Ne Arap’ın Yüzü… (15)

N

     ÇÖL ARAPLARI; BEDEVİLER
     Bedeviler çobanlıkla geçinen, sağlam ve dayanıklı insanlardır. Çok zor yaşam koşulları altında dahi yaşantılarını devam ettirirler. Büyük sürüler halinde yetiştirdikleri develerine, koyunlarına, keçilerine uygun otlaklar aramak zorunda olduklarından belirli bir yerleri yoktur. Tam bir göçebe hayatı yaşarlar. Genelde, otu bol olan su kaynaklarına yakın yerlerde konaklarlar. Mevsimden mevsime, bölgeden bölgeye yer değiştirirler ve büyük çadırlarda otururlar. Çadırları keçeden, keçi kılından ya da deve tüyünden yapılmıştır. Bir kısmı, artık çağın gereklerine uymak arzusu duyduklarından olsa gerek, portatif çadır kullanırlar.
     Bedevilerin tipik sosyal yapısı, baba tarafından gelen aile bireylerinin oluşturduğu kabiledir. Aslında büyük bir aile olan kabile, tüm akrabaların bir araya gelmesiyle hayat bulur. Gerçek bir kan ve soy birliğine dayanır. Kabile üyeleri, sahip oldukları haklar ve üstlendikleri görevler bakımından tamamen eşittirler. Birbirlerini kardeş sayarlar. Hiçbir yazılı yasanın koruyuculuğu altına girmeyen bu insanlar, toplumsal ve hukuksal açıdan güçlü bir dayanışma içinde olup, eski gelenek ve göreneklerine son derece bağlıdırlar.
     Kabile reisi olan şeyh -ki sözlük anlamı ihtiyar demektir- geleneklerden ve kişisel saygınlıktan doğmuş, hiçbir kuralla sınırlandırılamayan geniş bir otoriteye sahiptir. Eskiden şeyhler, kabile içinde çıkan anlaşmazlıklarda hakemlik görevi yapar, gençlerin savaşçı ve cesur kimseler olarak yetiştirilmesini sağlar, savaşları idare ederdi. Savaşlarda yenilen tarafın bütün eşyaları talan edilir, karı-kız ve çocuklar da esir olarak götürülürdü. İntikam peşinde koşmak ve kan davası gütmek gibi âdetler, bu devrin kalıntılarıdır.
     Bedevi kabileler, bugün bile birbirleriyle sürekli mücadele halindedir. Gerek bir olaya misilleme olarak, gerekse şahsi şereflerini korumak amacıyla birbirlerine silahlı baskınlarda bulunurlar. Yabancı bir grup tarafından, aile bireylerinden biri öldürülen sıradan bir kabile üyesi bile, onun intikamını bizzat almak hususunda kendini görevli hisseder. Bu gibi durumlarda resmi makamlar, ölen ve öldüren taraflar arasındaki kan davasının giderilmesi işini, genellikle her iki kabilenin reislerine bırakır.
     Bedevilerin, yani çöl adamlarının göze çarpan en önemli karakteristik özelliklerinden biri; suçlanma ve yenilgiye karşı savunma yerine saldırı tepkisi vermeleridir. Bu davranış, geleneksel “cihad”(1) çağrısının toplumda neden yer ettiğinin açıklanmasına yardımcı olacaktır.
     İslamiyet konusunda sayısız görüş ileri sürmüş olan yazar Shouby’ye göre; “İslamiyet’in başarısı, Arap kabileleri arasındaki geleneksel mücadelenin hedefini dış dünyaya çevirmek olmuştur. Peygamber, çölün barış nedir bilmeyen ve sürekli mücadele içinde olan kabilelerine barışı telkin etmiş ve onlardan Medine hükümetine itaat etmelerini istemiştir. Halife Ebubekir’in ileri görüşlü siyaseti olmasaydı, kabile güçleri İslamiyet’in temel düşmanına karşı birleşme ve mücadele etmeye yönlendirilemezdi…” şeklindedir.
     Bedevilerin uçsuz bucaksız çöllerde, kuru vadi yataklarında dolaşmalarından dolayı, oldukça özgür ve bağımsız, ama basit bir yaşantıları vardır. Konukseverlik, tokgözlülük, onur duygusu ve özgürlük merakı, Bedevilerin hayranlık uyandıran özellikleridir. Hürmetleri boldur. Ancak, disipline edilemez bir karaktere sahiptirler. Çalışmaktan nefret eder, yağmadan, çapulculuktan hoşlanırlar. Cesur insanlardır. Hafızaları kuvvetli, gözleri keskin, iz sürme ve doğadaki hareketliliği okuma yetenekleri çok gelişmiştir. Giyinmeye önem vermezler. Bazıları ayakları çıplak olarak gezer.
     Bedeviler, özellikle geceleri çölde yol alırken, yıldızlardan yararlanırlar. Gökyüzü, onlar için, en ufak sokaklarını bile son derece iyi bildikleri bir şehir gibidir. Rüzgârların yönüne ve bulutların rengine bakıp yağmur yağıp yağmayacağını rahatlıkla tayin ederler. “Beyaz bulut boştur. Kırmızı bulut az yağmur, kara bulut çok yağmur getirir” sözü, bir Bedevi atasözüdür.
     İz sürme yetenekleri çok gelişmiştir. Öyle ki, kumlar üzerine bırakılan izlere bakıp, oradan geçen kişinin hangi kabileden, genç ya da ihtiyar, erkek veya kadın olduğunu söyleyebilirler. Keza, kilometrelerce öteden gördükleri hayvan sürüsünün cinsini, hangi kabileye ya da aile grubuna ait olduğunu bilecek kadar görüşleri kuvvetlidir.
     Bedevilerin yabancı topraklara sızma ya da fetih yoluyla ele geçirilen ülkelerdeki verimli alanlara yerleşme eğilimleri, tarihin çok eski devirlerinden kalma bir alışkanlıktır. Asırlardır göçebelerin, sürülerini otlatmak amacıyla, ilkbaharda Suriye’nin Golan tepelerine geldikleri, sonbaharda ise yeniden Arabistan’a göç ettikleri bilinmektedir. 1921 yılında, Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye toprakları hudutlandırıldığı halde, bu göç yine de devam etmiştir.

(1) Arapça’da; güçlük, sıkıntı ve emek anlamındaki “Cehd” kökünden gelen bu kelime, bir araya getirilen maddi ve manevi bütün güçlerin, yüksek gayeye ulaşmak için iyi niyetle Allah yolunda kullanılmasıdır.

Yazar hakkında

Yorum Ekle