Ne Arap’ın Yüzü… (12)
Ne Arap’ın Yüzü… (12)

Ne Arap’ın Yüzü… (12)

     ÇELİŞKİLİ DAVRANIŞLAR YUMAĞI
     Toplum içinde utanılacak veya tasvip görmeyen bir harekette bulunan Arap, başkalarının gözünde saygınlığını kaybetmemek için bu hareketi saklar. Ancak, bu davranışıyla kendini itibardan düşürdüğünün, lekelediğinin farkında değildir.
     Bu nedenle Araplar, özel işlerini gizlilik içinde yaparlar. Böyle davranmakla, toplumun onun hakkında olumsuz kanıya varmasını önlemeye çalışırlar. Bununla ilgili olarak “Gizli yapılan fena işin üçte ikisi af      olur” şeklinde bir de atasözleri vardır.
     Tabii ki Arap, yaptığı fena hareketi Allah’tan korktuğu için değil, toplumdan çekindiği için saklamaktadır. Korkusu asla vicdan huzursuzluğundan ileri gelmez, dış etkilerden kaynaklanır. Aşağıda aktarılan yaşanmış bir örnek, Arap’ın ruh durumunu açıkça göstermektedir:
     “Arap’ın biri, bir süredir şüphelenip takip ettiği eşini bir başkasıyla uygunsuz bir halde yakalar ve tabancasını çekerek rakibine; ‘Şimdi elime düştün ve seni bir kurşunla öldürebilirim. Ancak karımla olan ilişkini kimseye söylemeyeceğine yemin edersen, seni serbest bırakırım,’ der.
     Durum oldukça kritiktir. Her iki âşık için tek seçenek sunulmuştur ve bu seçenek de tercihe şayandır. Aksi halde ölüm namlunun ucunda beklemektedir.
     Sonuçta adam, bu olayı bir sır olarak saklayacağına yemin eder ve gider, koca da bir bahaneyle eşini boşar ve kurtulur.”
     Arap’ı o anda, eşinin ihaneti veya eşinin âşığıyla birlikte ne şekilde cezalandıracağı hiç mi hiç ilgilendirmemektedir. Onun ilgilendiği tek şey, içine düştüğü zor durumdur. Bu durumun toplumdaki kişisel itibarını zedeleyeceğinden korktuğu için böyle davranmıştır.
     Verdiğimiz bu örnek, işlenen suçun büyüklüğünün veya bireyin duygusal çöküşünün hiç kıymetinin olmadığını göstermektedir. Topluma karşı duyacağı utanma hissi, o anda yapmayı düşündüğü olası bir hareket için vereceği karara üstün gelmiştir.
     Utanma duygusunun toplumda meydana getirdiği kısıntılar, bireyleri aşırı derecede gizli davranışlara teşvik etmektedir. Genç ve isyankâr ruhlu yeni nesil ise, tutucu kesimin davranışları karşısında hayrete düşmektedir. Bu tarz hareketler, özellikle büyük kentlerde yaşayan Avrupalılaşmış Araplarda görülmektedir. Genç nesil, bağlı bulunduğu toplumun yüz kızartıcı olarak nitelendirdiği hareketleri, hiç utanç hissi duymadan uygulamakta ve gizlemeye dahi gerek görmemektedir. Bununla beraber, büyük çoğunluğun bu gibi hareketleri onaylamadığı da bir gerçektir.
     Küçük köy ve kasabalarda ise eski âdetler hâkimdir. “Utanma duygusu olmayan her istediğini yapar,” sözü sık sık dile getirilmektedir. “Tanınmadığın yerde ne istersen yap,” sözü karşıt olarak kullanılan yaygın bir sözdür. Ortadoğu’daki Arap ülkelerinden, özellikle yaz aylarında yapılan turistik geziler, bunun en açık bir örneğidir. Gezi süresince tüm Arap âdet ve alışkanlıkları bir noktaya kadar kenara atılmakta, kısa süreli de olsa toplumun bireyler üzerindeki baskısı ortadan kalkmaktadır. Bu serbesti, baskı altındaki Arapları, başta Türkiye olmak üzere birçok değişik ülkeye çekmektedir. Zengin-fakir her Arap, senede en az bir defa yurtdışına çıkış yapmak arzusundadır. Bu arzu, sadece alışveriş yapmak için değil, bulundukları toplumun baskısından kurtulup tanınmadığı bir yerde istediği gibi yaşamak ihtiyacındandır.
     Arap toplumu, bedenle yapılan her türlü çalışmayı reddeder, küçük görür. Köklü ve soylu aile bireyleri, bedenen çalışmaktansa aç kalmayı tercih ederler. Bu nedenden ötürü, çarşı ve pazardan alınan gıda maddeleri ya hamalla taşıttırılır ya da satıcı tarafından varsa müşterinin arabasına konur. Müşteri arabasız gelmişse, mallar dükkân sahibi tarafından evine gönderilir. Düzgün ve şık giyimli, kravatlı bir kimsenin veya bir zenginin, elinde yiyecek paketleri olduğu halde yolda yürüdüğü pek nadir görülür. Bununla birlikte, eğitim için dış ülkelere giden bu tip ailelere mensup birçok öğrencinin, kazanç sağlamak gayesiyle, başta fastfoodlar olmak üzere part-time işlerde çalıştıkları bilinmektedir.
     Arap toplumu merhametsiz, haşin ve kabadır. Arap güce tapar, saltanata bayılır. Zayıfa karşı şefkati ve merhameti yoktur. Karşısındakinden gücünü gösteren hareketler bekler. Eğer beklediğini bulamazsa, ona insafsızca muamele eder. Bir kişinin şansı bozuk ve işleri iyi gitmiyorsa, toplum tarafından ezilecek demektir. Elinden tutup yardım edeceğine, herkes ona arkasını döner. Hatalı davranışlarda bulunanlara yapıldığı gibi derhal suçlandırılır. İçine düştüğü durumda suçsuz olduğu ispatlanmış bile olsa, o yine ilelebet suçlu damgasıyla yaşamaya mecbur kalacaktır.
     Bütün bu tepkilere karşı koymak ve toplumda başarılı olabilmek için bir şahsın, günlük yaşantısının her anında yapmacık davranışlarla ciddi ve oturaklı gözükmesi, böylelikle kişilik sahibi ve güçlü biri olduğuna karşısındakini inandırması gerekecektir.
     Arap, güçlüye karşı aşırı derecede hürmetkârdır. Güzel giyinmek ve yakışıklı olmak da Arap’ı etkileyen özelliklerdir. Bir erkeğin fiziki yapısının güçlü olması, o kimsenin kişiliğinin oluşmasına yardım eden en önemli faktör olarak değerlendirilir.
     Arap için yaşam; doğumdan ölüme, sabahtan akşama, baştan sona korkulu bir deneyimdir. Davranışlarının toplum tarafından denetlenmesi, onu da sürekli dikkatli davranmaya ve hata yapma durumunda toplumun vereceği cezanın ne olacağını düşünmeye sevk eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir