Ne Arap’ın Yüzü… (11)

N

     BİR ŞEYLERİN ARDINA SAKLANMAK
     Cömertlik, cesaret ve cüret, sözünde durmak, vefakârlık, konukseverlik, ince görüşlülük, doğru sözlülük, vs. gibi kavramları kendilerine mal ederek geçmiş dönemlerinde haklı bir şöhret yakalayan Arap toplumunun, eskiden sahip oldukları değerlerin birçoğundan gittikçe uzaklaştıkları ne kadar gerçekse, bu değerlerin yerine çok farklı kavramları ikame ettikleri de bir o kadar gerçektir. Çöl benzeri geleneksel yaşam alanlarında varlıklarını sürdürebilme umuduyla büyük kent hudutlarını terk eden eski örf ve âdetlerde olduğu gibi, bunların da toplum hayatından yavaş yavaş silindiği gözlenmektedir.
     Arap, günlük yaşantısında sergilediği tavır ve davranışları çoğunlukla maskelemek ve bunu yapmak için de sürekli bir şeylerin ardına saklanmak ihtiyacını duyar. Sosyal baskının doğurduğu korku, bu ihtiyacın asıl nedenini oluşturur. Yanlış bir söz söylemek ya da hatalı bir davranışta bulunmak, Arap’ın en sıkıntı duyduğu konuların başında gelir. Arap, ancak “yemin” müessesesini kullanarak, bir nebze olsun bu sıkıntıdan kurtulacağını düşünür.
     Arap toplumunda yemin etmek, olağan bir harekettir. Batı toplumlarında ise güvensizliği ve samimiyetsizliği işaret eder. Yemin, aynı zamanda ahlak düşkünlüğünün bir göstergesi sayılır.
     Allah’ın ve Hz. Muhammed’in isim ve sıfatları, en basit bir olayı veya en ufak bir anlatımı doğrulamak uğruna, karşısındakini inandırmak için kullanılır. Allah’ın adına yapılan bu yeminlere “kasem” adı verilir. Arap, “vallahi” diyerek yeminine başlar, “Allah seni inandırsın onu gördüm” diye devam eder ve “Allah ve peygamber şahidimdir ki, dükkânını açmıştı” diyerek bitirir.
     Her fırsatta yemin etmek, toplumda yaygındır. Edilen yemin sadece Allah’ın ve peygamberin ismi üzerine değil, kendi şahsı, hayatı ve sağlığı üzerine de olmaktadır. Çoğu zaman en yakın aile bireyleri de bu işe karıştırılır. “İki gözüm kurusun ki!” ya da “Babam ölsün ki!” gibi yeminler, Arap’ın diline doladığı sıradan cümlelerdir.
     Allah’ın adı verilerek yapılan ve yerli yersiz, zamanlı zamansız tekrarlanan yeminler, karşısındaki şahsı ister istemez sözün doğruluğu hakkında şüpheye düşürür ve kişinin saygınlığına zarar verir. Öyle olmasına rağmen, Arap toplumunda yemin yine de ciddiye alınmaktadır.
     Bir de, günümüz Arapları tuhaf bir pozitivist(1) anlayış içinde, herhangi bir iddianın doğruluğunu kanıtlayabilmek için her nedense Kur’an âyetlerine ve peygamber hadislerine başvurmayı tercih etmektedirler. Dinsel ve sosyal konularda bir varsayım ileri sürüldüğünde, Araplar derhal “Delillerin nedir?” diye sormakta ve bir âyetle ya da bir hadisle yanıt vermediğiniz takdirde sözünüzü dinlemeye değer görmemektedirler. Bu manevrayı bir çıkış noktası olarak kullanmakta ve anladığımız kadarıyla, bugüne değin üzerine titredikleri İslami hayatı yaşamak yerine, yaşadığı modern hayatı İslam’a uydurmak gibi kaçamak ve kolay bir yola sapmaktadırlar.
     Bu ve benzer konular, “Arap toplumu acaba kabuk mu değiştiriyor?” sorusunu gündeme getirmektedir. Tabii bunun değerlendirmesini tarihçilere, din adamlarına ve toplum bilimcilere bırakmak daha doğru olacaktır, ama benim varsayımım bu merkezdedir! 

(1) Pozitivizm; bilinebilir olanın sadece olgular olduğunu varsayan akım. Yaşadığımız çağda çeşitli nedenlerle nesnel gerçeklikten kaçmak isteyen çok büyük bir bölümü etkilemiştir.

Yazar hakkında

Yorum Ekle