Ne Arap’ın Yüzü… (13)
Ne Arap’ın Yüzü… (13)

Ne Arap’ın Yüzü… (13)

     TEPKİLERİN KAYNAĞI ÇEKEMEZLİK VE KISKANÇLIK
     Arap toplumunda; köklü, soylu ve geniş bir aileden gelmek, zengin ve güçlü olmak, çok çocuğa sahip bulunmak gibi hususlar kıskançlık yaratır. Sosyal ilişkilerinde Araplar, birbirlerine karşı adeta düşmanca hareket ederler. Düşmanlığın asıl nedeni; toplum içi ilişkilerde kurulan diyaloglar sırasında ortaya çıkan sürtüşmelerin bir sonucu olarak harekete geçen muhalif ruh durumunun dışa vurumu ve bunun saldırgan davranışlarla ifade edilme çabasıdır.
     Bireyler arasındaki anlaşmazlıklar ve topluluğu sarsan ciddi geçimsizlikler, genellikle evlilik yoluyla oluşan akrabalık nedeniyle beraber yaşama zorunluluğundaki soydaş veya akraba gruplarının ilişkilerinden doğar. Bu durum kıskançlığın, nefret etmenin, kin gütmenin temel kaynağıdır. Özellikle anneler, bu gibi duyguları küçük yaştan çocuklarına aşılamaktan büyük zevk alırlar. Bu da, çocuk için korku ve güvensizlik dolu bir hayata adım atmakla eş anlama gelmektedir.
     Müşterek malların kullanımı, aile arasında tartışma, saldırı ve hatta cinayete neden olabilir. Aile grubunda en yakın kişiler olarak bilinen kardeşler ve yeğenler, çok defa birbirlerinin can düşmanı olurlar. Evli erkek kardeşlerin eşleri, yani eltiler arasındaki kıskançlık ve çekemezlikten kaynaklanan söz düelloları, tartışmaları daha da kızıştırır.
     Toplumda aile bağlarının güçlenmesi ve arkadaşlık duygusunun yeşermesi birçok nedene bağlıdır. Bunlardan birisi, belki de birincisi; gizli ve rakip grupların ortaya çıkmasıdır. Gruplar arasındaki ilişkiler genellikle nefret ve kin kökenli olduğu için, böyle bir oluşum aile içindeki bağları daha da güçlendirecek ve bireylerin bir araya gelmesine neden olacaktır. Araplar bu konuyla ilgili olarak; “Ben ve kardeşim gerekirse amcaoğluna karşı savaşırız. Ama karşımızdaki bir yabancı ise, ben ve amcaoğlu beraber savaşırız,” derler. Zaten Arap kavmiyetçiliğinin temelini, aileler ve kabileler arasındaki bu sosyal dayanışma ve yardımlaşma arzusu teşkil eder. Eğer kendilerinden olmayan birisi onlara karşı çıkacak olursa, karşılarında tek vücut olmuş bir grup bulur. Bunda kabilelerin birbirleriyle akraba olmasının ve soy bağlarıyla bağlanmasının payı büyüktür.
     Saldırganlık özelliği, Arap’ı, tenkit etme, tartışma, sataşma ve çatışma konularında sorunlu biri haline getirmiştir. Araplar tenkit etmekten çok zevk alırlar. Yabancıları, vatandaşlarını, liderlerini, ama daima başkalarını ve pek nadir olarak da kendilerini tenkit ederler. Arap, yapıcı, kanaatkâr ve devletine sadık olmak yerine, memnuniyetsizliğin ve tatminsizliğin yaratıcısıdır. Bu da, bilindiği gibi, gerek kişisel ve gerekse müşterek başarıya ulaşmak isteyen yaratıcı insan gücü için ters bir davranıştır.
     Arap, kişisel hata ya da toplumsal yıkımlarda sorumluluğu üzerine almaktan kaçınır. Kabahati başkalarının omuzlarına yükleme eğilimindedir. Suçlayıcı tavır, Araplar arasındaki kıskançlık ve kin gütme davalarında tansiyonu en son sınıra kadar yükseltir. Bu durum erkeklerde de, kadınlarda da böyledir.
     Arap, bir şahsı kötülemek için onun zayıf anını kollar. Hata yaptığı takdirde o şahıs, toplumun en büyük silahı olan suçlama ile karşılaşır. Çevresinin düşmanlık derecesi, işte o zayıf anda belli olur. Ondan nefret edenler, bu andan faydalanarak intikamlarını almaya çalışırlar. Bu da Arap’ın fırsatçılık yönünün sergilendiği en uygun ortamlardan birini teşkil eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir