgul fakir bir kadına rastlar. Kadın, yelkenli kayığın karaya vurduğunu görünce, içindekilerin uyumakta olduğunu sanır. Ama kayığın içinde, yalnız kızı görür. Kızın Hristiyan olduğunu sezerek İtalyanca: “Böyle yapayalnız nasıl geldiğini” sorar. Kızcağız, kadının İtalyanca konuşmasını, rüzgârın kendisini Kıbrıs’a atmış olduğuna delil sayar. Kayıktan fırlar, etrafına bakınır, tanıdık bir köşe göremeyince kadına: “Burası neresi?” diye sorar. Kadın: “Kızım,” der. “Burası Berberiye sahili, Susa şehridir.”
     Allah’ın, kendisine ölümü vermemiş olmasından dolayı üzüntülü; korku ve utanç içinde ne yapacağını bilmeyerek, sandala oturur ve ağlamaya başlar. Bu manzara, fakir kadının merhametini uyandırır. Onu kulübesine alır. Siyah ekmek, balık ve su ikram eder. Ve macerasını sorar. Kız da İtalyanca konuşan kadına, kim olduğunu sorar.
     Kadın, “Trapani’de doğduğunu, adının Karapressa olduğunu ve Hristiyan balıkçılara hizmet ettiğini söyler. Karapressa kelimesi kızda bir hayırlı işaret tesiri yapar ve ümit uyandırır. Böylece ölme kararını değiştirir. Fakat kadına hüviyetini bildirmez. Gençliğine acımasını ve kendisine yol göstermesini rica eder. İyi kalpli Karapressa, kızı kulübede bırakarak ağları toplamaya gider. Döndüğünde onu Susa’ya götürür. “Kostanza,” der. “Seni iyi kalpli Sarasanlı bir bayanın evine götüreceğim. O yaşlı ve temiz kalpli bir kadındır. Seni ona tavsiye edeceğim. Herhalde seni kabul edecek ve kızı gibi muamele edecektir. İyi hareketlerinle kadının teveccühünü kazanmaya çalış, belki Allah sana başka bir nasip ihsan eder.”
     Yaşlı kadın, gözyaşlarıyla kızın alnını öper ve ipek işleri ile meşgul olan diğer kadınların yanına götürür. Bir, iki günde kızcağız bu sanatı öğrenir, kadının teveccühünü kazanır.
     Kostanza, Susa’da bulunurken ebeveynleri, onu ölmüş bilerek ağlaşırlar. Bu sırada kaderin cilvesi, Granatalı bir delikanlı, Tunus krallığını ele geçirmek için kuvvetli bir ordu ile harekete geçer. Birbirlerinin dilini anlayan Markus, hapishane bekçilerinden birisine der ki: “Eğer kralla konuşabilsem, onu zafere götürecek bir tavsiyede bulunabilirim.”
     Kral bunu duyar ve Markus’u çağırtarak, tavsiyesinin ne olduğunu sorar. Markus, “Tunus’ta bulunalı gördüm ki, sizler iyi yay kullanıyorsunuz. Eğer hasmın oklarını azaltacak, sizlerinkini de çoğaltacak bir çare bulunsa siz harbi kazanırsınız.”
     “Elbette,” der kral. “Bu mümkün olsa zaferden şüphe etmem.”
     “Hükümdarım, bu pekala mümkündür. Siz yaylarınıza daha ince kirişler germelisiniz ve okları bu ince kirişlere göre yapmalısınız. Ama bu tedbiri hasmınızdan gizlemelisiniz. Yoksa karşı tedbir alırlar. İki taraf oklarını atıp bitirince, kendisine atılmış olan okları kullanacaktır. Ama sizin ince kirişe uygun oklarınız onların kalın kirişine uymayacaktır. Halbuki, siz onların oklarını kullanabileceksiniz. Böylece sizde ok bolluğu, düşmanda ise darlığı olacak.”
     Akıllı kral, bu teklifi beğendi. Ve tatbik ederek, zaferi kazandı. Markus da bu sayede itibar ve servete erişti. Bu olay kısa zamanda bütün memlekette duyuldu. Markus’un hayatta olduğu haberi Kostanza’nın kalbindeki aşk ateşini alevlendirdi. Ve ümitlerini uyandırdı.
     Kostanza, ihtiyar kadına, macerasını anlatıp ve Tunus’a giderek sevgilisini doya doya görmek istediğini söyledi. Yaşlı kadın bu fikri tasvip etti. Ve bir anne gibi kızı, Tunus’a götürdü. Orada bir akrabasının evine yerleştirdi. Ona refakat etmiş olan Karapressa, Markus hakkında haber almaya yollandı. Gelen habere göre Markus hayatta ve itibarlıydı.
     Ev sahibi Kostanza’nın geldiği haberini Markus’a ulaştırdı: “Senin Liparili kölelerinden biri, seninle gizlice konuşmak istiyor,” dedi. “Kimse sezmesin diye bu haberi size kendim getirdim.”
     Markus, teşekkür etti ve kadınla birlikte Kostanza’nın yanına gitti. Kız, onu kucaklayarak öptü ve gözyaşı döktü. Markus, bir müddet hayretle durduktan sonra: “Ah Kostanza’m,” dedi. “Demek hayattasın? Çok evvel, öldüğünün haberi gelmişti.”
     Kızı kucaklayıp öptükten sonra başlarından geçeni anlattılar. Bunun üzerine Markus, krala giderek kendisinin ve sevgilisinin maceralarını anlattı ve evlenmelerine izin istedi. Kral, hayret içinde kızı çağırttı, “Sen ona,” dedi. “Eş olmaya layıksın.”
     Birkaç kıymetli hediye getirterek onlara verdi. Bundan sonra iki sevgili, müsait rüzgâr altında Lipari’ye yelken açtılar. Geri gelişleri orada büyük sevinç uyandırdı. Markus, güzel sevgilisi ile mutantan bir düğün ile evlendi. Ve aşkları uzun zaman huzur içinde devam etti.

(Yazan: Giovanni Boccaccio – Çeviren: D. Yılmaz Tekin)

Yazar hakkında

Yorum Ekle